İçeriğe geç

KURALSIZ "Prenses"

Bölüm 2 · 6 dk okuma

KURALSIZ "Prenses"

Bölüm 2

İlk Buluşma

Sıcak Ağustos ayının güzel günlerinden birinde, Prenses Elyna yine kahvaltıya yetişememişti. Alarmını 12. Kere erteledikten sonra en sonunda Hizmetkâr Luna odasına girdi;

-Mademoiselle Elyna, l'heure du petit-déjeuner. Sa Majesté est très en colère ! (Bayan Elyna, kahvaltı zamanı. Majesteleri çok sinirlendi!) (Luna)

-Je serai en bas dans 5 minutes. Luna, s'il te plaît, quitte ma chambre. (5 dakikaya aşağı ineceğim. Lütfen odamdan çık Luna.) (Elyna)

-Très bien, mademoiselle Elyna. (Tamamdır bayan Elyna.) (Luna)

Elyna babasının sinirlendiğini duyunca, Luna odadan çıkar çıkmaz hızlıca hazırlanmaya başladı. Saçlarını taradı, elbiselerini giyindi ve aşağı indi.

-Çok uykum vardı. Geç kaldığım için özür dilerim baba. (Elyna)

-Sen yine gece 12'ye kadar bahçede mi oturdun? Sana demedim mi en geç 10'da şatoda olacaksın diye?! (Kral Mankus)

-Üzgünüm. Ama hava çok güzeldi! Kuşlar bile o saate kadar evlerine gitmedi. Ben gitseydim ezik ilan edilirdim! (Elyna)

-Of... Tamam. Bu seferlik affediyorum ama bir daha olmasın Elyna. (Kral Mankus)

-Tamam baba, olmaz. (Elyna)

1-2 dakika sonra, şatonun asil, zerafetli kraliçesi Kraliçe Achelia geldi.

-Merhabalar. Prensesimiz de geldiğine göre, yemeğe başlayabiliriz. (Kraliçe Achelia)

Elyna ağzındaki ekmeği çiğnerken konuştu;

-Mhm mhm yemekler mhm çok güzel mhm olmuş Şef Kaila mhm. (Elyna)

-Teşekkürler madame. (Şef Kaila)

-Hey, sofrada ağzında yemek varken konuşamazsın Elyna. Bu kurallara aykırı, saygısız bir hareket! (Kraliçe Achelia)

-Özür dilerim anne... Ama ne yapayım? Yemeğe dalmışım. Gerçekten harika. (Elyna)

Şef Kaila, gururla gülümsedi.

-Afiyet olsun madame. (Şef Kaila)

Ardından Kral Mankus, boğazını temizledi ve araya girdi.

-Evet... Prenses Elyna, bu günki buluşmana hazır mısın bakalım? Senin için özellikle kırlarda olacak. (Kral Mankus)

Babası konuştuktan sonra Elyna'nın yediği lokma boğazında kaldı.

-Öhhö öhhö... Ne buluşması be?! Saçmalamayın. O sadece boş bir sohbetti. (Elyna)

-Ama artık değil. Prens Arthur ile buluşmaya gideceksin. İnan bana kızım, o çocuk düşündüğün gibi kötü değil. Centilmen, saygılı, koruyucu birisi. Ayrıca zengin! Ona bir şans tanı. (Kral Mankus)

-Asla olmaz! Bir fareyle bile buluşmaya giderim, ama o cahille olmaz!!! (Elyna)

-Ah benim şapşal kızım... Sen onunla yakınlaşırsan onların krallığıyla ilişkilerimiz güçlenir, zengin oluruz. Eğer beğenmezsen bırakırsın zaten. (Kraliçe Achelia)

-Siz ne demek istiyorsunuz? Ben biriyle parası için evlenemem. Gerçekten sevmem gerekir. Ancak ben o Arthur bozuntusunu 1 gram sevmiyorum! (Elyna)

-Sen öyle düşünmeye devam et. Her ne olursa olsun evleneceksin onunla. (Kral Mankus)

-EVLENMEYECEĞİM İŞTE! İSTEMİYORUM! BENİ RAHAT BIRAKIN ARTIK... (Elyna)

Elyna, ağlayarak odasına çıktı.

-Beni kukla gibi kullanmalarını istemiyorum. Ben de insanım. Hem... Ya o bana zarar verirse? İstemiyorum... Hayır, istemiyorum! (Elyna)

Kapı çalar kapıyı çalan hizmetkâr Luna'dır.

-Ne var!? (Elyna)

-Mademoiselle Elyna, girebilir miyim? (Luna)

-Sen misin Luna? (Elyna)

-Evet, benim. (Luna)

-Tamam, gir. (Elyna)

-Ne söyleyeceksin? Yoksa, babanız haklı, ona şans tanıyın deyip beni geçiştirecek misin? Eğer öyleyse, çık lütfen. (Elyna)

-Hayır. Majestelerini desteklemiyorum. Ama... Prens Arthur çok iyi bir insandır. Onların şatosunda geçici bir süre hizmet verdim. Bana yemek vermediklerinde bile gizlice getirirdi. Asla sert davranmazdı. İnanın size de hiç zararı olmaz. Biliyorsunuz, Majesteleri çok sinirlidir. Bir gününüz olaysız geçsin istiyorsanız, o buluşmaya gidin mademoiselle Elyna. (Luna)

-Öyle mi diyorsun? Gerçekten iyi birisi mi? (Elyna)

-Emin olun. (Luna)

-Tamam öyleyse... Ama bana bir kötülüğü olursa, bozuşuruz. (Elyna)

-Hiç olmadığınız kadar memnun olacaksınız. (Luna)

-Peki, çıkabilirsin. Teşekkürler. (Elyna)

-Rica ederim mademoiselle Elyna :). (Luna)

Luna, odadan çıktı. Elyna ise şüphelenerek hazırlanmaya başladı. Saçlarını tararken konuştu;

-Hmmm... Demek centilmen ha? Şaşırtıcı. Ama yardımsever olması hoşuma gitti. Neyse, hızlıca hazırlanıp çıkayım bari. (Elyna)

Elyna, en sevdiği elbiselerini giydi, saçlarını taradı, kelebekli broşunu şalına tutturup aşağı indi.

-Ben hazırım. Ne zaman çıkmam gerek? (Elyna)

-Birileri fikrini değiştirmiş... Şimdi çıkabilirsin. Arthur birazdan kapıya gelir. (Kral Mankus)

-Bana haber vermeden beni almaya geliyor. Ne garip. (Elyna)

10 dakika sonra, şatonun dışından at kişnemeleri duyuldu. Elyna camdan baktı, Arthur'u gördü.

-Gelmiş sizin sevdiğiniz Arthur. Ben çıkıyorum. (Elyna)

-İyi eğlenceler tatlım! (Kraliçe Achelia)

-Sağ ol anne. (Elyna)

Elyna elbisesini tutarak kapıya koştu. Prens Arthur'un önünde eğildi ve selam verdi;

-Merhabalar, Prens Arthur :). (Elyna)

-Merhabalar, Prenses Elyna :). Bakıyorum da, bana karşı duygularınız değişmiş ha? (Arthur)

-Biraz. En azından cahil, boş bir erkek olmadığını öğrendim. Luna bana seni övdü. (Elyna)

-Hizmetkâr olan mı? Evet... Onu seviyorum. İyi bir kadın. (Arthur)

-Ben de severim... (Elyna)

-Çok konuştuk. Devamını da yolda konuşalım mı? Zamanımızı harcamak iyi olmaz. (Arthur)

-Pekala, gidelim. (Elyna)

-Atla! (Arthur)

Elyna tüm gücüyle atın arkasına atladı ve Arthur'a sarıldı. Arthur'un kızardığı yüzünden anlaşılıyordu.

-S-sen... N'yapıyorsun? (Arthur)

-Tutunuyorum şapşal! Atın arkasından düşüp ölmemi mi istiyorsun? (Elyna)

-Yoo... Sadece... Daha önce hiç hissetmedim bu duyguyu da. (Arthur)

-Sakin ol. Sana yakınlaştığım falan yok. Can güvenliğimi sağlamaya çalışıyorum o kadar. (Elyna)

-Tamam tamam. Gidelim hadi. O zaman, sıkı tutun! (Arthur)

Arthur, atını hızla koşturmaya başladı. Elyna'nın sırma saçları uçuşuyordu.

-Deh! (Arthur)

-Vuhuuuu! BU ÇOK İYİYMİŞ YA! (Elyna)

İki arkadaş, en sonunda buluşma alanına vardılar.

-İnebilirsiniz, madame. (Arthur)

-Teşekkürler beyefendi. (Elyna)

Elyna, çantasından piknik örtüsünü çıkardı ve yemyeşil çimenlere serip oturdu.

-Gel, burası güzelmiş. (Elyna)

-Tamam. Oturur Ne yapalım? (Arthur)

-Yanında hiç bir şey getirmedin mi? Ah... O zaman her şeyimi feda edeceğim sanırım. Çantasından biraz reçel ve ekmek çıkartır Al, ekmeğine sürüp ye. (Elyna)

Arthur, garip bir yüz ifadesiyle reçeli kokladı.

-Ne oldu? Yoksa çilek reçeli sizin krallığa uygun değil mi? Maalesef. Biz daha sıradan ve sade yaşıyoruz. Öğle yemeğinde biftek yemiyoruz. (Elyna)

-Yok. Uygun. Ama ilk defa tuhaf bir şekilde harika kokan bir reçel deniyorum. Hoşuma gitti. Yoksa biz de öğle yemeğinde biftek yemeyiz. (Arthur)

-İyi o zaman, yiyebilirsin. Reçelleri ben yaparım. Annem de, babam da tadına bayılır. Acaba sen beğenecek misin... (Elyna)

Arthur reçelli ekmekten bir ısırık aldıktan sonra gözlerini kocaman açar ve ağzının etrafını yalar.

-Vay be, bu mükemmel bir şey! Yediğim en iyi reçelli ekmek olabilir. Senin kadar inatçı bir kızın böyle yetenekli olmasını beklemezdim açıkcası. (Arthur)

-Afiyet olsun. Bu da bir şey mi? Daha önce duymamış olabileceğin yemekleri yapıyorum ben. (Elyna)

-Hepsinden denerim o zaman. Farklılık iyidir. (Arthur)

-Aman dikkat et, kendine hakim olamayıp tabağı da yeme! (Elyna)

-İddialı bir şef. Güzelmiş. (Arthur)

Elyna gülerken önünden çok nadir bir beyaz kelebek geçti.

-Aaaa! Bak, beyaz kelebek! Onlar çok nadir olur genelde. (Elyna)

-Senin için yakalamamı ister misin? (Arthur)

-Ona dokunursan elini kırarım. Onun doğasında masumca yaşamasına izin ver. (Elyna)

Arthur içinden geçirdi;

-Vaay, şımarık değil. Her şey onun olsun istemiyor. Gerçekten tatlı bir kız.

Sonrasında, Elyna ona seslendi;

-Hey, kelebek yakalama oynayalım mı? (Elyna)

-Hani doğasında yaşaması gerekiyordu? (Arthur)

-Hayır! Öyle değil. Şimdi, ben kelebek olacağım, sen de insan. Ben kaçacağım, sen bana dokunmaya çalışacaksın. Dokunursan, "Kelebeği yakaladım!" Diyeceksin ve kelebek sen olacaksın. Anladın mı? (Elyna)

-Evet. Oynayabiliriz... Kelebek. (Arthur)

-O zaman... Hadi beni yakala!😆 (Elyna)

İkili, kırlarda gülüşerek koşmaya başladılar. Yaklaşık 30 dakika sonra, en sonunda tükendiler. Elyna, Arthur'un bacağına yattı ve nefes nefese konuştu;

-Amma da uzun bacakların varmış prens! (Elyna)

-Ben bu bacaklarla kaç casus yakaladım. Sarı-pembe, minik bir kelebeği mi yakalayamayacağım? (Arthur)

-İddialı bir koşucu. Hoşuma gitmedi. Hehehe. (Elyna)

-Ne demezsin! 😉 (Arthur)

Bölüm sonu

1 yorum