Beş Ay Önce...
Kasım ayının başları, havanın buz kestiği, rüzgârın Mimarlık ile İktisat Fakültesi arasındaki koridorlarda uğuldadığı tekinsiz bir akşamüstüydü.
Rüya’nın otoparkta, kimse yokken baş başayken kalbini ve duygularını Göktuğ’un önüne serdiği, Göktuğ’un ise onu hiç acımadan en soğuk haliyle reddettiği o meşum günün gecesi...
Kampüsün hemen dışındaki lüks bir barın VIP salonunda, yoğun bir sigara dumanı ve viski kokusu hâkimdi. Masanın etrafında Göktuğ, Can, Berk ve gruptan birkaç kişi daha oturuyordu. Göktuğ, deri koltuğuna kurulmuş, elindeki bardağı ağır ağır sallayarak içindeki buzların tıkırtısını dinliyordu. Yüzünde o zamanlar herkese gösterdiği o kibirli, ulaşılmaz ve umursamaz maskesi vardı.
Can, sigarasından bir nefes çekip kahkahayla Göktuğ’un omzuna vurdu.
"Oğlum akşamüstü otoparktaki neydi öyle ya?" dedi Can, gözlerini devirerek. "Göktuğ’u yalnız yakalayıp açılırım sanmış herhalde! Şu İç Mimarlıktaki kız... Adı neydi, Rüya mı? Baş başayken sana aşkını ilan etmiş manitan gibi! Ulan hiç mi utanması yok bu milletin?"
Berk masadaki fıstık tabağını önüne çekip kıkırdadı. "Ama Göktuğ hakkını verdi. 'Senin benim yörüngeme girmene imkân yok' deyip kızı tek kelimeyle gömdü. Kız bir daha senin yanına yaklaşamaz herhalde."
Göktuğ viskisinden bir yudum alıp dumanı üfledi. Yüzünde en ufak bir pişmanlık ya da mahcubiyet yoktu. "Salak salak işler," dedi düz, umursamaz bir sesle. "Bir iki kere kütüphanede göz göze geldik diye kendini bir şey sandı. Baş başa kalınca hemen döküldü. Benim tarzım olmadığını anlaması gerekiyordu."
"Kız harbi saf ama ha," dedi Can, kadehini masaya vurarak. "Sanki lise aşkı yaşıyor. 'Senden başkasını görmüyorum' falan... Ulan böyle tipler hâlâ kaldı mı piyasada? Kız resmen 'ben masum bir kızım, beni harcayın' diye bağırıyor."
Berk aniden gözlerini parlatıp öne doğru eğildi. Yüzünde sinsi bir gülüş belirdi.
"Beyler... Aklıma efsane bir fikir geldi," dedi Berk, Göktuğ’a bakarak. "Göktuğ, madem kız sana bu kadar takık ve madem 'asla benim yörüngeme giremez' dedin... Var mısın bir bahse?"
Göktuğ kaşını hafifçe kaldırdı. "Ne bahsi?"
"Kızı tavlayacaksın," dedi Berk, gözlerini kısarak. "Ama öyle bir haftalık falan değil. Bayağı sevgili olacaksın onunla. O senin etrafında dolanan havai kızlar gibi olmadığını sanıyor ya... Bakalım o masum, gururlu Rüya’nın o duvarlarını yıkıp sana tamamen teslim olması ne kadar sürecek?"
Can masaya bir vurup kahkahayı bastı. "Oha! Efsane olur lan! Göktuğ hayatta uğraşmaz o kızla. Kız tam bir drama kraliçesi, iki güne Göktuğ’un beynini yer 'beni niye aramadın' diye."
Göktuğ arkasına yaslandı. Bardağındaki buzları çevirmeye devam etti. "Uğraşmam," dedi soğukça. "Vaktimi öyle uyduruk işlerle harcayamam. Değmez."
"Korktun mu yoksa bro?" dedi Berk, Göktuğ’un gururuna damardan basarak. "O kızın o saf gururunu kıramam diye mi korkuyorsun? Hatta dur, çıtayı yükseltiyorum. Altı ay! Altı ay boyunca o kızla çıkacaksın, kızın ilki olacaksın, o iffet abidesi hallerini yerle bir edeceksin ve altı ayın sonunda 'sıkıldım' deyip bırakacaksın. Yapabilir misin?"
Can cebinden cüzdanını çıkarıp masaya 1000 lira nakit koydu. "Ben Can olarak masaya binliğimi koyuyorum. Masadaki herkes biner lira koyacak. Eğer altı ay boyunca o kızı parmağında oynatıp ilki olmayı başarırsan, bu masadaki herkes sana biner lira öder. Artık toplamda ne kadar toplarsak... Ama yapamazsan, kıza gerçekten aşık olursan ya da kız seni terk ederse, sen bize kişi başı biner lira ödersin. Ne diyorsun?"
Masadaki diğer üç kişi de gaza gelip cüzdanlarından biner lirayı masaya bıraktı. Masanın ortasında beş bin liraya yakın nakit para birikmişti.
Göktuğ masanın ortasındaki paralara, ardından arkadaşlarının meydan okuyan bakışlarına baktı. İçindeki o karanlık, insanları manipüle etmekten ve gururlarıyla oynamaktan beslenen ego şahlanmıştı. Rüya onun için sadece bir hiçti; gururunu tatmin edeceği basit bir piyondan ibaretti.
Göktuğ hafifçe gülümsedi. O acımasız, tekinsiz tebessüm yüzüne yayıldı.
Kadehini masadaki paraların üzerine doğru kaldırdı.
"Kızın aklını başından almam iki haftamı almaz," dedi Göktuğ, sesi kendinden emin ve buz gibi çıkarak. "İki hafta sonra ayağıma gelip yalvaracak. Altı ayı doldurmayı bırakın, o kızı tamamen kendi oyunumun kölesi yapacağım. Paraları şimdiden benim hesabıma yazabilirsiniz beyler."
Kadehini Can’ın kadehine tokuşturdu.
O gece, barın loş ışıkları altında kibirle gülüşen adam, bir kadının masumiyetini, güvenini ve geleceğini beş bin liralık bir bahis masasında satmıştı.
O gece Göktuğ, hayatının en büyük günahına imza attığını ve o masaya koyduğu şeyin sadece para değil, kendi ruhu olduğunu henüz bilmiyordu...