İçeriğe geç

Kusurlu temas

Bölüm 6 · 3 dk okuma

Kusurlu temas

Bölüm 6

6.bölüm

6. BÖLÜM

Araba, şehrin ıssız ve karanlık kıyısındaki eski bir endüstriyel binanın önünde durdu. Paslı demir kapılar, etrafı saran yüksek beton duvarlar ve rüzgârın savurduğu çöp poşetleri... Burası Damon’ın krallığı, dış dünyadan tamamen izole edilmiş kişisel sığınağıydı.

Motoru kapattığı an arabanın içini ağır bir sessizlik kapladı. Damon bir süre direksiyona basılı tuttuğu ellerine baktı, ardından kapısını sertçe açıp dışarı çıktı. Yan tarafa geçip benim kapımı açtı, kolumdan tuttuğu gibi beni dışarı çekti.

"Yürü," dedi tek kelimeyle.

Sessizce peşine takıldım. Yıkık dökük binanın ikinci katına çıkan dar, demir merdivenleri tırmandık. En üstteki çelik kapıyı anahtarıyla açıp içeri girdiğinde, beni de arkasından içeri çekip kapıyı arkamızdan kilitledi.

İçerisi, dışarıdaki harabeye tezat bir şekilde loft tarzı modern ama oldukça karanlık tasarlanmış devasa bir daireydi. Siyah deri koltuklar, açıkta bırakılmış tuğla duvarlar ve koca bir camdan görünen şehrin silüeti...

Damon üzerindeki kanlı tişörtü tek bir hamlede çıkarıp kenara attı. Sırtındaki ve göğsündeki irili ufaklı yara izleri, koyu renkli dövmelerinin arasında birer madalya gibi duruyordu. Kaslı gövdesi, hızlı nefes alıp verişiyle inip kalkıyordu. Banyoya doğru yürüdü, bir iki dakika sonra elinde bir ilk yardım kutusu ve ıslak bir havluyla geri döndü.

Kutuyu sehpanın üzerine sertçe bıraktı. Orta masanın önündeki deri koltuğa geçip oturdu ve bana baktı.

"Gel buraya."

Ayağım geri geri gitmek istese de adımlarım ona doğru kaydı. Yanına vardığımda kolumdan tutup beni dizlerinin arasına, doğrudan yere oturttu. Kendisi koltukta, ben ise onun bacaklarının arasında, yerde kalmıştım.

"Ne yapıyorsun?" diye sordum, sesim kısıktı.

Cevap vermedi. Islak havluyu alıp yüzümdeki ve boynumdaki kan lekelerini silmeye başladı. O sert, acımasız elleri şimdi inanılmaz bir hassasiyetle hareket ediyordu. Havlunun soğukluğu tenime değdikçe ürperiyordum ama Damon’ın dizlerimin iki yanını sıkıca kavrayan bacakları beni tamamen hapsetmişti.

"Sana zarar vermelerine izin vermemeliydim," dedi ansızın. Sesi o kadar alçak ve pürüzlüydü ki bir an için yanlış duyduğumu sandım. Başını bana doğru eğmiş, gözlerini yüzümün her detayında gezdiriyordu.

"Senin suçun değildi..." diye fısıldadım. Dudaklarımın titremesine engel olamıyordum. "Ayrıca... beni korumak zorunda değilsin."

Damon sildiği havluyu kenara attı. Parmakları yavaşça boynuma, az önce o herifin sıktığı çürümeye yüz tutmuş kırmızılığa kaydı. Başparmağıyla orayı hafifçe okşadı. Gözlerinde beliren o saf öfke ve ardındaki derin karanlık içimi titretti.

"Seni korumak zorunda değilim," dedi, yüzünü yüzüme doğru indirerek. "Ama seni başka kimseye veremem Ryder. Anlamıyor musun? Sen o kapıdan içeri girdiğin an benim haritam değişti. İçimdeki o gürültüyü sadece senin o dik başlı, korkusuz bakışların susturuyor."

"Ben senin oyuncağın değilim Damon," dedim, ellerimi onun dizlerine koyup güç almaya çalışarak. "Beni böyle yönetemezsin."

"Seni yönetmek istemiyorum," diye gürledi fısıltıyla. Elleri saçlarımın arasına kaydı, başımı geriye doğru çekip yüzümü tamamen ortaya çıkardı. "Seni tamamen yıkmak, sonra da sadece bana ait olacak şekilde yeniden inşa etmek istiyorum."

Gözlerindeki o tehlikeli tutku, zihnideki tüm mantık duvarlarını yıktı. Nefeslerimiz birbirine karışırken aramızdaki son direnç kırıldı. Damon daha fazla beklemedi; dudaklarını dudaklarıma sertçe, aç bir hırsla bastırdı.

Bu yumuşak bir öpücük değildi. Bir savaş, bir mülkiyet iddiasıydı. Dudaklarının baskısı kanımı tutuştururken ellerim istemsizce onun çıplak omuzlarına, oradan ensesine kaydı. Onu geri itmem gerekiyordu, beni kendi karanlığında boğmasına izin vermemem gerekiyordu ama ben de en az onun kadar acıkmış gibi ona karşılık verdim.

Damon altımdan derin bir hırıltı çıkararak beni belimden tuttuğu gibi havaya kaldırdı ve doğrudan kucağına çekti. Bacaklarım iki yanına dolanırken öpücüğü daha da derinleşti, nefesimizi kesecek raddeye geldi. Beni tamamen yutuyor, kendi benliğimi unutturuyordu.

Geri çekildiğinde ikimiz de soluk soluğaydık. Alnını alnıma dayadı, gözleri kararmıştı.

"Şimdi söyle bakalım küçük piç," dedi sesi alaycı ama bir o kadar da yakıcı bir arzuyla doluyken. "Hâlâ kaçmak istiyor musun benden?"

Dudaklarımı ısırıp gözlerinin tam içine baktım. "Senden nefret ediyorum," dedim.

Damon’ın dudaklarının kenarı o çok iyi bildiğim tehlikeli kıvrımla yukarı kalktı. "Biliyorum," dedi ve tekrar dudaklarıma kapandı. "En çok da bu nefretini seviyorum."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.