Hemen Sonvara’nın yanına gitmek için yola koyulduk ve sonunda yolculuğumuzu tamamladık, küçük bir kulübedeydi tek sorun kulübenin etrafına dizilmiş olan çivilerdi ama kapı tokmağında çivi yoktu heyecanla kapı tokmağını tuttum ve elimi hemen çekip çığlık attım nedeni ise kapının tokmağına güçlü voltajlı elektrik verilmesiydi,Burak ve Poyraz aynı anda yanıma koşup elime baktılar “Leya ne oldu iyi misin?” Dedi Poyraz,Burak hemen atıldı “Leya iyi misin sana bir şey olmadı değil mi?” Diyip bana sarıldı sevecen bir şekilde Burak’ın sarılmasına karşılık verdim ve hemen sonrasında “Arkadaşlar sakin olun ben iyiyim şimdi asıl sorun içeriye nasıl gireceğimiz” Umay “Bence gruplara ayrılalım ve kulübenin çevresine bakınalım belki bir açık buluruz?” Dedi, Yağmur “Sanki sen söylemeseydin biz geri dönecektik Umay” dedi laf soktuğunu sanarak fakat onu umursamadık bile ama ne yalan söyleyeyim gıcık olmuyor da değildim,Umay “Ee kim,kim ile oluyor?”dedi,ve Poyraz hızlı bir şekilde “Ben Leya ile olurum” dedi Burak ise “Sen niye oluyorsun Leya ile ben olacağım hem senden daha uzun süredir tanıyorum Leyayı” dedi sanki bebeklikten beri tanıyormuşuz gibi,Umay araya girdi,sırıtıyordu “Madem ikinizde ablamı istiyorsunuz o zaman sihir büyü kader oynayın tekte bitsin kazanan ablamla” “O da ne?”diye sordum. “Off taş kağıt makas işte” Burak “Ben varım “ Poyraz “Bende varım” dedi nefesler tutuldu,Umay “Üç iki bir!” Dedi Poyraz taş yaptı Burak ise kağıt ve kağıt yaptığı eliyle Poyrazın elini aşağıya doğru itti,Poyraz “Ahh hadi ama adamım” “İşte bu oyun böyle oynanır” herkes güldü “Ama o benden sonra yaptı” diye mızmızlanmaya başladı Umaya ,Burak “Yenilen pehlivanlar ile ilgili bir söz vardı ama neyse” dedi küçümseyici bir sesle ve güldü sonrasında Umay öne atıldı “Bizde Yiğitle oluruz” dedi,Yağmur “Neden siz ikiniz? Her istediğin olamaz Umay biliyorsun değil mi? Zaten Yiğit’in yanından da ayrıldığın yok kuyruk gibi dolanıyorsun peşinde” “Çünkü senin abin yanında ve kuyruk gibi dolandığım falan yok” dedi Umay “Tamam Yiğite soralım o zaman” “Şey aslında Umayla çok iyi takım oluruz hemen kuyruk gibi dolanan biri varsa o kişi Umay yerine ben olabilirim” dedi utangaç bir şekilde Yiğit,çok tatlıydı. Poyraz “Abiciğim bugün ikimiz de kaybettik bravo bize” dedi ve omzuna iki kere teselli edercesine dokundu, yarım saatten fazla bir süre boyunca her şeyi inceledik sonrasında Umayın sesini duyduk,Yiğitle birlikte kulübenin içine doğru giden bir tünel bulmuşlardı.Yağmur hariç hepimiz bu duruma çok sevindik tünelden teker teker ve dikkatli bir şekilde geçtik, içi boş gibiydi bağırmaya başladık “kimse yok mu?” Cevap gelmedi en sonunda demin seçtiğimiz kişilerle oda oda gezdik,odaların birinde arkası dönük beyaz uzun saçlı yarısı toplanmış yarısı açık bırakılmış bir adam bulduk büyük ihtimalle Sonvaraydı havada bacaklarını birbirine geçirmiş ve ellerini birleştirmişti odaya bir adım attık ve arkamızda kalan kapı sert bir şekilde kapandı anlık korkudan,Burak’ın kolunu tuttum,konuya ilk Burak girdi “Sonvara yardımına ihtiyacımız var” cevap gelmedi,bir anda hareketlendik ve o karşımızdaydı bizi bir parmağıyla havada sürükleyip karşısına almıştı sanki,sanki bir anlık nefesim kesilmişti ve haliyle Burakta şaşırmıştı işte sonunda konuşmaya karar vermişti “Bugünün geleceğini biliyordum şimdi size bir görev vereceğim yaklaşık beş ile on cm aralığında olan Cullinan Elmasını bana iki gün içerisinde bu diyarın ormanlık alanında bulun ve bana getirin unutmayın ki elmas yoksa sizi kara bulut üçgenine götürecek harita da yok,şimdi bana hiçbir şey sormadan çıkın” Hiçbir şey demeden çıktık, Burak “Biz o kadar değerli bir elması bu kadar sürede nasıl bulacağız ki” dedi haksız olmadığı ise apaçık ortadaydı”Doğru söylüyorsun şimdi bizimkileri çağıralım”dedim ve diğer odalardan herkesi çağırıp bir araya toplandık, onlara olanları anlattık,Poyraz ”Sihirlerinizin kesin bir katkısı olacaktır”dedi ve Umay,Yiğit,Yağmur üçlüsüne tek tek baktı, Yiğit “Yani tabii kullanırız ama belirli şeyler için yoksa anlattığımız gibi sonsuza dek sihir yapamayız”Umay öne atıldı “Hadi şu elmasın özelliklerini öğrenelim”dedi ve ellerini önünde hareket ettirerek havada bir tablo çıkardı sanırım yine hologram’dandı,Umay konuşmaya devam etti “Şaka gibi bu elmas Dünyanın en büyük elması olarak bilinen Cullinan elması ham hali 3.106 karat ayrıca bulmamızı en zorlaştıracak yer rengi olacak çünkü şeffaf,ama bu elmas şuanda Londra kulesinde sergileniyor ve İngiliz kraliyet asasına yerleştirilmiş durumda yani bu elmasın bu diyardaki herhangi bir ormanda olması imkansızdan da ötede!” “Ne! O kadar değerli bir elmas hemde burada,bu adamın kafası yanmış resmen!” Dedi Poyraz,ben ise öne atıldım “Arkadaşlar yapacak bir şey yok burada böyle boş boş durmayacağımıza göre aramaya koyulacağız” Burak “Leyaya katılıyorum” Poyraz “Ha diyar sizin diyarınız valla kurtaramazsak ben Lenyanın kucağında İstanbula kadar uçarım haberiniz ola” dedi bütün bu kaosun içinde,ama yalan yok herkes kıkırdamaya başladı, bu arada hava kararmıştı tabii doğrudan kaldığımız yere gitmeye gitmek için yola koyulmuştuk,kaldığımız yere vardığımızda güzelce bir sofra kurup yemek yedik yemekten sonra elmas hakkında konuşmamız gerekiyordu,Umay başladı konuşmaya “Şuan bu masadaki herkes bir plan kurmamızı bekliyor fakat aynı şey hakkında üst üste konuşmamızın bir manası yok aynı zamanda kafa dağıtmalı,eğlenmeliyiz”Yağmur,Umayın sözünü kesti “Eğlenmek mi? Sen bizimle dalga mı geçiyorsun bizim burada olmamızın amacı koskoca bir diyarı kurtarmak eğlenmek değil o elmasın ne kadar değerli olduğunu bilmiyor musun? Şimdi bunu düşünmek yerine eğlenmeye mi çalışalım?” Yiğit hemen araya girdi “Yağmur biraz sakin mi olsan ayrıca bence Umay haklı bütün akşam elmas hakkında konuşursak daha çok yorulacağız ve daha çok strese gireceğiz zaten yapmamız gereken şey belli ormana gitmek ve elması aramak bunun üstünde ne kadar daha durabiliriz ki?”Umayın Yağmurun konuşmasından sonra canı sıkıldığı belliydi e haklıydı da fakat Yiğitin sözlerinden sonra üzüntünün yerini bir sevincin kapladığı da fark ediliyordu tabii.Burak”Ben Umaya katılıyorum hem en son ne zaman sihirli bir diyara geldik ki?”dedi haklıydı da en son ne zaman bir masalın tam ortasına düşmüştük ki?” Bende katılıyorum”dedim sonrasında herkes bir köşeye çekildi.Yiğit ile Umay yatağın üzerinde oturmuş şarkılar hakkında sohbet ediyorlardı,Yağmur ile Poyraz tahmin ettiğim ve duyduğum kadarıyla aileleri hakkında sohbet ediyorlardı fakat hararetli değildi aksine birkaç kere gülüştüklerine şahit olmuştum.Burak ile ben ise dizi filmler hakkı da konuşuyorduk,Burak”Hadi ikimiz de aynı anda en sevdiğimiz türk dizisini söyleyelim”dedi ben ise “Tamam”dedim enerjik bir şekilde Burak üçten geriye saydı ve “Muhteşem Yüzyıl!” Dedik,ne nasıl yani onca türk dizisi varken ikimizinki de aynı mıydı? “Yok artık bu uyum fazla!”diyerek Umay geldi ve Burak’a anlamadığım bir şekilde göz kıptı,ben ise “Sen yiğitle değil miydin neden geldin?”dedim birbirimizi o kadar uzun süre tanımasak da aramızda abla kardeş diyalogları geçiyordu tabii “sadece su alacaktım zaten bu diyarda bildiğiniz üzere ışınlanamıyoruz da kara bulutlar sağolsun neyse ben sohbetinizi bölmeyeyim”dedi,ve suyu alıp Yiğitin yanına geri oturdu bizde sohbetimize kaldığımız yerden devam ettik, ve bana”oyunculukla ilgileniyor musun? Ben çok ilgiliyim bu konulara” dedi, şaşırmıştım açıkçası çünkü oyuncu olmayı on yaşından beri istiyor ve bu alanla ilgileniyordum,okuluna da başvurmuştum fakat geç başvuru yaptığım için kontejyan’ı dolmuştu ve gidememiştim o yüzden Umay’ın teklifini kabul etmiştim zaten “Bende çok ilgiliyim oyuncu olmayı çok istiyorum sen istiyor musun? Yoksa sadece seviyor musun?” “Meslek olarak düşünüyorum”güzel bir tesadüftü.
Bölüm 6
6. BÖLÜM KULÜBENİN ARDI
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.