(On Beş Yıl Sonra)
(Zehra'nın Anlatımıyla)
Alarmımın belki ikinci belki üçüncü belki de beşinci çalışıydı ama ben hala uyanmama konusunda direniyordum. Ablamsa uyanmadığımı fark etmiş, odama doğru yürüyordu. Sabah erken kalkmak zorunda olunca bir çaresizlik olur ya, tam öyle hissediyordum bıkkın bir şekilde oflayıp yüz üstü yatacak şekilde döndüm ve battaniyeyi kafama çektim. Ablam da odama girmişti. Battaniyemi üzerimden çekti.
"Zehra, saat kaç oldu. Kalk artık."
Boğuk bir ses ile:
"Abla alarmım var zaten sen niye geldin ki?"
Ablam imalı bir ses ile:
"Çünkü canım kardeşim, alarmın o kadar çok çaldı ki ben gelmeseydim birazdan dile gelecekti. Eğer bir gün teknolojik cihazlar Dünya'yı ele geçirmeye karar verirse ilk hedefleri sen olacaksın."
Yatakta doğruldum.
"Gerçekten harika bir espri abla."
"Biliyorum, o zaman günlük espri dozunu da aldığına göre artık kalkıp, hazırlanıp fakülteye gidebilirsin."
"Tamam abla kalkıyorum."
Yataktan ağır ağır kalktım. Aslında psikoloji okumayı hep çok istemişimdir ama saat 8 dersleri hep işkence gibi. Az önce gördüğünüz kişi ise ablam. Huylarımız birbirine çok benziyor ama dış görünüşümüzden dolayı herkes benzemediğimizi söylüyor. Ben kahverengi saçlıyım, ablam ise sarışın. Ben kahverengi gözlüyüm ablamın gözleri ise yeşil ile mavinin karışık bir tonu. Ben beyaz ten ile buğday ten arasında gidip geliyorum ablam ise aşırı beyaz tenli bir iki kere bronzlaşmaya çalıştı ama başarılı olduğu söylenemez.Hızlıca çantamı da hazırladıktan sonra kendimi mutfağa attım. Ablam da karşıma oturdu. Tam elini bardağa uzatacakken kapı çaldı. İkimizde endişeli bir şekilde birbirimize baktık. Ablam kalktı ve kapıya yöneldi, ben de onun arkasına takıldım. Ablam nefesini tutup delikten baktı. Bana dönüp:
"Zehra postacı gelmiş."
Güldüm:
"Bu devirde postacı mı kaldı?"
"Zehra dua edelim de düşündüğümüz olmadı."
"Katılıyorum ama sen bir an önce kapıyı açmazsan evde yokuz sanıp gidecek."
"Doğru."
Ablam kapıyı açtı elinde bir mektup olan postacı ablama döndü soran bir ifade ile:
"Esma Berkin?"
Ablam cevap verdi:
"Buyrun benim."
Postacı elindeki kağıdın bir bölümünü işaret etti.
"Teslimat için buraya bir imza alabilir miyim?"
"Tabii ki."
Ablam kağıdı imzaladı, mektubu alıp kapayı kapattı, içeriye geçti. Bende peşinden gittim. Salondaki koltuğa oturduk. Ablam mektubu açtı. Okudu, önce gözleri doldu, sonra ağlamaya başladı, elleriyle yüzünü kapattı. Bende paniklemiştim.
"Abla ne oldu, ne yazıyor, niye ağlıyorsun?"
Ablam tek eliyle bana mektubu gösterdi.
Az Vaktiniz Kaldı
~Karayel
Onlardan gelmişti, anne ile babamı aldıktan sonra bile peşimizi bırakmıyorlardı. İki can almak, iki kızı annesiz ve babasız bırakmak yeterli bir intikam değil miydi? Ablam birkaç dakika sonra sakinleşti. Bana döndü:
"Zehra, sen bugün fakülteye falan gitme. Sadece yarın Vural Bey'in yanına gidersin."
"Tamam abla."
Ablamın yanından kalkıp odama geçtim. Çantamı açtım. İçindeki kitapları defterleri fırlatır gibi yatağıma koymaya başladım. Hıncımı bildiğin onlardan çıkarıyordum. En son çantamı da köşeye fırlatıp kendimi yatağa yüzüstü fırlattım. Yorganı yeniden başıma çekip ağlamaya başladım. Polise haber verirsek ölürdük. Vermeseydik de güvende olduğumuz kesin değildi. Yorganın altında ağlamaya başladım. Aslında endişem kendim için değildi. Ablam için endişeleniyordum. Ablamın endişesinin de benim için olduğuna emindim. Çünkü o kadar büyük kayıplardan sonra sadece ikimiz kalmıştık. Birbirimizden başka kimsemiz yoktu. Bu yüzden en büyük korkumuz birimize bir şey olmasıydı. Kendimi zar zor sakinleştirdikten sonra içeriye geçtim. Ablama dönüp:
"Abla sence ben bu mektuptan Vural Bey'e bahsetmeli miyim?"
"Bence bahsetmelisin, tek başımıza halledebileceğimiz bir şey değil."
"Haklısın Abla"