Lisenin o gıcır gıcır parlatılmış koridorlarında yankılanan adımlar, kafamdaki planların temposuna asla yetişemiyordu. lise vesaire derken, okulun kulüplerinden, kütüphanesinden ve o hareketli havasından bir türlü kopamamıştım. Zaten kopmak da istemezdim; çünkü benim dünyam buradaydı, insanların maskelerinin arkasındakileri yakalamaya çalışmakla geçiyordu günlerim. Öğretmenlerimin göz bebeğiydim, arkadaşlarımın ise sırdaşı... Sevim’in bitmek bilmeyen neşesi, Banu’nun her şeye mantıklı bir süzgeçten bakan o şüpheci yapısı ve ben... Biz üçümüz, okulun bahçesindeki o eski bankta otururken hayatımız son derece sıradan, lise çağının o tatlı karmaşası içinde akıp gidiyordu.
O sabah da çaylarımızı karton bardaklardan yudumlarken kahkahalarımız havada uçuşuyordu. Sevim, elindeki fizik kitabını sallayarak bana takıldı:
— "Kız Berfin, dün hocanın tahtaya yazdığı o lanet soruyu çözebildin mi yoksa yine cinayet romanlarındaki gibi gizli bir formül mü uydurdun?" diye sordu gülerek.
Göz kırparak omuz silktim:
— "Kopya değil, strateji canım," dedim. "Hayat da tıpkı bir polisiye roman gibidir; ipuçlarını toplarsın, parçaları birleştirirsin ve geriye sadece gerçeğin kendisi kalır."
Banu ellerini iki yana açıp gözlerini devirdi:
— "Yine başladı bizimki!" dedi. "Alt tarafı bir vektör sorusu, altını üstüne getirdin ortalığın. Yakında okulu detektiflik bürosuna çevireceksin."
Tam o sırada, bahçenin kalabalığı içinde müdürümüz Hakkı Bey göründü. Hakkı Bey, okuldaki çalışkan, potansiyelli öğrencilere karşı gösterdiği o aşırı ilgi ve babacan tavırlarıyla bilinen biriydi. Doğrudan bizim banka doğru adımladı. Yüzünde her zamanki o güven veren, sıcak tebessümü vardı.
— "Günaydın kızlar, iyi dersler," dedi ellerini arkasında birleştirerek. "Bölüyorum ama sizinle paylaşmam gereken çok önemli bir haberim var."
Merakla başımızı kaldırdık. Müdür devam etti:
— "Şehir merkezinde yeni açılan, sadece seçkin ve başarılı öğrencilerin alındığı çok özel bir dershane var. Normal şartlarda fiyatları bütçenizi aşar, uçuk rakamlardır; ancak okulumuzla yapılan özel bir protokol sayesinde burası sizin gibi başarılı ve çalışkan öğrenciler için tamamen ücretsiz hale getirildi. Sadece bizim özel olarak seçtiğimiz birkaç ismi buraya yönlendiriyoruz. Bence bu fırsatı sakın kaçırmayın, geleceğiniz için harika bir basamak olacak."
Müdürün bu ani ve fazlasıyla cömert teklifi karşısında Sevim ve Banu heyecanla birbirlerine baktılar. Ben ise her zamanki o sorgulayan iç sesimle müdürü süzdüm. Bedava peynir sadece fare kapanında olurdu derlerdi ama ortada kötü bir şey görünmüyordu. Hem, gidip görmekten ne zarar gelebilirdi ki?
— "Ne diyorsunuz kızlar, bir gidip bakalım mı?" dedim, merakıma yenik düşerek.
Banu omuz silkti:
— "Bedava dershane kime batar? Gidip görelim bakalım şu harikalar diyarını."
Ertesi gün ders bitiminde, Sevim, Banu ve sınıftan birkaç arkadaşımızla birlikte o çok bahsedilen yeni nesil dershanenin kapısından içeri adım attık. Beklediğimizin aksine burası kasvetli, boyası dökülmüş sınıflardan oluşan bir yer değil; rengarenk oturma alanları, ferah çalışma salonları ve modern kafeteryasıyla adeta lüks bir yaşam merkezini andırıyordu.
İçeri girdiğimiz an Sevim hayretle soluklandı:
— "Oha, burası inanılmaz!" dedi gözleri parlayarak. "Hayatımda bu kadar güzel bir yer görmemiştim."
Banu bile bu estetik karşısında etkilenmişti:
— "Adamlar işi biliyor valla, burada insan sabaha kadar ders çalışır."
Öğretmenler ise üzerimizdeki o resmiyeti bir çırpıda siliyordu. Her biri sanki hocamız değil de büyük abimiz, ablamız gibiydi; son derece güler yüzlü, ilgili ve tatlı dilliydiler. İlk derse girdiğimizde, buradaki öğrencilerin ne kadar memnun olduğunu, herkesin adeta büyük bir aile ortamında gibi hissettiğini kendi gözlerimizle gördük. Kimse şikayetçi değildi, herkes halinden memnundu.
Tenefüs sırasında dinlenme alanındaki koltuklara yayılmış, ortamı incelerken yanımıza aynı sınıftan Berk geldi. Berk’in gözlerinde hep o askeri okullara, karargahlara duyduğu tutkulu bir pırıltı olurdu. Elindeki soğuk içeceği yudumlarken yüzünde kocaman bir gülümseme vardı.
— "Nasıl ama?" dedi Berk, derin bir hayranlıkla etrafı süzerek. "Ben buradaki öğretmenlerle biraz sohbet ettim adamlar sadece ders anlatmıyor, resmen vatan sevgisi, disiplin ve bu milletin bilincini aşılıyorlar. Zaten içimde hep bir asker olma isteği vardı, ama buradaki hocalarla konuştuktan sonra bu vatan bilinci içimde daha da büyüdü. Kesinlikle askeri sınavlara buradan hazırlanacağım, adamlar inanılmaz vizyoner."
Arkadaşlarımın gözlerindeki o coşku ve hayranlık odanın içini doldururken, ben derin bir nefes aldım. Her şey o kadar kusursuz, o kadar tatlı ve düzenli ilerliyordu ki... Tam da bu kusursuzluk, zihnimin bir köşesinde sirenlerin çalmasına neden oluyordu. İnsanlar bu kadar kusursuz bir tabloyu sunarken arka planda ne saklıyorlardı acaba?

