Kendimi bir kuş kadar özgür hissediyordum yere süzülen uçağın camından bakarken. 5-10 dakika kadar sonra kendimi uçağın merdivenlerinden inerken buldum. 10 yaşında ayrıldığım İstanbul'a nihayet 18 yaşında ayak basabilmiştim.
Merdivenlerden indiğim gibi telefonumu uçak modundan çıkarıp halamın attığı konuma girdim. Küçükken yaşadığım eve gidecektim. Evimiz havalimanına 10 dakika yürüme mesafesinde olduğu için kulaklığımı takıp şarkı açtım ve konuma bakarak yürümeye başladım. Sokağa girdiğimde değişmeyen tek şeyin bizim evimiz olduğunu gördüm. Kimi evlerini tamamıyla yenilemiş kimi ise sadece boyatmıştı. Acaba o hâlâ burada mı diye düşünürken bir yandan da sokağı inceleyerek evin önüne gidip cebimdeki anahtarla kapıyı açtım. Kimse evdeki anılarımıza dokunmak istemediği için eşyalar hâlâ duruyordu. Evin havalanması için tüm camları açıp biraz da evi gezdikten sonra üstümü değiştirip evden çıktım.
Aslında amacım biraz dolaşmaktı ama kalbim nereye götürüyorsa oraya gittim. Ayaklarım durduğunda kafamı kaldırarak koskoca mezarlığa göz gezdirdim. Demir kapıdan içeri girip mezar taşlarındaki isimlere göz gezdirmeye başladım. Sonunda onların ismini gördüğümde yavaşlamış adımlarım, hızlanmış kalbim ve dolmuş gözlerimle yanlarına gittim. Zübeyde Özer ve Engin Özer, sevgili annem ve babam...
8 yıl önce üçümüz bir arada, son kez, arabanın içerisindeydik. Annem ve babam anlayamadığım bir sebepten dolayı kavga ediyorlardı. Titreyerek arka koltuktan onları izlediğim sırada babamın bağırışı kulaklarımı dolduruyordu "Bu arabadan ya beraber çıkarız ya da cesetlerimiz çıkar." Anlamıyorum, ceset de ne demekti. Devamında annem bağırıyor "Yapma Engin" beni göstererek "Bari onun için yapma." Ama babam sanki onu duymuyordu ve gittikçe daha çok hızlanıyordu. Son hatırladığım şey sert bir çarpmayla öne doğru gidişim. O gün annemler tırın altında kaldıkları için olay yerinde vefat ettiler. Ben ise şanslıydım arabanın arka tarafı tırın altına girmedi ve kemerim de takılı olduğu için kazayı sıyrık almadan geçirdim. Mezarlarının yanında yere çöküp konuşmaya başladım. Önce babamdan hesap sormak istedim.
"Merhaba baba;
Bak 8 yıl sonra karşındayım. Dimdik ayakta duruyorum. Üzülerek söylüyorum ki beni ve hayallerimi öldüremedin. Merak etme ben de o tırın altında ezilmek isterdim. Annemsiz bir hayatı hiçbir zaman isteyemem zaten. Sayende o kadar yalnızım ki anlatamam. Çok mutlusundur sen şimdi. Ya çok merak ediyorum, 5 yaşında sana ne yapmış olabilirim? Hiç mi sevmedin ya beni?"
derken elimle toprağını sıktığımda toprağın ıslak olduğunu fark ettim. Burada kimsemiz yoktu ki bizim, kim sulamıştı annemle babamın mezarını? diye düşünürken arkamdan biri titreyen sesiyle "Ferhat" dedi..
