İlk bölümümüzle merhaba! Biliyorum karakterlerin bu kadar hızlı yakınlaşması bazılarınıza garip geliyor olabilir ama gerçekten bu işin altında bir şeyler yatıyor diyim. İyi okumalar 🤍
OY KULLANMANIZI VE YORUM YAPMANIZI İSTEYECEĞİM BUNLAR BENİM İÇİN ÇOK ÖNEMLİİ 🌟🌟
𐙚
Instagram hesabımı takip etmeyi unutmayın lütfen!!
Instagram: @/lenora.iish
𐙚
Birini güzel olduğu için
sevmezsin ki,
sen sevdiğin için güzel olur
Küçük Prens
𐙚
BÖLÜM 1
𐙚
Lana Del Rey-White Mustang
Taylor Swift-My Boy Only Breaks His Favorite Toys
Taylor Swift-Shake It Off
Lana Del Rey-Diet Mountain Dew
Lord Huron-The Night We Met
𐙚
"Görüş, görüşürüz, görüşmeyek."
"Görüşmeyek mi? Tanrı aşkına Vera, benimle kim görüşmemek ister?" diye sordum önümde kahvesinin dibini pipetten çekmeye çalışan arkadaşıma gözlerimi büyülterek.
"Ne biliyim kızım ben aa. Görüş kelimesinden çıkarabileceğim maksimum şeyler bunlar benim." dedi omuz silkerek.
"Vera, ne yapacağım ben? Hem gösterinin başlamasına az kaldı hem de finallerimin. Gerçekten hangi birine yetişeceğimi şaşırıyorum artık." dedim oflayarak kahvemden bir yudum daha aldığımda.
"Valla balım hatırlıyorsun ben ara verdiğinde ders çalışıyordum. En kötü öyle yapabilirsin." dedi dudağını büzerek.
"Yarın üç tane dersim var antrenmandan önce de derse gireceğim daha." dedim kafamı sıkıntıyla geriye atarken. Vera bu hareketime göz devirmişti.
"Göz devirip durma bana." dedim Vera'ya ters ters bakarken.
"Canım arkadaşım. Alin'im, Allah aşkına her şeyi bu kadar dert etmesen? İlk olarak derslerin iyi, hiç bir sınavdan da ben senin düşük aldığını görmedim. İkinci olarak takımımız gayet iyi gidiyor bu sıralar, gösteriyi de atlatacağımız eminim. Üçüncü olarak sen hem iyi bir takım kaptanısın hem de iyi bir öğrencisin. Her şeyi bu kadar kafana takma nolur. Derslerini de takımı da kötü etkileyeceksin." dedi bunalmış bir şekilde. Haklıydı, maalesef çok kafama takıyordum.
Kahvemin son yudumunu da içtikten sonra boş şişeyi de çöpe attım ve ayağa kalkan Vera'nın koluna girip başımı omzuna yasladım. O da ellerini sarı saçlarımda dolaştırdı ve okula doğru yürümeye başladık.
Bizim antrenmanımızın başlamasına daha iki saat vardı. Vera'yla erkenden gidip ısınmayı planlıyorduk. Zaten bildiğimiz kadarıyla okulun spor salonunda şu anda voleybol takımı çalışıyordu, bu nedenle bizim köşede ısınıp bir iki hareket yapmamız onlar için sorun olmazdı.
Vera'yla, okulun spor salonuna indiğimizde gördüğümüz manzaraya somurtarak baktık. Şu anda voleybol takımının burada çalışması gerekiyordu, basketbol takımının değil.
"Ne yapacağız?" diye sordu Vera homurdanarak.
"O kadar hazırlık yaptık yapacak bir şey yok. Yine planladığımız gibi kenarda çalışacağız ne yapalım?" dedim Vera'ya gözlerimi büyülterek.
Salonun içine girip eşyalarımızı kenara yerleştirdik ve arkamı döndüğümde ellerini beline koymuş, küçümseyen bir ifadeyle bana bakan yaratığı gördüm.
"Siz mi çıkarsınız, yoksa ben mi sizi çıkarırım?" dedi dağ ayısı.
"Of, yine mi sen ya?" dedim insanımsı varlığa göz devirerek.
"Şu anda antrenman yapıyoruz kör müsünüz? Kafanıza top falan gelirse iki saat sizin çenenizi dinleyemeyiz şu an." dedi insanımsı varlık.
"Ya kenarda çalışacağız işte size ne zararımız var?" diye sorduğumda parmağını gözümün üstüne düşen saçlarıma getirdi ve o tutamı kulağımın arkasına yerleştirdi. Bu hareketine yüzümü büzerek kafamı geriye çektim. Sadece alayla gülümsedi. Göz devirdim.
"Çıkacak mısınız yoksa ben mi sizi zorla çıkartayım?" diye sordu tekrardan dağ ayısı.
İnatla, "Size zararımız yok, bir şeyimiz yok. Kusura bakma insanımsı yaratık ama burada kalacağız." dedim bir adım öne geçip kafamı sallayarak.
İnsanımsı varlık bu dediğime büyük bir kahkaha attı ve "İnsanımsı varlık mı? Daha iyisini bulamadın mı? Yakışıklı, mükemmel-" falan gibi boş şeyler söylerken "Ya, susar mısın?" diye sordum ve ağzına gülerek görünmez bir fermuar çekti.
"Bakın gerçekten ciddi soruyorum çıkar mısınız salondan? Hem vaktimi çalıyorsunuz şu anda." dedi dağ ayısı ciddileşerek. Vera bizi sırıtarak izliyordu.
"Sana çıkmayacağımı söyledim. Konu kapanmıştır." dedim ve tam arkamı döneceğim sırada bir anda ayaklarım yerden kesilince ufak bir çığlık attım. İnanamıyordum, gerçekten şu anda çıkış kapısına doğru yürüyordu be en kötüsü de beni ters bir şekilde omzunda tutuyordu. Bacaklarımla karnına tekmeler atmaya çalışıyordum. Sarı saçlarım onun siyah renkli formasının üstüne gelince saçlarımın sarısı belli oluyordu. Bu hoşuma gitmişti. Şu anda tek hoşuma gitmeyen şey sadece ters durmamdı aslında...
"Arel, kızı getir!" diye bağırdı dağ ayısı basket oynayanların arasına doğru. Çocuklardan biri Vera'nın yanına doğru ilerlerken arkadaşım çoktan kollarını açmıştı bile. Çocuk ona garipsiyen bakışlarla baktığında Vera'nın sanki hep bu anı istiyormuş gibi mahcup bir şekilde kafasını çok hafif eğerek gülümsediğini gördüm. Gördüğüm sahneye ufak bir kahkaha attığımda dağ ayısı durmuştu. "Devam etsene ya!" dediğimde, "Bakıyorum da oldukça rahatız?" dedi insanımsı varlık. Göz devirdim. Bu hareketimi görmemişti ama bunu yaptığımı anlamış gibi oflamıştı.
Saniyeler sonra sonunda beni yere indirdiğinde ona ters ters bakmaya başladım ve, "Ne diye hala burada bekliyorsun?" diye sordum kollarımı birbirine dolayarak. O da neden burada durduğunu anlamamış gibi, "Harbi lan, ben niye hala burada duruyorum?" diye kendi kendine sordu ve hiç bir şey demeden arkasını dönerek gitti. Bu hareketine ağızım açık bir ifadeyle baktım.
Saniyeler sonra Vera somurtkan bir suratla ve eşyalarımızla yanıma geldiğinde arkadaşımın aşık suratını gördüm ve "Noldu sana?" diye sordum.
"Ya ne olacak, şu Arel denilen çocuk beni Barlas gibi taşımadı." dedi.
"Barlas mı?"
"He, seninkinin adı." dedi Vera. Benimki? Vera'ya cevap vermeyecektim aksi taktirde bu konuyu çok uzatırdı. Biliyordum.
Vera'yla bir kafede biraz daha sohbet edip evlere dağıldık. Annem evde olmadığına dair bir mesaj atmıştı bu nedenle alarmımı kendim kurup uyanmalıydım. Alarmımı saat dörde kurdum ve kafamı yastığa koydum. Yatakta bir iki döndükten sonra sonunda uykum gelmişti ve ne zaman uyuduğumu bilmesem de uyumuştum işte.
𐙚
İğrenç alarmın sesiyle zorla gözlerimi açtığımda alarmı kapatmak için telefonumu elime almıştım ve gelen mesajla hızlıca doğruldum.
0 5** *** ** **: Salonu boşalttık gelebilirsiniz :) (14:56)
Bu numara kimindi? Barlas'ın mı? Hemen cevap yazdım.
Alin: Yok kalsın. (16:02)
Unutmadan numarayı da kaydetmiştim.
Barlas (Dağ Ayısı): Birileri kış uykusundan uyanmış anlaşılan. (16:02)
Alin: He, kış uykusu, he. (16:02)
Barlas (Dağ Ayısı): Uyuyor muydun? (16:02)
Alin: Sence? (16:03)
Barlas yazarken üstten gelen Lavinya'nın mesajına tıkladım. Bu kız ne alaka şimdi?
Lavinya: Alin, umarım müsaitsindir kusura bakma. Yanlışlıkla kostümümü ütüleyim derken yaktım da acaba elinde yedek bir kostüm var mı? Eğer varsa verebilirsen çok memnun olurum, en yakın zamanda da kostümümü alacağımdan emin olabilirsin. (16:03)
Oflayarak ona bir mesaj yazdım.
Alin: Sana eski kostümümü geçici olarak verebilirim ama lütfen yenisini alana kadar vereceğim kostümü dikkatli kullan Lavinya. (16:04)
Lavinya: Teşekkür ederim Alin. (16:05)
Lavinya'ya görüldü bırakıp tekrardan Barlas'ın mesajına girdim.
Barlas (Dağ Ayısı): Hey, burada mısın? (16:04)
Barlas (Dağ Ayısı): Çevrim içi gözüküyorsun. (16:04)
Barlas'a da yazacak bir şey bulamadığımdan hazırlanmaya başladım.
Öncelikle kısa siyah şortumu giydim, üstüne de kırmızı siyah ve kenarında okulumuzun simgesi olan mini etekli elbisemi giydim.
Hafiften dalgalı olan sarı saçlarımı topuz yapıp saç spreyiyle sabitledikten sonra makyaj için beyaz makyaj masama oturdum. Havalar sıcaklamaya başladığından öncelikle güneş kremim sürdüm ardından tenimle aynı renkte olan açık renkli kapatıcıyı göz altlarıma sürdüm.
Bir fırça yardımıyla kapatıcıyı yaydım ve hafif de bir allık sürdükten sonra kirpiklerimi kıvırdım ve şeftali rengindeki rujumu dudaklarıma sürdüm ardından parmağımla yaydım.
Ruj sürmeyi çok seviyordum çünkü dolgun dudaklarımı farklı renklerde görmek hoşuma gidiyordu. Hazırlığım bitince antrenman çantamı da alıp okula doğru yürümeye başladım. Saat dört buçukta çalışmalara başlayacaktık ve saat zaten yirmi geçiyordu. Hızlı bir şekilde metroya doğru koştum. Neyse ki hem metro evimin yakınındaydı hem de iki durak sonra okulun önünde iniyordum.
Metrodan indiğimde hızlı bir şekilde okulun spor salonuna doğru koştum.
Dakikalar sonra nefes nefese salona girdiğimde saat dördü otu iki geçiyordu. Geç kalmıştım ki zaten kimisi birbirleriyle konuşuyor kimisi de ısınıyordu bu nedenle kimse geç kaldığımı takmamıştı.
Bende bir kaç dakika toparlandıktan sonra, "Evet kızlar, başlıyoruz!" diye bağırmamla hepimiz sıraya geçtik.
(Bu sahneyi Taylor Swift-Shake It Off şarkısıyla dinlemenizi rica edeceğim 🤍)
Müzik başladığında önce ben ponponumu yukarı ve sola doğru salladım ardından takımdakiler de aynısını yaptı. Bir kaç hareketten sonra tekrardan parande atarak öne çıktım ve jimnastik hareketlerini yapmaya başladım. Benim ardımdan Elis ve Vera da parande atarak sağ ve sol tarafıma yerleştiler ve yaptığım hareketleri yapmaya başladılar. Ardından arkamızda aerobik dans hareketleri yapan üç kız gelip zarifçe kolumuzdan çekerek bizi kendi taraflarına çektiler. Müziğin coşkusuyla hepimiz ortaya toplanıp ponponlarımızı salladık ve Lavinya atlamak için hazırlandı. Bu kez Lavinya atladığında Elis ve takımdaki diğer üç kız da tutmuştu. Sonunda doğru düzgün şu dansı yapabilmiştik. Aşırı mutluydum. Mutluyduk. Kızlardan bir kaçı mutluluktan ağlamaya başladı çünkü bu iş bizim için gerçekten çok önemliydi ve başarmıştık!
Vera'yla ellerimizi birbirine çarpıp gülmekten ağlamaklı bir sesle birbirimizi sarıldık ve o sırada gözüm isteksizin kapıdaki kişiye çarptı. Barlas?
Barlas, kollarını birbirine dolamış, kapının kenarına yaslanmış gülümseyerek beni seyrediyordu. Ne? Beni mi seyrediyordu? Muhtemelen körlüğüm tutmuştu. Göz numaram mı arttı benim? Ama ben gözlük kullanmıyordum ki. Ama bildiğim kadarıyla basketbol takımından birisi bizim takımdan bir kızdan hoşlanıyordu. Muhtemelen o kişi Barlas'tı. Çünkü benle ne işi olabilirdi ki?
Biraz daha çalıştıktan sonra voleybol takımının gelmesiyle antrenmanı sonlandırdık.
Sonunda eşyalarımızı toplayıp ayrılacakken arkadan gözlerimi kapatıp "Ben kimim?" diye soran çocuğa güldüm.
"Atlaas!" diye bağırıp arkamı döndüm ve ona kocaman sarıldım. Atlas da gülümseyerek bana sımsıkı sarıldı.
"Seni çok özledim ponpon kafa." dedi elimi tutarak. Bende onu çok özlemiştim.
"Bende senii, Antalya'ya ne zaman geldiniz?" diye sordum ona tekrardan sarılarak.
"Daha bir kaç saat oldu. Antrenmanının şimdi bittiğini söylediler bana, bende hemen geldim işte, sana sürpriz yapayım dedim."
Atlas benim gerçekten de hep zor dönemlerimde yanımda olan o kuzenimdi. Sülalenin başının etini yiyen, asla ayrılmayan o çifttik biz. Her şeyimizi paylaşıp, anlatırdık. Atlas'la bağımız gerçekten kuvvetliydi ama ne yazık ki zavallı kuzenim, Lavinya'dan hoşlanıyordu. Bu durumu neden kıskandığımı da anlamıyordum.
Kapıya tekrardan istemsizce gözlerim gittiğinde Barlas'ı orada göremedim. Gitmiş olmalıydı. O sırada bir kolunu benim omzuma diğer kolunu ise Atlas'ın omzuna atan Vera'yı fark ettim ve gülümsedim.
"Oo, paşam siz ne ararsınız Antalya'lar da. Ankaralısınız siz yanar kavrulursunuz buralarda." dedi Vera, Atlas'a küçümseyen bakışlar atarak.
"Ee ne yapalım, sevdiğimiz bir kuzenimiz yaşıyor buralarda. Eh, katlanacağız artık Antalya'lara." dedi Atlas da Vera'yı küçümseyen bakışlarıyla süzerek.
İkisi de birden kahkaha patlattığında bende ne yapacağımı bilemediğimden sadece gülümsemekle yetindim.
Sessizliği ilk bozan kuzenim oldu.
Atlas, "Kızlar, bugün size bir kahve ısmarlayayım mı? Çok içimden geldi." dedi Vera'ya bakarak.
Vera, şaşırmış bir ifadeyle, "Nerde beleş, oraya yerleş. Değil mi Alin?" diye sordu. Aslında Vera'nın, Atlas'ın bize kahve ısmarlamasına şaşırmış olması normaldi. Çünkü genellikle hesabı biz öderdik. Bu durumda da Atlas hep bizden yararlanan olurdu. Aslında kuzenimin bu teklifine belli etmesem de bende baya bir şaşırmıştım.
Atlas sonunda bir kafe bulduğunda boş bir masaya oturduk. Vera ve ben kahve, Atlas da değişik meyveli bir içecek almıştı. Konuşacak hiç bir şey olmadığından üçümüz de telefonlarımıza bakıyorduk. Elim istemsiz bir şekilde sabah Barlas'ın, Arel diye seslendiği kişinin instagram hesabına gitti. Vera'nın o çocuğu beğendiğini anlamıştım. Arkadaşım işin somunda üzülmemesi için çocuğun ne bok olduğunu öğrenmeliydim.
Okul hesabının takip ettiklerine "Arel." yazınca çocuğun hesabı önüme çıkmıştı. Arel Akay. Profil fotoğrafında kapalı bir salonda potaya basket topu atıyordu, üstünde ise bizim okulun forması vardı. Muhtemelen yarışmalar için başka okula gittikleri zaman çekilmiş bir fotoğraftı. Hesabı açık olduğundan kolaylıkla attığı fotoğraflara bakabiliyordum. Çocuğun hesabını biraz stalkladıktan sonra öne çıkaranlarına tıkladım. "Kardeşim." isimli öne çıkaranında hep Barlas'la kendisinin fotoğrafı vardı. Arada sırada da başka bir çocukla fotoğrafını görüyordum. En sonunda Barlas'ın tek olduğu bir fotoğrafta durdum. Dikkatimi çeken, bar olduğunu düşündüğüm bir ortamda Barlas'ın güldüğü ve muhtemelen ondan gizlice çekilen bir fotoğraftı. Fotoğrafın üstünde, "İyi ki doğdun Kardeşim benim." yazıyordu. Hızlı bir şekilde bu storyi attığı tarihe baktım. Dört Ocak. Yıl belirtmemiş olduğundan bu sene paylaştığını anlamıştım. İyi ki doğdun yazısının altına da Barlas'ın hesabını etiketlemişti. Arel'in hesabını stalk yapmayı bırakıp, Barlas'ın hesabında gezinmeye başladım.
Ya da gezinmeye başlayamadım. Maalesef hesabı gizliydi. Ne çok takipçisi vardı ne de az. Takip ettiği kişi sayısı bile elli sekizdi. İki yüz dört takipçisi vardı. Barlas'ın aksine Arel'in takipçi ve takip ettiği kişi sayısı oldukça fazlaydı.
Barlas'ın profil fotoğrafında ise bir çocuk hızlı bir şekilde motosiklet sürüyordu ve birisi de onu çekmişti. Muhtemelen motosikletin üstündeki çocuk dediğim kişi Barlas'tı. Onun dışında sadece iki adet gönderisi vardı ama yine ve yine maalesef hesabı gizli olduğundan göremiyordum.
Vera'nın, Arel'i beğendiğini anlamıştım.
Tanrım, o çocuk bin tane kız takip ediyordu. İyi ki de Arel'in hesabını stalk yapmıştım.
Sıkıldığımdan dolayı sohbet muhabbet dönsün diye tam telefonumu kapatıp masaya oturacaktım ki oturduğumuz kafenin arka camından bir kızın bir erkeği ağlayarak ittirdiğini gördüm. Ne, olay mı vardı? Benim hemen orada olmam lazımdı.
Bizimkilere, "Çocuklar hemen geliyorum şurada bir şeyler oluyor." diyerek masadan kalktım. Arkamdan Vera'nın, bana bir şeyler dediğini duydum fakat ona aldırış etmeden kafenin arka tarafına doğru ilerlemeye başladım.
(Bu sahne benim için çok özel. Daha yayımlamadığım YKM adlı kitabımın çiftlerinden birisi ve YKM'den bir sahne 🤍)
Duvarın arkasına saklanarak bu garip çifti izlemeye başladım. Kızın ağlama krizi durmuştu ve çocuğa sarılıyor pozisyondaydı. Çocuğun bir elinde balerinlerin giydiği pointler vardı. Diğer eliyle ise ağlaması dinmiş kızın sarı saçlarını okşuyordu. Bir an neden böyle bir ana şahit olduğumu sorgulamaya başladım.
Kız bir anda gülümseyerek çocuğun elindeki pointleri aldı ve kaldırım taşına oturdu. Hızlı bir şekilde ayağındaki ayakkabıları çıkartıp çocuktan aldığı pointleri giymeye başladı. Çocuk kızın bu halinin fotoğrafını çekiyordu. O sırada kız duvarda saklanan beni fark etti ve hemen çıcuğun paçasını çekiştirmeye başladı. Kız bebek gibiydi ve çok tatlıydı. Çocuk kızın dürtmesiyle bana döndü ve kaşlarını çatarak, "Buraya gelir misin?" diye sordu. Kız ayağındaki pointlerle oflamaya başladı.
Çocuğun yanına doğru yürürken, "Kusura bakmayın, uzaktan çok tatlı gözüküyordunuz da, gözlerim size dalmış. Yani istemsiz bir şekilde izledim sizi, kusura bakmayın tekrardan." dedim. Yalandı.
"Acaba sen hangi cesaretle bizi izlemeyebiliyorsun, merak ediyorum doğrusu?" diye sordu çocuk. Yanındaki kız, "Deniz, lütfen. Nedenini açıkladı zaten onu rahat bırakır mısın? Gözleri dalmış belli ki." dedi. Ne olduğunu anlayamıyordum. Alt tarafı merakıma yenik düşüp onları seyretmiştim, ne olabilirdi ki yani? Mübarek suç işlemiştim.
Çocuk, "Üzgünüm Mila ama seni kimse görmemeli bunu biliyorsun. Kızı Urazlar göndermiş olabilir. Eğer onlar gönderdiyse ne yapacağız? Düşündün mü?" dedi kıza sesini yükselterek. Kız cevap olarak, "Onlar gönderdiyse göndersin. Çok kez eve geldiler biliyorsun. İsteseydim eğer ben zaten çoktan şu anda Urazlarla birlikteydim." dedi.
Çocuk kızın dediğini umursamadan tekrardan bana doğru döndü ve, "Sen kimin kızısın da başımıza gönderildin?" diye sordu. Ne yapacaktım şimdi ben? Harbi malım bak cidden malım ben.
Ağzımı açıp, kimsenin kızı olmadığımı ve sadece gözümün onlara çarptığını usturuplu bir dille açıklayacakken arkadan bir ses, "Kız benim Karayel, onun bu işlerle hiç bir ilgisi yok. Kızıma yanaşma." demesiyle çocuk, kız ve ben aynı anda arkamdan gelen sese doğru döndük.
"Barlas?"
𐙚
İlk bölümümüzün sonuna geldik. Lütfen düşüncelerinizi yorum yapıp bölümü oylamayı unutmayın aşklarım 🤍
Instagram hesabımı da takip ederseniz çok sevinirimm, orada aktifimm
Instagram: @/lenora.iish
𐙚