İçeriğe geç

KURT VE KÜL:LİDERLERİN DEVRİ

Bölüm 4 · 5 dk okuma

KURT VE KÜL:LİDERLERİN DEVRİ

Bölüm 4

Bir Liderin Hüsranı

Bugün Toprak Bölgesinde bir sorun olduğu için diğer liderlerle birlikte toplantı yaptığımız mekana geldik. Ben; Su Bölgesi'nin Lideri, Maren ceviz ağacı gövdesinden yapılmış kara masanın en başındaki yerimi almıştım. Sağ tarafımda Ateş Bölgesi Lideri Enya, Sol tarafımda ise Toprak Bölgesi Lideri Çağan, onun yanında ise Hava Bölgesi Lideri Poyraz olmak üzere konuşmak için hazırdık. İlk sözü ben almıştım.

"Senin bölgedeki bir bilgiyi nasıl olurda dışardaki düşmanlarımız öğrenir Çağan? Bu nasıl olabiliyor. Açıklar mısın? "

"Kesin bir hain var.Canım pahasına koruduğum bilgilerin dışarı uçurulması mümkün değil."

Enya ortaya bir fikir atarak,

"Bunu yakınından biri uçurmuş kesin.Kimsenin yanında konuştun mu? Kime anlattıysan hain odur."dediğinde gözleri dönmüş gibiydi. Çağan söylenenlerin siniriyle bir hışım ayağa kalkınca oturduğu sandalyesi yere devrilip gürültülü bir ses çıkardı.

"Sen ne saçmalıyorsun ?Böyle önemli bir meseleyi nasıl ulu orta bir başkasıyla konuştuğumu düşünürsün Enya? Aptal mıyım ben? " Sakin olması gerekiyordu.Bu şekilde çözülemezdi.

"Çağan ! Lütfen otur yerine. Madem sen hiçbir yerde konuşmadığını söylüyorsun, " Ayağa kalkıp mekanın bir ucundan diğer ucuna zik zak çizmeye başladım. Bu benim düşünme biçimimdi.

"Hiç kendi odanda bizimle bu meseleyi konuştun mu? " Diye sorduğumda " Evet" Cevabını alınca bende taşlar yerine oturmaya başlamıştı ama, onlar anlayamamıştı. Poyraz düşünme biçimimi bildiği için

"Maren ne düşünüyorsun? Şüpelendiğin şey nedir? " Zeki çocuk hiçbir şey gözünden kaçmıyor. Yerime gelip sandalyeme ellerimi yerlertirip direkt Çağan'ın yüzüne baktım ve beklenilen şeyi söyledim.

"Odan" Dediğimde anlamamış gibiydi.

"Ne varmış odamda? " Sinsi bir gülüşü yüzüme yerleştirip"dinleme cihazı" Dediğimde hepsi bundan şüphelenmediği için kendine kızıyor gibiydi. Enya.'nın ağzından bir

"Tabii ya! " fırar etti. Sözü devralıp,

"Odana kimler girebiliyor?Giren kişi diğer tarafın teknolojisiyle odana pusu kurmuş belli ki." Dediğimde. Durup kaldı ve söyleyemediği her neyse onu hayal kırıklığına uğratmışa ve şaşırtmışa benziyordu. Ve ben ne olduğunu anlamıştım.

"Çağan. Sakın annem deme! " Sanırım doğru tahmindi. Başını kaldırıp gözümün içine baktı. Ve haklılığımı acı bakışlarıyla onaylayınca. Sinirle arkamı döndüm.

"Kahretsin!Ha si###" Adaletim herkes için geçerliydi. Oda bunu biliyordu. Bu affı olmayan bir sistem kuralıydı. Benim kuralım. Davasına ihanet edene o emri ben vermiştim. Poyraz sözü devralıp,

"Neden ama. Neden böyle bir şey yapsın? " Çağan önce bir süre düşündü ardından, bize baktı. Cevabı bulamadığı belliydi.

"Bilmiyorum. Kendisi gönüllü olarak babamı terk edip benimle geldi. Davamıza inandığını söylemişti. Bu nasıl olur? " Bunu öğrenmemizin tek bir yolu vardı.

"Çağan onu sorgulamamız gerek. " Hayal kırıklığıyla bana bakıp başıyla onaylaya bildi sadece. Her ne kadar bu kuralı ben koymuş olsamda hepimizin mührü vardı üzerinde. Burada bulunan hiç kimse davasından dönemez yanlışı yapan en sevdiğiyse de cezası herkesle aynıydı.

"Ve daha sonra gereken her neyse o olmalı" Bunu söylemek acıydı. Çünkü hatayı yapan onu doğuran annesiydi. İçindeki buruklukla başını evet anlamında yukarı aşağıya indirdi. Çoğu konuda onunla didişip anlaşamasak ta bu hali beni üzmüştü. Malesef ki zayıflık gösteremezdim. Güçlü durmalı, kararlı olmalıydım.

"Şimdi herkes bölgesine gitsin bu meseleyle ilgileneceğim. Ortak bir karar alınması gerekirse size bildiririm" Sözümü bitirip Çağan' yaklaştım. Ona yapması gerekenleri söyledikten sonra hepsinden önce mekandan çıktım. Kapıda beni bekleyen dostuma seslenip arabanın kapısını açtım. O bindikten sonra yola koyulduk.

Mekan bölgemizden on dakikalık mesafedeydi. Bölgeme geldiğimde direkt odama geçtim. Çağan'ın annesinin neden böyle bir şey yaptığını düşünmeye başladım. Her zaman ki hareketlerle odamda zik zak çizmeye başladım. Bazen kendimi dört duvar arası bir zindanda gibi hissediyordum ama yapacak bir şey yoktu. Zor durumların ve kararların kalıplaşmış hareketiydi. Tüm olasılıkları kafamdan geçirip bir sebep aradım. Anne babası anlattığına göre birbirini çok seven ve birbirine bağlı bir çiftti. Eğer böyle bir karar alıp bir anda oğluyla buraya geldiyse sanırım geride tek bir cevap vardı;...İhanet. Leyla hanım oğluna ihanet etmişti. Başka açıklaması olamazdı.

Mekândaki toplantının ardından zihnimdeki parçaları birleştirmiş, kararlarımı netleştirmiştim. Mekandan çıkmadan ona annesini kontrol altına alıp beni beklemesini söylemiştim. Çağan önden gidip annesini kontrol altına almak üzere kendi bölgesine hareket ettiğinde.Ben de vakit kaybetmeden yola çıktım.

​Toprak Bölgesi’nin sınırlarına girdiğimizde havadaki tatlı nem yerini taze sürülmüş toprak, kurutulmuş ekin ve hafif bir toz kokusuna bıraktı. Yan koltuğumda oturan Rainy, camdan dışarıyı izliyor, arada bir genzinden gelen huzursuz hırlamalar çıkarıyordu. O bile atmosferdeki bu ağır kokuyu, yaklaşan ihanetin ve adaletin kokusunu sezmişti.

​İnfaz emrini vermek benim görevimdi; bu sistemin kurallarını ben koymuştum. Ancak bir liderin, omuz omuza savaştığı bir yoldaşının gözlerinin içine bakarak annesinin ölüm emrini onaylatması... İşte bu, güç sahibi olmanın en karanlık, en yıpratıcı tarafıydı.

​Araçtan indim. Rainy hemen solumda bitti. Çağan, Toprak Bölgesi’nin merkez binasının arkasındaki taş yapının önünde bizi bekliyordu. Yüzü kireç gibi beyazlamış, göz altları çökmüştü.

​"- İçeride mi?" diye sordum, sesimdeki soğukkanlılığı korumaya çalışarak.

​Çağan başıyla onayladı. Yutkunurken boğazındaki düğüm net bir şekilde belli oluyordu.

​"- Maren..." dedi kısık, kırılgan bir sesle. "- Bir nedeni olmalı. Lütfen... Önce ne söylediğini dinleyelim."

​"- Dinleyeceğiz Çağan," dedim elimi omzuna hafifçe koyarak. "- Ama cevabı ne olursa olsun, gerçeğin üzerini örtmeyeceğimi ikimiz de biliyoruz."

​Gözlerindeki acı bakışla başını eğdi. Ağır ahşap kapıyı itip içeri adım attık. Meşalelerin zayıf ışığıyla aydınlanan, taş duvarları rutubet kokan soğuk odaya adım attık. Odada sadece ahşap bir sandalye ve üzerinde kolları serbest ama etrafı muhafızlarla sarılmış bir kadın vardı: Çağan’ın annesi, Leyla.

​Yüzünde bir suçlunun korkusu ya da yakalanmış olmanın telaşı yoktu. Aksine, üzerindeki sade elbiseye rağmen gururlu ve sarsılmaz bir duruşla tam karşımızda oturuyordu. Bakışları önce bana, ardından öz oğluna kaydı.

​"Demek sonunda anladınız," dedi, sesi o kadar rahattı ki sanki bir sorguda değil, akşam çayında gibiydi.

​Çağan öfkeyle öne atıldı, sesindeki titremeyi bastırmaya çalışarak gürledi:

"- Anne! Ne yaptığının farkında mısın sen? Oğlunun odasına dinleme cihazını nasıl yerleştirirsin? Bizim en hayati kararlarımızı karşı tarafa nasıl sızdırırsın?"

​Leyla derin bir iç çekti. Bakışlarında nefretden çok, oğluna karşı duyduğu derin bir acıma duygusu vardı.

​"- Ben sadece bir annenin yapması gerekeni yaptım Çağan," dedi sakince. "- Siz burada bir ütopya kurduğunuzu sanıyorsunuz. Dört bölge birleşmiş, yeni bir dünya inşa ediyormuş... Çocukça bir hayal bu! Babanın tarafı her geçen gün daha da güçleniyor. Onların elindeki orduları, teknolojiyi ve hırsı görmüyorsunuz."

Araya girdim. Adımlarımı yavaşça atarak sandalyenin etrafında dönmeye başladım...

Bölüm sonu

9 yorum