Amerika’daki ilk gece Lenora için hiç de tatil gibi başlamamıştı.
Otel odasının penceresinden dışarı bakıyordu. Şehir ışıkları geceyi aydınlatıyordu ama içindeki huzursuzluk karanlık gibiydi.
Kalbi normalden hızlı atıyordu.
Sanki bir şey onu dışarı çağırıyordu.
Lenora ellerini sıkıca tuttu. Bu hisleri tanıyordu. Bazen dolunay yaklaştığında böyle oluyordu ama bu sefer daha güçlüydü.
“Biraz hava alacağım,” dedi ailesine.
Ailesi bunun sıradan bir yürüyüş olduğunu
sandı.
Ama Lenora bunun sıradan olmadığını hissediyordu.
Gece sokakları sakindi. Soğuk rüzgâr saçlarını savururken Lenora yürümeye devam etti.
Bir an durdu.
Burnuna çok keskin bir koku gelmişti.
Kan.
Ama bu sıradan bir kan kokusu değildi. İçinde vahşi bir şey vardı.
Lenora kaşlarını çattı.
“Bu… ne?”
Şehrin başka bir yerinde Hector Hill karanlık bir depoda duruyordu.
Etrafında birkaç adam vardı ama kimse konuşmaya cesaret edemiyordu.
Hector’un gözleri soğuktu.
“Size tek bir iş verdim,” dedi alçak bir sesle. “Ve onu bile beceremediniz.”
Adamlar korkuyla birbirlerine baktı.
Hector arkasını döndü ama o anda bir şey hissetti.
İçindeki kurt huzursuzlandı.
Burnuna farklı bir koku gelmişti.
Tanımadığı ama güçlü bir koku.
Hector başını kaldırdı.
“Burada başka biri var…” diye mırıldandı.
Lenora o sırada depoya çok yakın bir sokakta yürüyordu.
Kalbi hızlanıyordu.
Bir şey… onu bu tarafa çekiyordu.
Ama tam köşeyi döneceği sırada bir polis arabasının sireni çaldı.
Lenora irkildi.
İçgüdüsel olarak geri çekildi.
Ve o sokağa hiç girmedi.
Aynı anda Hector kapıya doğru yürüdü.
Kapıyı açtı.
Ama dışarı çıktığında sokak boştu.
Rüzgâr hafifçe esiyordu.
Hector gözlerini kıstı.
“Garip…”
İçindeki kurt hâlâ huzursuzdu.
Sanki biri çok yakındaydı.
Ama artık yoktu.
O gece ikisi de aynı şeyi düşündü.
Birinin varlığını.
Ama henüz kim olduklarını bilmiyorlardı.
Ve dolunay...
Sadece iki gün uzaktaydı.