İçeriğe geç

Kural dışı

Bölüm 2 · 11 dk okuma

Kural dışı

Bölüm 2

Bölum iki

Pazartesi sabahı alarmım çaldığında ilk yaptığım şey onu susturup tekrar uyumaya çalışmak oldu. İkinci alarm çaldığında bunun pek iyi bir fikir olmadığını anlamıştım. “Dilara.” Yorganı biraz daha başıma çektim. “Dilara.” Bu kez ses daha yakından gelmişti. “Uyanıkım.” Kapının diğer tarafından kısa bir sessizlik oldu. “Bu Türkçe değil.” “Yeni bir dil.” Kapı açıldığında gözlerimi araladım. Teyzem kapının önünde durmuş, bir elinde kahve kupasıyla bana bakıyordu. “Saat kaç?” “Yedi kırk.” “Daha çok erken.” “Sekizde çıkacağız.” Gözlerimi tekrar kapattım. “Hayatımda hiçbir şeyi bu kadar istemediğimi hatırlamıyorum.” “Neyi?” “Uyumayı.” Teyzem birkaç saniye beni izledi. “Beş dakika sonra aşağıda olmazsan kahvaltı yapmadan çıkıyoruz.” Gözlerim anında açıldı. “Bu tehdit mi ?.” “Evet.”

Kapı kapanırken doğrulup saate baktım. Teyzemle kalmaya başladığımdan beri sabahları erken kalkmak zorundaydım. Üniversite döneminde derslerim geç başlasa bile son dakika hazırlanıp evden çıkma gibi kötü bir alışkanlığım vardı. Şimdi ise kliniğe onunla birlikte gidiyor, kapılar açılmadan önce içeride olmamız gerekiyordu. On dakika sonra mutfağa indiğimde teyzem çoktan kahvaltısını hazırlamıştı. Saçımı aceleyle toplamış, üstüme ilk bulduğum rahat kıyafetleri geçirmiştim. Bana bakıp kaşlarını kaldırdı. “Geç kaldın.” “Hayır. Hâlâ evdeyiz.” “Dilara.” “Tamam.” Masaya oturup önümdeki tabağa uzandım. Teyzem telefonuna bakarken kahvesinden bir yudum aldı. “Bugün yoğunuz.” “Ne kadar yoğun?” “Sabah dört randevu, öğleden sonra altı.” Elimdeki ekmekle ona baktım. “Ben niye stajyerim?” “Çünku bir meslek sahibi olman lazım.” “Bunu hatırlatman gerekmiyordu.” “Ben de öyle düşünüyorum.”

Klinik eve oldukça yakındı. Bu, staj süresince teyzemle kalmamın en büyük avantajlarından biriydi. Ailemin evi ise hem üniversiteye hem de kliniğe daha uzaktı. Her gün o kadar yolu gidip gelmek yerine staj dönemi boyunca teyzemin yanında kalıyordum. Başlangıçta birkaç hafta boyunca aynı evde yaşamanın ikimizi de yoracağını düşünmüştüm ama beklediğimden kolay olmuştu. Teyzem sabahları beni zorla uyandırıyor, ben de onun kahvesini bitirmeden evden çıkmasını engelliyordum. Birbirimize göre düzen kurmayı başarmıştık.

Kliniğe vardığımızda gün daha kapı açılır açılmaz yoğun başladı. İlk hastamız diz ameliyatından sonra rehabilitasyon sürecindeydi. Teyzem değerlendirme yaparken ben kenarda durup not aldım. Daha sonra kullanılacak ekipmanları hazırladım, egzersiz sırasında ihtiyaç duyulan küçük şeyleri getirdim ve seans sonunda odayı bir sonraki hasta için düzenledim. İlk günkü kadar yabancı hissetmiyordum ama hâlâ ne yaptığımı tamamen biliyormuş gibi davranmıyordum. Çünkü zaten bilmiyordum. Teyzemin yanında duruyor, yaptığı her şeyi dikkatlice izlemeye çalışıyordum.

Bir sonraki hastanın seansı sırasında direnç bandını yanlış çekmeceye koyduğumda bunu da oldukça hızlı fark ettim. “Dilara.” Başımı kaldırdım. “Efendim?” Teyzem elindeki banda baktı. “Bu mavi.” Banda ben de baktım. “Evet.” “Sen bunu yeşillerin olduğu yere koydun.” “İkisinide kullanıyorsun ancak yakın olursa daha ıyı olur değil mi?.” Bana birkaç saniye baktı. “Değil.” Hiçbir şey söylemeden bandı geri alıp doğru çekmeceye koydum. “Tamam.” “Tamam değil.” “Düzelttim.” “Bir daha karıştırma.” “Emredersiniz.” Teyzem diğer odaya geçerken arkasından sessizce yüzümü buruşturdum.

Öğle saatine doğru klinik biraz sakinleştiğinde nihayet mola verebildim. Dinlenme odasına geçip kendimi sandalyeye bıraktım. Telefonumu çantamdan çıkarır çıkarmaz ekran bildirimlerle doldu. İdil ve Zeynep sabahın erken saatlerinden beri grupta konuşmaya devam ediyorlardı.

İdil: BUNU GÖRDÜNÜZ MÜ?

Zeynep: Sabah sekizde neden bağırıyorsun?

İdil: Çünkü önemli.

Zeynep: Değil.

İdil: Yakışıklı ama.

Zeynep: Tamam, şimdi önemli.

Gülümseyerek yazmaya başladım.

Dilara: İkinizin de yapacak başka işi yok mu?

Cevap neredeyse anında geldi.

İdil: DİLARA YAŞIYOR.

Zeynep: Nihayet.

Dilara: Moladayım.

İdil: Stajyer hayatı nasıl?

Dilara: Yorucu.

Zeynep: Daha yeni başladın.

Dilara: Tam olarak sorun da bu.

İdil birkaç saniye sonra yeni bir mesaj gönderdi.

İdil: Yakışıklı voleybolcu geldi mi?

Parmaklarım ekranın üzerinde durdu.

Dilara: bir sürü sporcu geliyor ayrıca o da benim Hastam.

Zeynep: Soruyu cevaplamadın.

Dilara: Bugün daha gelmedi.

İdil: DEMEK Kİ GELİŞ SAATİNİ BİLİYORSUN.

Telefonu biraz uzaklaştırıp ekrana baktım.

Dilara: Randevu sistemini ben giriyorum.

Zeynep: Savunması hazır.

Dilara: Siz gerçekten çok sıkıcısınız.

İdil: Saat kaçta?

İç çektim.

Dilara: On bir.

İdil: OHHH.

Zeynep: Dilara.

Dilara: Ne var?

Zeynep: Molan kaçta bitiyor?

Dilara: Konuyu değiştiriyorsun.

Zeynep: Evet.

Teyzem kapıyı açıp içeri girdiğinde telefonu hızla kapatmadım. Çünkü gerçekten moladaydım ve bunu yüzüne karşı söylemeye hazırdım. “Bitti mi?” “Hayır.” Teyzem saate baktı. “On dakikan var.” “Biliyorum.” Yanıma oturup çantasından su çıkardı. “Arkadaşların mı?” “Evet.” “Ne konuşuyorsunuz?” “Saçma şeyler.” “Demek normal.” “Beni niye böyle tanıyorsun?” “Sen benim yeğenimsin.” Telefonum yeniden titredi.

İdil: FOTOĞRAF VE İMZA İSTİYORUZ.

Gözlerimi devirdim.

Dilara: Hayır.

Zeynep: Zaten istememeliyiz.

İdil: Neden?

Zeynep: Çünkü kız klinikte.

İdil: Doğru.

İdil: AMA YAA.

Dilara: İkiniz de engelleniyorsunuz.

Teyzem yanımdan kalkarken ekrana kısa bir bakış attı. “Bir daha söyleyeyim mi?” “Hayır.” “Güzel.”

Molamın bitmesine birkaç dakika kala telefonumu çantama koyup tekrar kliniğe döndüm. Masanın üzerindeki dosyaları düzenlemeye başladım. Teyzem bilgisayarda sonraki hastanın bilgilerine bakıyordu. “Demir Korkmaz on birde.” Başımı kaldırdım. “Biliyorum.” Teyzem bana baktı. “Randevu sistemini sen giriyorsun.” “Biliyorum.” “Az önce arkadaşlarına da aynı şeyi söyledin galiba.” Yavaşça ona döndüm. “Telefonuma mı baktın?” “Hayır.” “Peki, nasıl—” “Yüzün.” Kaşlarımı çattım. “Yüzüm ne söylüyor?” “bir şey saklayamıyorsun da ondan.” “Ben bir şey saklamıyorum.” “Tamam.” Onun o sakin “tamam” deyişinden hiç hoşlanmıyordum.

Saat on biri birkaç dakika geçtiğinde kapı açıldı. Refleksle başımı kaldırdım. Demir içeri girdiğinde ilk günkü gibi spor çantası omzundaydı. Bu kez üzerinde kulüp eşofmanı vardı ve saçları ilk geldiği güne göre daha dağınıktı. Teyzem bilgisayardan başını kaldırdı. “Hoş geldiniz.” “Merhaba.” Demir bana baktı. “Erken değilim.” Saate baktım. “Şaşırtıcı.” “Bugün erken gelmeyi denemek istedim.” “Nasıl hissediyorsun?” “Henüz bir şey yapmadım.” “İyi başlangıç.” Teyzem ikimize birden baktı. “Dilara, dosyayı getir.” “Tamam, hocam.”

Dolaba yönelirken arkamdan Demir’in sesini duydum. “Telefonun bugün yanında.” Dosyayı çıkarıp ona döndüm. “Ne demek istiyorsun?” “İlk gün teyzen almıştı sanırım.” “Gözlem yeteneğin fazla gelişmiş.” “Voleybol oynuyorum.” “Bununla ne ilgisi var?” Omuzlarını hafifçe kaldırdı. “Bilmiyorum.” Dosyayı elime alıp teyzemin yanına geçtim. “Geçebilirsiniz.”

Demir tedavi odasına yöneldi. Ben de arkasından gittim. Teyzem önce ağrı durumunu sordu, ardından önceki değerlendirmeye göre bazı hareketleri tekrar kontrol etti. Bu kez ben sadece not almakla kalmıyor, teyzemin söylediği yerlerde hangi hareketlerin neden yapıldığını anlamaya çalışıyordum. “Dünkü egzersizleri yaptınız mı?” diye sordu teyzem. “Yaptım.” “Tamamını?” Demir bir an durdu. Teyzem gözlerini ondan ayırmadan bekledi. “Çoğunu.” “Demir Bey.” “Tamamını yaptım.” Ben dosyaya bakıyormuş gibi yaparak gülmemek için çalıştım.

Teyzem devam etti. “Bugün omuz çevresindeki kontrolü biraz daha çalışacağız. Ağrıyı artıran bir durum olursa hemen söyleyin.” Tedavi ilerledikçe ben gerekli ekipmanları hazırladım. Teyzem bazı hareketleri gösterirken dikkatle izledim. Demir birkaç kez hareketi yanlış yaptığında teyzem hemen düzeltti. Bir noktada bana dönüp bandın yönünü sordu. Doğru cevabı verdiğimde sadece başını salladı ama ben bunu küçük bir başarı olarak kabul ettim.

Seans bittiğinde Demir çantasını alırken teyzem bir sonraki randevusunu hatırlattı. “Çarşamba, aynı saat.” “ zaten randevunu ben veriyorum ama Tamam.” Kapıya yöneldi. Ben dosyayı kapatırken bir an durup bana baktı. “Arkadaşların fotoğraf bekliyor.” Başımı kaldırdım. “Ne?” “Telefonuna gözüm kaymış olabılır.” İçimden ay götum kesın gözün kaymıştır diyerek telefonu arka cebıme kaydırdım. “ha yani baktığını kabul edıyorsun?” “Bakmıyordum gözüm kaydı o kadar.” “Bunu cevap saymıyorum.” Demir hafifçe gülümseyip kapıya yöneldi. “Çarşamba görüşürüz.” “Randevuna geç kalma.” “Bugün geç kalmadım.” “İlk gün geç geldin.” “İnsanlar değişebilir.”

Kapı kapandığında teyzeme döndüm. “Bu çocuk fazla konuşuyor.” Bilgisayar ekranından başını kaldırmadan cevap verdi. “Sen sanki çok farklısın.” “Ben çalışıyorum!.” “Tabii kesin öyledir.”

Günün geri kalanı gerçekten yoğun geçti. Öğleden sonra klinikte sürekli bir hareket vardı. Bir hasta çıkarken diğeri geliyor, odalar hazırlanıyor, dosyalar düzenleniyor ve ben her seferinde biraz daha hızlı olmaya çalışıyordum. Gün sonunda bacaklarımın ağrıdığını hissettiğimde saatin kaç olduğuna baktım. Akşam olmuştu. Teyzem son dosyayı kapatırken telefonuna gelen bir mesaja baktı. “Bu akşam bize geliyorlar.” Çantamı kapatırken başımı kaldırdım. “Kim?” “Annenle baban.” “Güzel.” Teyzem mesaj ekranına tekrar baktı. “Bir de halan.”

Olduğum yerde durdum. “halam ne alaka.” Teyzem bana baktı. “onunda seni özleyesi tutmuştur.” “Biliyorum. Çok salonda dolanmam ben o zaman odama kapanırım.” “Yemek için çıkarsın.” “Yemem.” “Yersin. sen bu açlıkla denizden baban çıksa yersin kandırma bizi.” Çantamı omzuma taktım. “ ayıp ya denir mi oyle şey gül gibi kıza?” “Ben doğruları söylüyorum canım.” “aman aman teyzem ve hocam olduğun yetmedi birde başıma doğruluk pusulası mı olucan” “bu dediklerin hala halanın sözde seni özlediği gerçeğini değiştirmez.” “Beni özlemiş sözde.” Teyzem çantasını alırken kısa bir kahkaha attı. “Bak, bunu kendi ağzınla söyledin.” “yalan olduğunu ikimizde biliyoruz.”

Klinikten çıkıp arabaya bindiğimizde günün yorgunluğu üzerime çökmeye başlamıştı. Ama eve gitmeden önce uğramamız gereken bir yer vardı. “Markete gidiyoruz, değil mi?” Teyzem arabayı çalıştırdı. “Evet.” “Hazır bir şeyler alalım.” “Beş kişiyiz.” “Daha da fazla sebep.” Teyzem bana kısa bir bakış attı. “Sen alışveriş sepetini taşı ben alışverişi yapacağım senin muhakeme yeteneğine markette güvenmiyorum.” “Bütün gün staj yaptım yorgunum arabada kalamazmıyım.” “Ben bütün gün çalıştım.” “Bu rekabeti kazanamam ve sende bunu biliyorsun.” “ evet biliyorum.”

Marketin otoparkına girerken koltuğa dahada gömüldüm. “Bu arada halam beni gerçekten özlediyse şaşıracağım.” Teyzem arabayı park etti. “Bence özledi.” “Sen de ona inanıyor musun?” Bana bakıp kısa bir gülümsemeyle cevap verdi. “Hayır bu işte bir bit yeniği var ama neyse.” Arabadan inerken iç çektim. İşte o noktada akşamın sandığımdan çok daha uzun geçeceğini anlamalıydım. Markete yolculuk gayet sakındi Marketin otoparkında arabadan indiğimiz anda içeride ne kadar kalacağımızı tahmin etmeye çalıştım. Teyzem alışveriş konusunda oldukça hızlıydı. Listeyi hazırlar, ihtiyacı olan şeyleri alır ve gereksiz reyonlara uğramadan kasaya giderdi. Ben ise markete sadece bir şey almak için girip elimde üç farklı poşetle çıkabilen insanlardandım. Bu yüzden alışveriş arabasını önümde görünce ilk yaptığım şey teyzeme dönmek oldu. “Büyük araba mı?” Teyzem anahtarlarını çantasına koydu. “Beş kişiyiz.” “Ben sadece sordum.” “Bir şey alma planın mı var?” “Yok.” Bana şüpheyle baktı. “Dilara.” dedi sesi uyarir bir tondaydı. “Gerçekten yok.”

İçeri girer girmez teyzem telefonundaki listeyi açtı. Ben de arabanın tutacağını tutup arkasından yürümeye başladım. İlk birkaç dakika oldukça normal geçti. Tavuk, salata malzemeleri, yoğurt, içecekler ve masaya koymalık birkaç şey aldıktan sonra arabanın yarısı dolmuştu. Teyzem bir ürünün fiyatına bakarken ben biraz ilerideki tatlı reyonuna doğru gözlerimi kaydırdım.

Elmalı turta.

Olduğum yerde durdum.

Teyzem listeye bakmaya devam ederken yavaşça reyonun olduğu tarafa doğru ilerledim. Birkaç saniye sonra arkamdan sesini duydum. “Nereye gidiyorsun?” Durmadan cevap verdim. “Hiçbir yere.” “Dilara.” “Bir şey bakacağım.” “Listede yok.” “Her şeyin listede olması mı gerekiyor?” Teyzem iç çekti. “Dönüşte kasada buluşalım.”

Bu, resmi olarak izin verdiği anlamına gelmiyordu ama ben yine de öyle kabul ettim. Tatlıların olduğu bölüme geldiğimde birkaç saniye boyunca raflara baktım. Küçük paketlerde kurabiyeler, cheesecake'ler ve farklı pastalar vardı. Sonra gözüm alt raftaki elmalı turtaya takıldı.

Kocamandı.

Gerçekten kocamandı ve yeni pişip kutuya konduğu belli olan buhar damlaları vardı kutunun içinde.

Kutuyu elime alıp birkaç saniye inceledim. Üzerindeki etikette sekiz kişilik yazıyordu. Evde beş kişi olacağımızı biliyordum ama bunun şu an benim için hiçbir önemi yoktu sonuçta bu benım için fazladan dilim demekti.

Kutuyu alışveriş arabasına yerleştirdiğim anda arkamdan bir ses geldi. “Bu ne?”

Başımı çevirdim. Teyzem bana bakıyordu.

“Elmalı turta.”

“Görüyorum.”

“Canım çekti.”

“Sekiz kişilik.”

“Belki altı kişilik yeriz.”

“Evde beş kişiyiz.”

“belki birinin canı fazla porsiyon ister.”

Teyzem birkaç saniye bana baktı. Sonra arabaya doğru eğilip kutuyu inceledi. “bu birisi sen olmayasın?”

“ belki evet belki hayır.”

“Bu akşam yemek yiyeceğiz.”

“Tatlı yemeyi engellemez.”

“Yarın da var.”

“Daha güzel.”

Başını iki yana salladı. “Ben seni neden yanıma aldım?”

“Çünkü ben senin yeğeninimm.”

“Bu cümleyi bir daha kullanırsan turtayı rafa geri koyarım.”

Kutuyu korur gibi arabanın diğer tarafına geçtim. “Tamam, susuyorum.”

Alışverişin geri kalanı tahmin ettiğim kadar sakin geçmedi. Çünkü teyzem aldığı her üründen sonra listeyi kontrol ediyor, ben ise arada sırada arabaya ihtiyacımız olmayan şeyler ekliyordum. Bir noktada elime aldığım cips paketini sessizce arabaya bırakırken yakalandım.

“Hayır.”

“Ne hayır?”

“Onu bırak.”

“Ama babam seviyor olabilir.”

“Sen seviyorsun.”

“Bu bir varsayım.”

“Dilara.”

Cipsi geri bıraktım. “Baskı altındayım.”

“Evet çünkü başında biri olmadan senin yapacağın alışverişi 7 yaşındaki çocuk yapıyor.”

Kasaya geldiğimizde arabanın içi akşam yemeği için fazlasıyla doluydu. Teyzem ürünleri sırayla bandın üzerine yerleştirirken ben elmalı turta kutusunu en sona bıraktım. Teyzem bunu fark edince bana baktı. “Sanki saklıyorsun.” “Saklamıyorum.” “En arkaya koymuşsun.” “Tatlılar en son yenir ve ayrıca ezilmesini istemem.”

Eve vardığımızda hava kararmaya başlamıştı. Poşetleri taşırken iki elim de doluydu. Teyzem kapıyı açıp içeri girerken arkamdan seslendi. “Dikkat et.” “Ediyorum.” “Turta düşmesin.” Olduğum yerde durup ona baktım. “Poşetlerin hepsinden neden özellikle turtayı söyledin?” “Çünkü düşerse ağlarsın ve ben seni çekemem maalesef hayatım.” “Ağlamamki.” Teyzem bana baktı. “Emin misin?” Cevap vermeden içeri girdim.

Mutfak kısa süre içinde poşetlerle doldu. Teyzem malzemeleri yerleştirirken ben de masanın üzerine aldığımız şeyleri koymaya başladım. Elmalı turta ise mutfak tezgâhının üzerinde duruyordu. Gözüm her birkaç dakikada bir ona kayıyordu.

Teyzem bunu fark etmiş olacak ki sebzeleri yıkarken konuştu. “Yemekten önce açmayacaksın.” “Açmayacağım.” “Dilara.” “Açmayacağım dedim.” “Bir dilimi şimdi yiyip yemektede tekrar yemeyi düşünüyorsun.” Ona baktım. “Beni gerçekten bu kadar iyi mi tanıyorsun?” “Maalesef elimde değil.”

Telefonum cebimde titredi. Çıkarıp baktığımda aile grubuna mesaj düştüğünü gördüm.

ANNEM: Yoldayız.

Hemen ardından halamın mesajı geldi.

HALAM: Dilara, gerçekten beni özledin mi?

Bir süre ekrana baktım.

Dilara: Evet.

HALAM: Şaşırdım.

Dilara: Sen de beni özlediysen ben de şaşırdım genelde çok aklına gelmem.

HALAM: Terbiyesiz.

BABAM: İkiniz daha görüşmeden başladınız.

Gülümseyerek telefonu kapattım. Teyzem hâlâ yemek hazırlığıyla uğraşıyordu. “Geliyorlar mı?” diye sordu. “Yoldalarmış.” “Güzel. Sen de şu masayı hazırla.”

“Bütün gün çalıştım.”

“Staj yaptın.” Diyerek beni düzeltti.

“Bu daha yorucu kafanda sana emir veren doktor derya varken her iş daha zor.”

“Konuşmayı bırak da tabakları getir.”

Mutfak dolaplarını açıp tabakları çıkarmaya başladım. Bir süre sonra ev yavaş yavaş yemek kokmaya başladı. Teyzem fırına yemeği koymuş, ben masayı hazırlamıştım. Her şey hazırdı.

Elmalı turta hâlâ tezgâhın üzerindeydi.

Yanından geçerken kutuya baktım.

Teyzem arkamdan konuştu. “Dokunma.”

Başımı çevirdim. “Dokunmuyordum.”

“Bakıyordun.”

“Bakmak yasak mı?”

“turta için tehlikeli.”

“Bu çok kırıcı.”

“Turta için değil.”

Telefonum tekrar titredi. Bu kez annem arıyordu. “Efendim?” “Kapıdayız.” Başımı kaldırdım. “Bu kadar çabuk mu geldiniz?” “On dakikadır apartmanın önünde park yeri arıyoruz.” Babamın sesi arka plandan geldi. “Ben buldum aslında kizım ama annen beğenemedi.” Annem telefondan uzaklaşıp ona bir şey söyledi. Muhtemelen bulmamıştı.

Gülümseyerek telefonu kapattım ve kapıya yöneldim. “Gelmişler.” Teyzem mutfaktan seslendi. “Kapıyı aç.”

Kapının zili birkaç saniye sonra çaldı. Derin bir nefes aldım.

Aile yemeği resmen başlamıştı.

Ve mutfakta sekiz kişilik bir elmalı turta bizi bekliyordu yada sadece beni kim bilir hepsini odama kaçırmayı başarabilirim belki.

Bölüm sonu

1 yorum

  • İnsan okudukça okuyası geliyor ellerine sağlık çok iyi olmuş ben beğendim diğer okuyucularını da beğeneceğinine inanıyorum❤️❤️