İçeriğe geç

Kuş

Bölüm 2 · 9 dk okuma

Kuş

Bölüm 2

Kene

Uyandığımda hemen kalkıp yatağımı düzeltirken yastığımın altından elime gelen beyaz papatyayı alıp baktım tabii bakarken gülümsedim. Neden gülümsedim bilmiyorum ama istemsizce oldu.

Sonra bir duş alıp kırmızı, üzeri beyaz baskılı kolları fırfırlı ve büzgülü ayak bileğime kadar gelen elbisemi giyip boynuma altın renkli üzerinde ‘S’ yazan kolyemi takıp kendinden dalgalı belime kadar gelen saçlarımı kuruttuktan sonra yeşil üzerinde beyaz noktalar olan ev terliğimi giyip aşağı indim.

Saat sabahın 06:23’üydü.

Beyaz spor ayakkabılarım giydikten sonra üzerine kendim işlediğim kelebek desenli beyaz bez omuz çantamı aldım ve evden çıktım. Ekmek almaya çıkmışken kendime kitapta alacaktım. Önce çarşıya inip bütün kitapçıları gezdikten sonra kendime iki kitap alıp bakkalı yolunu tuttum. Normalde sabahları sekiz gibi gelirdim her zaman bakkala ama bugün çarşıya gideceğim için özellikle erken çıkmıştım.

Bakkala girip ekmeği aldıktan sonra parayı adama uzatırken arkadan gelen tanıdık sese şaşırdım

Sence tesadüf mü?

-bilmiyorum

Bakkalcı Rıfat abi “Oo Eren’im hoş geldin” adam bir yandan konuşuyor ir yandan bana para üstünü veriyordu “Seni gören cennetlik uzun zamandır uğramıyorsun buraya. Geçen gün bizim çırak seni yine polisten kaçarken görmüş ne yaptın oğlum yine. Dilimde tüy bitti söyleye söyleye bırak bu işleri bak adam gibi bir iş bulalım sana.” ErenDAbi biliyorsun monoton olmayı sevmiyorum, heyecan arı-” derken bakkaldan çıkmak için arkamı döndüğümde beni gördü ve lafını yarıda kesti. “Günaydın” dedi ve ekledi “prenses” ters ters bakıp “Kolay gelsin Rıfat abi” dedikten sonra hızlı adımlarla bakkaldan çıkıp eve doğru yürümeye başladım ama Erenden kurtulamadım, birden yanımda belirdi.

“Neden bu kadar terssin?” diye sordu “Seninle muhatap olmak istemediğimi belli etmek için ters davranmam yeterli değil mi?” ama o bu dediğimi umursamadı ve normal konuşmaya devam etti “Çiçeğimi çöpe atmadın değil mi?” gri eşofmanın cebinden bir tane daha papatya çıkarıp bana uzattı “Attıysan da sorun değil yenisini veririm.” bana uzattığı çiçeği almadan yoluma devam ettim “Bana hala ismini söylemedin. En azından ismini öğrenmeyi hak ediyorum bence.” tam köşeyi dönerken derin bir nefes alıp bana uzattığı çiçeği aldım “Bir daha benimle uğraşma ve peşimi bırak diye söylüyorum. Nisa” dedikten sonra onu arkamda bırakarak konağın bahçesinin kapısından girip arkamdan kapıyı kapattım.

-Neden ters davranıyorsun ki? İyi birine benziyor.

Polisten kaçan ve vücudunun her yerinde dövme olan biri mi iyi biri olacak. Güldürme beni.

-dövmesi olan herkes kötü biri mi?

Annem “kendine zarar veren insanlar iyi biri olamaz” der.

Hemen mutfağa geçip babam uyanmadan kahvaltıyı hazırlamam gerekiyordu. Ellerimi hızlıca yıkayıp babamın sevdiği gibi acılı bir menemen yaparken annem geldi mutfağa. “Günaydın gızım.” kahvaltılıkları tepsiye dizerken “Günaydın anneciğim.” deyip annemin yanından geçerek kahvaltılıkları masaya dizmeye başladım.

Kahvaltı ve mutfağı toplama faslı bittikten sonra babamın isteği üzerine çarşıya bana bir iki parça kıyafet almaya çıkmıştık.

Çarşıdaki dükkanları gezdik uzun kollu koyu kırmızı bileğime kadar uzanan kare boyun bir elbise

Koyu yeşil kemerli ve yüksek bel altı fırfırlı beyaz etek

Beyaz, orman yeşili, ve şarap kırmızısı gömlek

Beyaz tek bantlı süet beş santim uzunluğunda topuklu ayakkabı

Beyaz ucunda inci olan kolye aldıktan sonra eve döndük ama babam bizimle eve gelmeyip kahveye gitti.

Eve girdiğimde direk odama çıkıp elimdeki poşetlerin içindeki kıyafetleri dolabıma astım.

Eve geldiğimizde saat 14:16’ydı.

Babam bizden iki saat sonra gelince annemle birlikte hemen sofrayı kurduk.

Babam televizyon izleyerek yemeğini yerken ben odamda kitap okuyordum.

Annem gelip “sofrayı doplayalım de çıgıyomuşuz.” Annemin arkasından kitabımı yerine koyup salona indim. Yemekleri mutfağa götürdükten sonra annemle bulaşıkları yıkayıp mutfağı topladıktan sonra babam beni yanına çağırdı. “buyur baba.” Başım önde ellerim önümde dikildim babamın karşısında. Babam beni kolumdan tutup yanına oturttuktan sonra saçlarımı okşadı “benim bi denecik gızım. Ben seni çok seviyem biliyin demi.”

-ya evet çok seviyorsun

“biliyorum baba.” Saçlarımı okşuyordu

-ölüyor muyuz?

Çok şaşkınım şuan bilmiyorum.

-ölmek için daha erken değil mi?

“heh hadi şimdi git böğön aldığımız gıyafetlerden en gözelini giyin, tak takıştır, boyalarını sür, saçlarını güzelce yap sonra gel de bi bakayım sana.” Babama kafamı sallayıp odama çıktım.

Kadife şarap kırmızısı uzun kollu vintage kadife zarif patchwork kare boyun balon kol maxi elbisemi giyip boynuma aldığım inci kolyemi ve küpemi taktıktan sonra yeşil gözlerimi öne çıkarmak için biraz göz kalemi ve şeftali tonlarında göz farı ve birazda maskara sürdükten sonra şeftali rengindeki rujumu hafifçe sürdüm.

Kumral saçlarımın ön kısımlarındaki perçemlerimi çıkarıp saçlarımı arkadan beyaz kurdeleli tokamla tutturduktan sonra ayağıma aldığım beyaz topuklu ayakkabılarını giydim ve hazırdım.

Dolaptan yine beyaz vesla marka omuz çantamın içine telefonumu cüzdanımı ve rujumu attıktan sonra aşağı babamın yanına indim. “vay vay vay. Emine.” babam mutfaktaki anneme seslendi. “Gel de şu gızın güzelliğine bak hele.”

…

Bir saat sonra annem ve babamla hazırlanmış evden çıkıyorduk.

Bahçe kapısından çıktığımızda tam arabaya binecekken çöp konteynerinin yanında Eren’i gördüm elinde tuttuğu sigarası ile bana bakıyordu.

Sigarasından son bir nefes çekip yere atıktan sonra ayağıyla ezdi ve bana bakıp gülümsedi.

Babam görse kemiklerimi kırar.

Ben onu umursamadan arka koltuğa geçip camı açtım.

Babam da yerleşince arabayı çalıştırıp gaza bastı.

Eren’in yanından geçerken ikimizde birbirimizin gözlerine baktık ve o bana göz kırptı.

Kırk dakikanın sonunda Suat beylerin konağına giriş yaptık.

Suat beyin şoförü kapılarımızı açınca inip babamın arkasından yürüdüm.

Babam önde annem ve babam arkada girdik konağa.

“Hoş geldiniz, hoş geldiniz, sefa getirdiniz.” Babam Suat abiyle konuşurken annem de Canan hanımla konuştu. “hoş geldin Nisa” Halil’e gülümseyerek kafa salladıktan sonra mutfağa ne geçip yemek masasına oturduk.

Patlıcan kebabı, köfte, peynirli börek, Antep’in meşhur salatası ve un çorbası.

Sofra harikaydı.

Azar azar bütün yemeklerden yedim en beğendiğim patlıcan kebabı ve salataydı.

Yemekten sonra erkekler salona geçerken kadınlar sofrayı toplamaya başladık. Canan teyze “siz geçin oturun ben hallederim.” Dese de annem kabul etmedi.

Yemeğin üzerine birer kahve içtikten sonra çakan kapıyla Canan teyze kapıya baktı. “imam efendi geldi.” İmam niye geldi ki dua mı okuyacak?

Babam, İmam Remzi amcayı görünce kocaman sırıttı. “gel bakalım imam efendi gel.” Remzi amca babamın yanına oturdu ve sohbete başladılar.

Babam, annem ve benim salonda oturmamıza izin vermişti hayırdır inşallah.

“Aç mısın Remzi bey” canan teyze yemek hazırlamak için kalkmıştı ki Remzi amca eliyle oturmasını işaret edip “yok yok otur. Şu işi halledek de gidem ben benim gızı hastaneye götürcem.” Annem “hayrola neyi var gızın” Remzi amca çayından bir yudum alıp “yok yok önemli bişey deel. Geçen golu yandıydı ya onun ilacını yazdırmaya gidecez.”

Annem ne kadar rahat görünmeye çalışsa da çekiniyor sürekli göz ucuyla babama bakıyordu.

Çaylar içildikten sonra Canan teyze elinde bir eşarpla gelip eşarbı bana uzatınca şaşırdım.

Babam, Halil ve beni imamın önüne yere oturttu annem ise eşarbı başıma taktı. Canan teyzenin getirdiği Kur’an-ı alan imam dua okumaya başladı.

-NE

NE

Ne nikahı ya

Gerçek mi bu?

Rüya falan görüyorumdur.

Resmen nikah kıyılıyor bana.

Hem de bana sormadan, haber vermeden.

Babama baktım ama o gülümsüyordu.

Ne düşüneceğini ne yapacağımı şaşırmıştım. Halil kırk yaşındaydı ben ise yirmi bir üstelik bana sorulmamıştı bile.

İmam bir kaç dua okuduktan sonra önce üç kere Halil’e “Şerif gızı Nisa’yı garılığa gabul ettin mi?” Halil ise üç kere “ettim” dedi ve sıra bana geldi “Suat oğlu Halil’i gocalığa gabul ettin mi?” ben bir babama bir anneme baktıktan sonra dolu gözlerimle üç kere “ettim” dedim ve böylece nikah kıyılmış oldu.

Yani sözlendim.

Eve geldiğimizde yatağımda oturmuş ağlıyor ve parmağımdaki yüzüğe bakıyordum. Babama hiç bir şey diyememiştim çünkü korkuyordum.

Annem yanımda benim saçlarımı okşarken ben annemin göğsünde deli gibi hıçkırıyordum.

Bitkin düşene kadar ağladım sonra ise ne zaman uyuduğumu hatırlamıyorum.

Günler böyle geçti

Eren sürekli peşimde dolanıp durdu ve bense sürekli tersledim.

İki hafta geçti ve bir hafta sonra düğünüm vardı. Bugün ise bütün ‘Aile’ toplanıp çeyiz alışverişine gidecektik. Ağlamaktan kızarmış ve şişmiş gözlerimle babamı rezil etmemek adına morarmış göz altlarıma aydınlatıcı sürüp kızarmış yanaklarıma biraz pudra sürdüm.

Giydiğim gül kurusu bilek boy elbisemin yanına nikah günü kullandığım çantayı omzuma taktıktan sonra derin bir nefes alıp aşağıda beni bekleyen babamın yanına gittim.

Babam beni gördükten sonra arabaya giderken ben beyaz spor ayakkabıları giyip annemle birlikte arabaya bindik. Tabii Eren meşhur çöp kovasının yanındaydı yine.

Yorgun gözlerle ona baktım.

Çeyiz eşyaları satan büyük mağazanın önümde geldiğimizde bütün aile burdaydı. Onlar konuşa konuşa içeri girerken ben arkalarından sessizce yürüdüm. Babama boyun eğmekten başka çarem de yoktu ki

-kaçalım

Olmaz. Babamı milletin diline düşüremem

-mutsuzuz

Babam mutlu

-kendine yapma bunu

“Ayy Nisa, bu çok güzelmiş” Canan teyze pardon anne beğendiği karaca marka siyah biorganit steel plus tencere takımı gösterdi bana.

Hangi tencere olması ne fark eder ki hangi tencere olursa olsun o evde yediğin her yemek zehir olacak bana.

“evet güzelmiş” Canan anne oradaki görevliye “bunu alıyoruz” diyerek belirtme yaptıktan sonra diğer malzemelere bakmaya başladı. Bardak takımlarının olduğu bölüme geldiğimizde bu sefer Suat baba bir takım beğendi lav marka 30 parça bardak takımını da listeye ekledikten sonra Canan annenin beğendiği 12 kişilik pembe üzerinde güller olan iğrenç kahvaltı takımı beğenmeyip “daha sade bir şeyler olsa” deyince Halil karaca şahın olan 32 parça 6 kişilik takımı gösterdi “bu daha güzelmiş hem sade ve şık.” Canan teyze de beğendiği için bu takımı da aldık.

Madem zorla evleniyorum en azından eşyalar benim istediğim gibi olsun

Alışveriş tam üç saat sürdü. Gerekli her şeyi listeye eklemiştik mağaza çalışanları dört gün sonra Suat amcanın bize aldığı eve götürecekti.

Bir lokantaya girip birlikte bir yemek yedikten sonra eve döndük.

Babama bir kahve yapıp odama çekildim.

Odama gelen annemin “gızım çarşıdan üç beş bişey sipariş ettiydim Ramazan abinden onları al da gel.” Demesiyle konaktan çıkıp köşeyi dönmemle birine çarpmam bir oldu, kafamı kaldırıp bakınca çarptığım kişinin Eren olduğunu gördüm “önüne baksana” Eren sırıtıp “pardon prenses. Nereye böyle?” düşürdüğüm çantamı alıp “sanane” deyip yanından geçtim o da arkamdan geldi “işin gücün yok mu senin niye sürekli peşimde dolanıp duruyorsun.” Çok hızlı da değil ama yavaşta olmayan şekilde yürüyordum “var, işim sensin.” Ona çaktırmadan gülümsemeye çalıştım. Onunla tanıştığımdan beri her gün bir papatya getiriyordu. Onun getirdiği papatyaları bir kutuya koyup çalışma masamın arkasına saklamıştım.

“Bugün de bir papatya var sana” deyip bir papatya uzattı bana.

Papatyayı alıp elbisemin cebine koydum “neden iki haftadır gözlerin hep kırmızı ve yüzün asık?” nerden anlamıştı bunu

-çocuk kör değil ya

Bunu sormasını beklemiyordum bu yüzden şaşırdım.

Söylemeli miydim? Söylersem belki benden umudu keser Çünkü ben ona göre biri değilim.

“Sanane” şimdilik bilmese de olur ama ısrar edince “sözlendim” dedim. Sesim biraz yüksek çıkmıştı.

Bunu duyan Eren’in şoku yüzünden belliydi. Gözündeki hayal kırıklığı görmüştüm. “ama sen istemiyorsun o adamı değil mi?” Bunu nerden biliyordu. Tam ağzımı açacakken “eğer isteseydin ağlamaktan gözlerin şişmez gülmekten yanakların ağrırdı” dedi. Üzüntüyle durup baktım ona.

‘Kurtar beni bu durumdan’ demek istedim ama diyemedim.

“baban mı” dolu gözlerimle başımı salladım.

Annemin siparişlerini alıp geri dönene kadar ikimizde konuşmadık “ne zaman” dedi sonra ekledi “düğün” diye “bir hafta sonra cumartesi saat 15:30 da başlıyor.”

Eve yaklaştığımda Eren hala peşimden geliyordu “gelme artık, ben sözlü bir kızım seninle görülmem doğru olmaz babamın kulağına gider.” Ama Eren’in gitmeye niyeti yoktu. Aniden durup bir nefes aldım “sana git diyorum yapıştım kene gibi. Sözlü kızdan saha hayır gelmez.” Dedikten sonra hızla bahçeye girdim.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.