İçeriğe geç

Kurtarıcım /minsung

Bölüm 2 · 8 dk okuma

Kurtarıcım /minsung

Bölüm 2

Sen kimsin Lee minho?

~Han jisungun anlatımıyla

Başımda inanılmaz bir ağrı vardı. Tüm bedenim kas katı kesilmişti, ağrı girmeyen yerim yoktu. Eklemlerim sizliyordu. Saatlerce dayak yemiş gibi hissediyordu bütün vücudum.

Burnuma ahşap kokusu ilistiginde aldigilarim yeni yeni aciliyordu. Tenimin açıkta kalan yerlerine temas eden yumuşacık yorganı hissettim önce. Yattigim yer neresiyse kesinlikle benim yatağımdan daha konforluydu. Gözlerimi açmak istemedim, orda öylece kalmak çok daha kolaydı. Ama merak da ediyordum, Nerdeydim ben?

Gözlerimi araladigimda geniş bir odada olduğumu fark ettim. Üstümdeki siyah yumuşacık yorganı itekledim ve etrafa bakmayı denedim. Ahşap bir evdeydim, yattigim yatağın sağ tarafında bir kapı vardı ve onun solunda bir tane daha. Soluma baktigimda, odanın zemininden üçgen şeklinde eğimli catisına kadar uzanan, duvarı biydan boya kaplayan camlar gördüm. Manzara yattigim yerden bile görünüyordu, tabi öyle bir şey olsaydi. Burdan gördüğüm kadarıyla ağaçlar vardı, yeri göremem birinci katta olmadığımın işaretiydi. Hava kapalı olmalıydı, hatta belkide yagmur yağmıştı. Gökyüzü gri tonlarda görünüyordu. Ne kadar yataktan gök yüzünü pek goremesem bile odaya giren grimsi ışıktan anlıyordum bunu. Gözlerim camların önündeki şömineye kaydi. İçindeki bazı odunlar daha yeni eklenmiş olmali ki pek yanmamislardi.

Etrafı incelerken başımin ön tarafina giren ağrıyla elimi anlima koydum. Tenim sıcacıktı. Acaba somine ve yorgana sarılmamdan dolayı miydi yoksa atesimmi vardı. Çok umursamadım.

Acı hafifleyince yattigim yerde dogrulmaya calsitim sırtımı yatağın başlığına koyarak yatakta oturur pozisyona geçtim. Bu sefer gözlerimi kendi bedenime diktim.

Üstünde kime ait olduğunu bilmediğim siyah bana bol gelen bir sweat vardı. Altimda da aynı şekilde siyah bir eşofman.

Ellerime baktığımda avuçlarımda yara bantları gördüm. Gözlerimi biraz daha assagiya kaydirdigimda sargıları fark ettim. En son kanimla kirmiziya boyanan bileklerim şimdi güzelce temizlenmiş ve sargilanmiştı.

Baş ağrım tekrar düşüncelerimi engelledigi an başımı iki elimin arasina aldım. Bir süre öylece durdum, ağrı gittikçe zayiflarken parmaklarımla dolanan yumuşacık saçlarımı fark ettim. O an birinin beni güzelce yikadigini anladım. Tabi atladığım deniz suyu haricinde...

Etrafı incelemem bitince ayaklandım. Yavaşça kalkmama rağmen başım delicesine dönmüştü. Düşmemek için yavaş ve sakin adımlar atıyordum. Bir yanda aşşagı kata inmek için merdiven ararken bir yandan dün gece atladıktan sonra olanları hatırlamayı deniyordum. Her şey çok silikti. Birinin beni sudan çıkardığını ve benimle konuşmaya çalıştığını hatırlıyordum fakat yüzünü yada ne söylediğini bir türlü bulamadım.

Aşağıya inen merdivenin yanına geldiğimde bir elimle korkuluklardan tutundum. Basım hala dönüyordu, düşmemek için her basamağa dikkatle bastım. Merdivenlerin sonuna geldiğimde yukardakiyle neredeyse aynı fakat biraz daha kısa bir koridor karşıladı beni.

Karidorun sonuna yaklaştığımda sesler duymaya başladım, birkaç tabak çanak sesi ve... Biri bir şarkı mirildaniyordu.

Duvarın köşesinde durdum ve etrafa baktım. Uyandigim odadan da büyük bir salondu, Amerikan mutfakla birlikte çok geniş ve ferah duruyordu. Yukarıdaki somineden biraz daha büyük bir şömine burdada vardı odanın bana en uzak olan köşesinde duruyordu ve içindeki odunları yakıyordu her geçen saniye.

Şöminenin önünde u ceklinde duzenlenmis bir oturma takımı vardı koyu gri kumas, oldukça rahat görünen koltuklar ve ortadada evle uyumlu ahşap bir sehpa vardı. Oturma takımının ön tarafında yukardaki gibi boydan boya camlarla kaplanmış bir duvar daha vardı. Gördüğüm mazaraya inanamadım, kocaman bir çimenlik vardı, görebildiğim bir ev sınırı veya çit bile yoktu, geniş doğal bir alandi.

Gözlerimi mutfağa cevirdigimde onu gördüm. Ocağın başında bir şeyleri karistiriyordu, arkası bana dönük olduğu için hala beni görmemişti.

Mırıltısı kulağıma baya hoş gelmişti, güzel bir sarkiydi...

Önündeki tencereyle ilgilenmeyi bırakıp tezgahta biraz kaydı ve bir şeyler alıp tekrar ocağın önüne geldi. Harek ederken ayaklarıyla veya elleriyle ritim tutuyordu. Dans ediyormuş gibiydi.

Ben onu izlerken arkasını dönüp mutfak adasından tam bir şey alicakken beni fark etti. Yüzündeki canayakin gulumseme bir anlık korkuya dönüştüğünde onu korkuttugumu anladım.

-Ahh korkuttun beni, neden sessizce izliyorsun han?

Onu taniyip tanımadığimi düşündüm bir an. Adımı nerden biliyordu. Acaba hayranım miydi. Bunun olmasını istemezdim, bazı hayranlarım çok takıntılı olabiliyordu ve bu durum benim açımdan fazlasıyla rahatsız ediciydi.

Yanıt vermedigimi fark edince tekrar sözü kendi aldı.

-Biliyorum aklında sorular var. Hepsini sorman için zamanımız olucak ama önce güzel bı yemek ye uzun zamandır uyuyorsun ve gücünü toplaman için bu önemli.

Eliyle adanın diğer tarafındaki sandalyeyi gösterdi. Hiçbir şey demeden gösterdiği yere oturdum ve onu izlemeye başladim. Bir adaya bir tezgaha dönüyor her seferinde başka bir tabağı önüme diziyordu. Bütün bu yemekleri gerçektende o mu yaptı diye düşünmeden edemedim. O an burnuma gelen leziz kokularla fark ettim karnımın ne kadar aç olduğunu. Önümde duran çatalı alıp bir kaç şey taktım ve ağzıma attım. Gerçektende göründüğü kadar lezzetliydi. Agzimdakileri cignerken gözlerim yine ona takıldi. Yüzündeki gülümseme yine yerindeydi.

Bir süre sonra herşeyi getirmiş olucakki oda adanın yan tarafındaki, bana en yakın sandalyeye oturdu ve benim ona yaptığım gibi gözlerini bana dikti.

-Sen kimsin?

Sorabilecegim en basit soruydu bu. Tabikide başka sorularımda vardı fakat önce adını duymak istedim.

-İsmimi mi merak ediyorsun yoksa kim olduğu mumu?

-Ne fark eder?

-Birinin ismini bilmek onu tanımaya yetmez.

-Genede önce ismini söyle sen.

-Lee minho ama samimi olduguklarim bana lino da der.

-Ben minho mu diyim yani?

-Hangisini istersen o.

Bakışlarında farklı bir şey vardi. Benimle daha çok konuşmak ister gibiydi. Burda olmamdan mutlu gibiydi. Yada ben herşeyi yanlış anliyordum. Dün gece yaptığım şeyden dolayı bana aciyo ve şefkat gösteriyordu. Sonuçta bu zamana kadar kimse bana acimaktan fazlasını yapmamişti.

Sessizce ağzıma bir kaç lokma daha attım. Aslında şu anda kendini tanitabilir yada neler olduğunu aciklayabilirdi. Sanırım ona soru sormami istiyordu. İsteyini yaptım ve agzimdakiler bitince diğer bir soruyu sordum.

-İsmini öğrendiğime göre sen kimsin Lee minho?

Keyifle gülümsedi, gülümsemesinin sebebi neydiki?

-Bu çok genel bı soru. Tam neyi öğrenmek istiyorsun?

Sinirlenmeye başlıyordum ama. Ne bu edebiyatçı haller. Eğer her soruma bu şekilde karşılık vericekse işimiz yaş.

-Bilmiyorum işte. Sıradan şeyler. İşin, yaşın, ailen, hobilerim, of işte ne bilim tanımadığım birinin evindeyim en azından korkmamam için bir şeyler soylede kendimi güvende hissediyim.

-Sana bir şey yapicak olsam neden kurtariyim ki?

Derin bir nefes aldım. Beni kurtardığını mi sanıyordu gerçekten.

-Soruma. Neden. Soruyla. Cevap. Veriyorsun. Gıcıkho.

Her kelimeyi tek tek söylemiştim. Belki böyle anlar diye.

Yüzündeki o tatlı gülümseme alaycı bı edayla daha da büyüdü. Beni sinirlendirmek hoşuna mı gitmisti.

-Neden siselerce içmiş gibisin sen ya. Şu gülüşe bak. Sanki bir şey dedim. Doğru düzgün soru soruyorum, bana edebiyat hocasi taklidi yapıyorsun.

Son cumlemin bitmesiyle hayran kalimasi bir kahkaha attı. Gülüşü neden bu kadar güzeldi. Tekrar görmek istedim o an gülüşünü.

Sesli gülüş bittiğinde ve sakinlestiginde yine gözlerime baktı ama az öncekinden daha da bı derin bakıyordu sanki. Nedenini bilmiyordum ama şu an güvende hissetmem icin hiç bir şey yapmasına gerek yoktu çünkü zaten öyle hissediyordum.

-Tamam daha fazla kızma sincap. 23 yaşındayım, bir şirkette uzaktan çalışıyorum, insanlarla zaman gecirmeyi ve kalabalık ortamları çok sevmem bu yüzden şehirden biraz uzakta olan bu evde yaşıyorum. Buraya taşınalı yaklasik 2 yıl falan oldu. Aileme gelirsek... O iş biraz karışık. Ama eğer basitçe anlatmamı istersen babam ve annem ayrı. Bir kardeşim var adi Felix. O ennemle kaliyo. Bende çalışmaya başladığımdan beri tek başıma yaşıyorum.

Gözlerini bir an olsun benimkilerden ayırmadan sorduğum herşeyi ayrıntısıyla cevaplıyordu. Bende her geçen saniye tadıyla mest olduğum yiyeceklerle yanaklarımı şişiriyor, bir yandan karnımı doyurup bir yandan onu dinliyordum.

-Hobilerim...geceleri yürüyüş yapmayı çok severim, evde fark ettin mi bilmiyorum ama tam 3 kedi var belki bu hobi sayılmaz ama onlarla vakit geçirmeyi de çok seviyorum.

Bunu demesiyle solumda kalan oturma grubunun oraya çevirdim başımı. Etrafta birkaç kedi oyuncağı gördüğümde gözüm kedileri aradı. Biri şöminenin önünde sicakdan mayismis yatıyordu. Rengi sarı beyaz olduğundan dolayı odaya girdiğimde fark edememiştim. Ortama ayak uydurmuştu.

Diğer ikisini arasamda oturduğum yerden göremedim.

-Orda yatan miskin soonie. Diğer ikisi nerde bilmiyorum, eğer kapıyı açık biraktiysan yukarıda yatağa yatmış olabilirler yada bir yerlerde tembellik yapıyorlardır.

Sözleriyle kedileri aramayı bırakıp tekrar minhoya doğru döndüm. Sözlerinin bittiğini sanmama rağmen beni sasirtti ve devam etti kendini

anlatmaya.

-Bazen şehre indiğimde bara falan giderim. Alkolik değilimdir öyle kötü aliskanliklarim yok ama burda oturduğum için arkadaşlarımla arada bı kafa bulmak hoşuma gider.

Sonra gözlerini elimde ucuna sürekli birşeyler batiril dudaklarima goturdugum çatala dikti sonra da dolu yanaklarıma baktı.

-Yemek yapmayida severim...

- Bende bu kadar güzel yapsam bende severim herhalde.

O an ona iltifat ettiğimi fark ettim. Bunu kasıtlı yapmamıştım oysaki. Şaşırmıştım, normalde insanları yüzlerine karşı övmezdim, hem utanır hem kendimi alçalttigimi düşünürdüm. Neye sasirdigimi anlamış olmalı ki gülümsedi.

-Afffiyet olsun.

Benimle dalgamı geciyo bu gıcık.

Kaşlarimi catarak baktım ama bu daha da gulmesine sebep oldu. Aslında benimde karşımda yaptığım yemeklerin dibine düşmüş, yanakları dolu, sinirli bı sincap çıksa bende ciddiye alamazdim. Ama o sincap ben olunca işin rengi değişiyordu.

Oflayip elimdeki çatali tabağa bıraktım. Madem yemek yedim diye alay konusu oluyorum açlıktan ölürüm daha iyi. Zaten bu işime gelirdi...

Tam sandalyeden kalkicakken bileğinden tuttu ve beni çekip kalktigim yere geri otutturdu.

-Tamam tamam sakin. Hiç bir şey demiyorum. Güzelce ye , karnını doyur. Bedeninin buna ihtiyacı var. Ayrıca bütün bunları zaten senin için hazırladım, istedigin kadar ye.

Bileğimi bırakmasıyla catalimi yine elime aldım. En beğendiklerimden biraz daha yerken oda beni izlemeye devam etti.

Yemek boyunca bir kaç kısa diyolog haricinde konusmamistik. Ben yemeklerin içine düşerken o sadece bir kaç çatal alip tatlarına bakmisti. Yanında ayı gibi yememek için olabildiğince nazik olmaya çalıştım. Gözlerini bir an bile benden ayirmamasi hem utanmama hem gerilmeme sebep olmuştu.

Artık iyice doydugumu hissettigimde oda bunu anlamış olucakki konuşmaya başladı.

-Sen gecip otur, yada istersen evi gez. Ben de bulaşıkları hallediyim yanına gelirim.

Çok nazik davranıyordu, uyandığımdan beri yüzünde sıcacık bir gülümseme vardı. Acaba herkese karşı böyle miydi?

~~~~~~~~~

Gece saat 2;37 amk

Bölüm sonu

1 yorum