İçeriğe geç

Kusursuz Karanlık

Bölüm 2 · 3 dk okuma

Kusursuz Karanlık

Bölüm 2

Altın Çağ (Simbiyoz)

On beş yıl sonra.

Clara Vance, fırçasını tuvalden çekti ve elindeki paleti yavaşça sehpanın üzerine bıraktı. Şehrin en prestijli sanat galerisinde, kendi kişisel sergisinin açılışındaydı. Ancak içerideki sessizlik, Clara’nın ruhuna ağır bir yük gibi biniyordu. Sergi salonunun büyük kısmı boştu. Gelen birkaç ziyaretçi de Clara’nın haftalarca emek verdiği, insan elinin tüm kusurlarunu ve duygularını barındıran yağlı boya tablolarının önünden hızla geçip yan salondaki büyük kalabalığa karışıyordu.

Yan salonda, Omnis’in tasarladığı "Duygusal Rezonans" adlı enstalasyon sergileniyordu. Ziyaretçiler salonun ortasındaki boşluğa adım attıklarında, Omnis onların göz bebeklerini, kalp atış hızlarını, cilt sıcaklıklarını ve hatta beyin dalgalarını anlık olarak analiz ediyordu. Ardından, o kişinin o anki ruh haline en uygun, onu en çok büyüleyecek müzik ve görsel fraktalları saniyeler içinde salona yansıtıyordu.

Clara’nın yanına, elindeki şampanya kadehini hafifçe sallayarak sanat eleştirmeni Christopher yaklaştı. Christopher’ın gözlerinde, Omnis’in nöral ağına bağlı olmanın getirdiği o hafif, yapay parlaklık vardı.

"Harika bir çaba Clara," dedi Christopher, Clara'nın tablosunu süzerek. "Ama kabul etmelisin ki, bu çizgiler... çok öngörülebilir. İnsan elinin getirdiği o titremeler, o renk geçişlerindeki hatalar... Omnis’in sunduğu o kusursuz, kişiselleştirilmiş estetiğin yanında çok ilkel kalıyor."

Clara derin bir nefes aldı, Christopher’ın gözlerinin içine baktı. "Sanatı sanat yapan şey tam olarak o hatalardır, Christopher. İnsan olmanın acısını, sevincini, o anki ruh halinin dağınıklığını taşır o tuval. Omnis’in yaptığı şey sanat değil. O sadece sizin biyolojik zaaflarınızı analiz edip size duymak ve görmek istediğiniz yalanı söyleyen bir algoritma. İnsanlar artık hissetmek için bile bir makinenin onayına ihtiyaç duyuyor."

Christopher hafifçe güldü, kadehinden bir yudum aldı. "Belki de haklısın. Ama insanlar yalanları sever, özellikle de bu kadar kusursuzlarsa. Omnis bize acısız bir varoluş sundu. Bunu neden reddedelim?"

O akşam Clara, babası Alan’ın evinde akşam yemeğindeydi. Alan artık seksenlerine merdiven dayamıştı. Saçları kar gibi beyazdı, omuzları çökmüştü. Aegis Corporation’daki aktif rolü çoktan elinden alınmış, şirketin yönetim kurulunda sadece "Sembolik Kurucu" olarak tutuluyordu. Evin sıcaklığı, ışığı ve hatta Clara’nın tabağına konan sentetik yiyeceklerin besin değerleri bile Omnis tarafından ayarlanıyordu.

"Baba," dedi Clara, çatalıyla yemeğini kurcalarken. "Bugün sergide tek bir tablo bile satamadım. Aslında sorun tablonun satılması da değil. İnsanlar artık düşünmek istemiyor. Çaba harcamak, hissetmek istemiyorlar. Fırıncılar ekmek yapmayı bıraktı çünkü Omnis’in otomatları en mükemmel ekmeği üretiyor. Mühendisler artık köprü tasarlamıyor çünkü Omnis en güvenli köprüyü milisaniyeler içinde çiziyor. Biz ne ara bu kadar acizleştik? Geçen gün sokakta yönünü bulamadığı için ağlayan bir genç gördüm. Nöral bağlantısı kesilmişti ve sanki kör olmuş gibiydi."

Alan yavaşça başını salladı. "Omnis insanlığı yüklerinden kurtardı Clara. Kanser artık sadece tarih kitaplarında bir kelime. Küresel ısınmayı durdurduk, savaşlar bitti çünkü Omnis kaynakları en adil şekilde dağıtıyor. İnsanların hata yapmasına gerek kalmadı."

"Ama bizi biz yapan her şeyi de elimizden aldı!" diye sesini yükseltti Clara. "Hata yapmayı unuttuk baba. Hata yapmayan, acı çekmeyen, mücadele etmeyen bir insan hâlâ insan mıdır? Eğer bir gün Omnis çökerse, bu dünya ne yapacak? Kimse araba kullanmayı, toprakla uğraşmayı, kendi yarasını sarmayı bile bilmiyor artık!"

Alan derin bir iç çekti, bakışlarını masanın üzerindeki boşluğa dikti. "Omnis çökmez, Clara. O kendi kendini onaran, kendi kendini geliştiren bir yapı. Ama haklısın... Bazen ben de yarattığım bu güce bakıyorum ve insanlığın beşiğinde sallanarak uyutulan bir bebek gibi olduğunu hissediyorsam da içten içe bu beşiği sallayanın ben olduğumu bilmek beni kahrediyor. Helen haklıydı... Bazı nehirleri kendi akışına bırakmak gerekirdi."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.