İçeriğe geç

Kurtarılacak Diyar👑🗡️

Bölüm 10 · 8 dk okuma

Kurtarılacak Diyar👑🗡️

Bölüm 10

10. BÖLÜM ANLIK TEMAS

10•BÖLÜM:

“Leya kızım… Buraya gel” “Baba? Baba iyi misin?” “Kızım sakin ol. Ambulansı ara” o andan sonrasını nasıl yaşadığımı bilmiyordum ambulansa nasıl bindim?,hastaneye nasıl vardım?,koridorlarda kaç dakika koştum? Hiç birini hatırlamıyordum. Sanki bedenim benden bağımsız hareket ediyordu tek bildiğim şey babamın ameliyata alındığıydı koridorda doktorunu gördüğüm anda hemen yanına koştum “Doktor bey babam nerede? Ne oldu ona? Niye apar topar ameliyata alındı?” Diye sordum gerginlik ve endişeyle, Doktor bir an sustu. Yüzündeki ifade, vereceği cevabın iyi olmayacağını daha ben duymadan anlatmıştı “Leya hanım öncelikle sakin olmanızı istiyorum b abanızın ameliyatı başarılı geçti” derin bir nefes verdim bir nebze de olsa rahatlamıştım “Peki neden ameliyat oldu?” Asıl merak ettiğim soru buydu bir anda babama ne olmuştu? Doktor gözlüğünü çıkarıp elinde tuttu. Bana bir kaç saniye baktıktan sonra daha ciddi bir ses tonuyla konuştu “Ameliyat sırasında ve daha öncesinde yapılan tetkiklerde bazı bulgulara rastladık. Sonuçlar, babanızın ciddi bir kanser hastalığı olduğunu gösteriyor” bir an hiç bir şey anlayamadım Kanser… kelimeyi duymuştum ama sanki anlamını bilmiyormuşum gibi yüzüne bakmaya devam ettim bir süre donakaldıktan sonra “Kanser…?” Diyebilmiştim soru sorarcasına boğazım düğümlendi “İyileşecek değil mi?” Bu kez doktor hemen cevap vermedi,veremedi söyleyeceği kelimeleri geri yutuyormuş gibiydi o bir kaç saniyelik sessizlik bana saatler gibi geldi Tedavi edilebilir bir durum olması için gerekli müdahalelerin mümkün olan en kısa sürede yapılması gerekiyor ancak burada uygulanacak tedavi yeterli olmayabilir. Bu nedenle yurtdışında bu konuda uzmanlaşmış bir merkezde tedavi görmesini öneriyoruz” sanki koridordaki bütün sesler kesilmişti insanlar yanımdan geçiyor hemşireler bir yerlere yetişmeye çalışıyor telefonlar çalıyor olmalıydı ama ben hiç birini duymuyordum aklımda yalnızca tek bir cümle vardı Babam Kanserdi gözlerimin dolduğunu hissettim ama ağlamadım ağlayamazdım babamın bunu benim yüzümden daha zor yaşamasına izin veremezdim “Onu görebilir miyim?” Doktor bu kez daha yumuşak bir ifadeyle başını salladı “Tabii ama fazla yormayın. Ameliyattan yeni çıktı, bugün taburcu edilecek, yarın da tedavisi için yurtdışına gitmesi gerekiyor” başımı salladım “Tamam” istemsizce soğuk bir ses tonuyla çıkmıştı ağızımdan odaya girdiğimde babam yatağında dinleniyordu yüzü her zamankinden soğuk gözüküyordu ki bu çok doğaldı beni görünce hafif gülümsedi “Gel bakalım kızım” başımı salladım “Tamam” dedim bu sefer o kadar soğuk çıkmamıştı onu görünce biraz daha rahatlamıştım yanına oturdum ve elini tuttum elinin sıcaklığını hissedince gözlerim tekrardan doldu ama gülümsedim “Hasta yatağında yatarken bile elin benimkinden sıcak” dedim hafifçe kıkırdadı hemen ardından konuya girdim ”Kendine orada dikkat et baba iyileşip döndüğünde seni burada bekliyor olacağım seninle gelmek çok isterdim” diyip yanağına bir buse kondurdum babam elimi sıktı ve onaylarcasına kafasını salladı “Sen burada kalıp kazanmak istediğin konservatuar için çalışacaksın ve ileride çok başarılı bir oyuncu olacağına şüphem yok” diyip sarıldı bende ona sıkıca sarıldım içimden sürekli aynı cümle geçiyordu lütfen iyileş baba ama bunu yüksek sesle söyleyemedim çünkü o an ikimizden birisinin güçlü olması gerekiyordu ve o kişinin ben olması gerektiğini düşünüyordum🪶

“Herkes hazırsa yola çıkma zamanı” dedi Umay Haritada ulaşmamız gereken konum Sonvara’nın bize anlattığı odaydı o odayı bulup parmak izini bastığımızda her şey biticek ve geri evlerimize dönecektik bende önümüzdeki yılın sınavlarına çalışacaktım “Sadece bir odaya gidip parmak izi mi basacağız? Neden bu kadar kolay? O zaman bizde Yağmur gibi kan verip kurtulsaydık” Dedi Poyraz buraya boşuna gelmişiz gibi bir havayla aslında bu söylediği çokta mantıksız değildi madem Yağmur kan verdi o zaman bizde yapabilirdik “Neden hepimiz kan verip sıyrılamadık?” Diye ortaya bir laf attım, Umayın cevap vereceğine adım kadar emindim “Bir sakin olun hem Yağmurun olayı farklıydı sizde biliyorsunuz ayrıca o kadar kan dolu şişenin sorumluluğunu kim alacak bu yolculuk tek gidilebilecek kadar güvenilir değil hiç değil!” Dedi Umay yine haklıydı daha fazla üstünde durmadık “Şuan neredeyiz?” Diya sordu Burak “Burası Melendya diye geçiyor bir mahalle adı gibi düşünün” dedi Yiğit yaklaşık iki saat geçmişti sis çoğalmaya başlamıştı “Ben acıktım” dedim solgun bir sesle “Sisler artmaya başladı kötü büyücüye biraz da olsun yaklaştık artık en ufak bir sihir bile yapamayız yemek bulmalıyız” dedi Yiğit “Peki suyu nasıl halledeceğiz.” Dedi Umay Yiğite yaslanarak onun da gücü bitmişe benziyordu iki saat boyunca aralıksız yürümüştük “Biraz daha dayanın eminim yolda giderken bir şeylere rastlarız” dedi Burak korumacı bir ses tonuyla “Bu yola hazırlıklı çıkmamak aptallıktı bari su alsaydık yanımıza” dedi Poyraz, o kadar haklıydı ki yine resmen aynı şeyleri düşünüyorduk aptallık etmiştik ya yolda yiyecek ve içecek şeyler bulamazsak o zaman ne olacak?,O sırada Buraktan bir ses yükseldi“İşte orada bir yeşil elma ağacı” “Şükürler olsun gerçektende elma ağacı,sihirli değildir değil mi?” Dedim heyecan ve şakayla karışık, hepimiz güldük ve elma ağacının yanına doğru koştuk,Poyraz daldan bir elma kopardıktan sonra bana bakıp“Tekrardan birlikte ısırmak zorunda değiliz değil mi?” Diye sordu sırıtarak ve dibime girerek sesinde etkileyici bir ton sezmiştim aramıza giren tek şey bir adet elmaydı, ne diyeceğimi bilemeden şaşkın bir halde önce elmayla sonra Poyrazla ve en son Yiğit ile göz göze geldim,Burak sinirli ve şaşkın bir ses tonuyla Poyrazın dibine girip“Ne demek istiyorsun?” Diye sorduğunda yana doğru çekilmek zorunda kaldım “Hey dostum sakin ol hem seni ne ilgilendirir anamız mısın babamız mısın?” Dedi Poyraz “Tamam sakin olun” diyerek atıldı Yiğit, fakat Burak “Sen karışma Yiğit” diyerek Yiğitin lafını kesti “Sana neden bahsettiğini sordum!” dedi Burak,Poyrazın sırıtışları ve umursamaz tavırları Burak’ın öfkesinin gitgide artmasına neden oluyordu,sonunda kendimi toparlayarak “Poyrazı almaya gittiğimiz gün Yiğit yanlışlıkla bir tane elma getirmiş ve bu yüzden elmayı aynı anda ısırmak zorunda kalmıştık olay bu,o kadar büyütülecek bir şey değil ayrıca neden bu kadar sinirlendiğini anlamadım Burak bir sakin olun ve karnınızı doyurun daha önemli meselelerimiz var” dedim ve ikisinin arasındaki mesafeyi açtım herkes gergin bir şekilde elmalarını bitirdikten sonra ağaçta kalan elmalardan yanımıza aldık ihtiyacımız olacağı kesindi eğer su da bulursak yola daha zinde devam edebilecektik “Nerede kalmayı planlıyoruz?” Diye sordu Burak sanırım uzun zaman sonra yerinde bir soru sormuştu en azından bana göre, bana diğerlerinden daha farklı davrandığını hissedebiliyor fakat bunun sebebini tam olarak çözemiyordum “Bence düz bir çimenlik alan bulalım oraya kıvrılır uyuruz” dedi Yiğit “Aslında” diye devam etti Burak “Aslında buraya gelmeden yanıma portatif bir çadır almıştım sırt çantamda duruyor” “peki kaç tane aldın?” Diye yerinde bir soru geldi Umaydan “Bir tane aldım ama iki kişilik aynı zamanda siz fazlasıyla zayıfsınız yani dört kişi kalabiliriz çantamda olduğuna bakmayın fazlasıyla geniştir” “Peki Poyraz nerede kalacak? Biz çadırın içindeyken çocuk dışarıda mı yatacak?” Dedim Burak’a bakarak “Şartlar bu Leya çadırı ben getirdim ve en fazla bu kadar kişi alabilir bir kişi yerine iki kişi mi dışarıda kalsaydı? O zaman adaletli olur muydu?” Aslında Burak haklıydı ama hepimiz çadırdayken Poyraz’ın dışarıda kalmasına gönlüm el vermiyordu fakat daha fazla üstünde durmadım biz bunları konuşurken yürümeye devam ediyorduk o sırada bir dere gördüm “Şu dereyi sizde görüyor musunuz?” diye sordum heyecanla “Evet görüyoruz fakat o dereden su içemeyiz biliyorsun değil mi?” Dedi Poyraz “Aslında bir yolu olabilir” dedi Burak “Nasıl bir yol?” Demekle yetindim “İzlediğim bir videoda görmüştüm hadi derenin yanına gidelim” “Her izlediğin videonun doğru olmadığını bildiğini düşünüyorum yada düşünmek istiyorum” dedi Poyraz tedirgin olduğu her halinden belliydi derenin yanına ulaştığımızda Burak iki sırt çantasını da eline aldığında “Nasıl yani iki tane mi sırt çantası getirdin? Ben diğerinin Yiğite ait olduğunu sanıyordum” dedim hayretle “Tedbirli olmak her zaman önemlidir” dedi ve çantasından bir adet boş pet şişeyle bıçak çıkardı ilk olarak bıçakla pet şişenin yarısını kesti kapak tarafı alta gelecek şekilde yerleştirdi sırt çantasından çıkardığı beyaz tişörtü buruşturup en alta tıktı içine derenin yanında bulunan kumları yerleştirdi “Kömüre ihtiyacım var biriniz arayabilir mi” dedi Burak “Şu ileride patlak bir torba görmüştüm sanırım içinde kömür vardı bakıp geliyorum” dedi Yiğit “İşe yarayacağına emin misin?” Diye sordu Poyraz “Evet yarayacak” sesinde ciddi bir ton vardı Burak’ın “Ya yaramazsa ve zehirlenirsek?” Diye diretmeye devam etti Poyraz “O zaman sen içme Poyraz,susuzluktan ölmek daha iyi bir seçenek gibi duruyor değil mi” dedi Burak sesinden ve mimiklerinden sabrının tükendiği belliydi o sırada elinde kömür dolu torbayla yanımıza geldi Yiğit “Al abi bunlar işini görür değil mi?” “Evet görür sağ ol Yiğit” dedi Burak sonrasında torbadaki kömürlerden birkaçını pet şişeye ekledi ve derenin yanında bulunan çakıl taşlarını koydu en sonunda ise dereden aldığı suyu şişenin içine boşalttı şişenin kestiği diğer tarafı bardak olarak kullanmak için su dolu şişenin altına tuttu ve şişenin kapağını açtı berrak görünen su şişenin içinden bardak yaptığı plastiği yavaş yavaş damlıyordu “Eve su gerçekten de berraklaşıyor fakat yinede o suyu öyle içmek pek sağlıklı olmaz o yüzden su iyice berraklaştıktan sonra kaynatmamız gerekecek elimizde kalan kömürleri bunun için kullanabiliriz” dedi kardeşim Umay “Taş devrinde miyiz biz arkadaş? biri pis suyu arıtmaya çalışıyor biri ateş yakmaktan bahsediyor birde dinazorla savaşalım isterseniz” dedi Poyraz, sırıtmakla yetindim “Görev dağlımı yapalım ben,Yiğit ve Poyraz abi kuru dal ve yapraklar toplayacağız sizde suları halledin ve portatif çadırı güzel bir yere kurun kabul müdür?” Diye sordu Umay hepimiz başımızla onaylar bir şekilde sallamak ile yetindik sonrasında Umay,Yiğit,Poyraz üçlüsü yanımızdan ayrıldı “Şey Leya saçına toz gelmiş alabilir miyim?” Dedi Burak, bir anlık duraksamadan sonra “Tabii alabilirsin” demekle yetindim, yavaşça bana doğru eğildi aramızda bir santimlik mesafe kalmıştı birbirimizin nefes alışlarını duyabiliyorduk o sırada elinin saçlarıma değdiğini hissettim dokunuşları çok nazik ve yavaştı bir anda yüzünün yüzüme doğru geldiğini hissettim,yeşile çalan ela gözlerini daha önce hiç bu kadar yakından görmemiştim, büyüleyiciydiler, şu ana kadar hiç düşünmemiştim ama sanırım Burak’a karşı bir şeyler hissediyordum ama daha ne hissettiğimi tam olarak bende bilmiyordum dudaklarımız tam birbirine kenetlenecekken arkadan bir ses “Çadırı kurdunuz mu?”

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.