İçeriğe geç

Kural dışı

Bölüm 1 · 5 dk okuma

Kural dışı

Bölüm 1

Bölüm bir

Sabah, kliniğin içini dolduran güneş ile stajım başlamıştı. Telefonum sabahtan beri susmamıştı. Canım arkadaşlarım İdil ve Zeynep bütün gün gruba Reels gönderip yakışıklı çocukları birbirlerine paslaşarak geçiriyorlardı. Kliniğin duvarına yaslanıp telefonuma bakıyorken teyzemin sesi hemen doğrulmamı ve telefonumu cebime atmamı sağladı.

“Dilara, o telefonda kiminle mesajlaşıyorsan bırak, daha molana var.”

İmayla söylediğini duydum.

“Teyze, sanki birisi olmadığını bilmiyormuşsun gibi davranıyorsun. Ayrıca saat daha 10.37 ve saat 12’ye kadar hiç randevu yok,” dedim teyzemin yanına ilerlerken.

Teyzemin fizik tedavi kliniğinde stajyer olarak çalışıyordum. Üniversitenin fizyoterapi bölümünde ilk senemi yeni tamamlamıştım. Teyzem bana inanmayan bakışlar atarak yanıma gelip telefonu kendi cebine attı.

“Birincisi, ben stajın süresince teyzen değil hocanım. Ayrıca beni kandıramazsın, Dilara.”

“Peki hocam ama telefonumu ne zaman geri alabileceğim? Çünkü ikimiz de Zeynep’in isteyince ne kadar ısrarcı olabildiğini biliyoruz.”

Gülerek konuşmuştum ancak teyzemin bana kızamayacağını biliyordum. Ben onun biricik yeğeniydim. Ta ki çalışmaya başlayana kadar. Çalışırken o artık benim teyzem değil, akademik doktorasını tamamlamış Dr. Derya Yalçın oluyordu.

Teyzem telefonumu cebinde bırakarak danışmanın bulunduğu bölüme doğru yürüdü. Ben de arkasından ilerledim.

“Bugün gerçekten hiç randevu yok mu?”

Bilgisayar ekranına tekrar göz attı.

“Öğlene kadar yok.”

“Bak, ben sana ne dedim?”

“Bir dakika.”

Ekrana biraz daha yaklaştı. Kaşları hafifçe çatıldı.

“Bir hasta randevusunu erkene almış.”

“Kim?”

“Demir Korkmaz. Randevusu on bir buçuktu.”

Saatin ekranına baktım. Henüz onu bile geçmemiştik.

“Nerdeyse bir saat erken gelmek normal sayılır mı?”

“Profesyonel sporcular söz konusuysa normalden daha normal.”

Tam o sırada giriş kapısının açıldığını duyduk. Derya Hanım başını kaldırdı, ben de istemsizce ona baktım. İçeri giren çocuk uzun boyluydu sarı saçları ise güneş ışığında parıldıyordu. Üzerinde koyu renk bir eşofman ve spor ayakkabıları vardı. Omzunda büyük bir spor çantası taşıyordu. Sağ kolunu hareket ettirirken diğerine göre daha dikkatli davranması dışında ilk bakışta sakat olduğu anlaşılmıyordu.

“Merhaba,” dedi.

“Merhaba,” diye karşılık verdi Derya Hanım. “Demir Korkmaz?”

“Evet. Biraz erken geldim. Sorun olmazsa bekleyebilirim.”

Derya Hanım saate kısa bir bakış attı.

“On bir buçuk için randevunuz vardı.”

“Antrenman programım değişti. Sonra yetişemeyebilirdim.”

“Tamam. Beş dakika içinde alacağım sizi.”

Demir başını salladı ve bekleme alanındaki sandalyelerden birine oturdu. Teyzem bilgisayarın başına geçti, ben ise birkaç saniye yerimde durup ne yapacağımı bekledim.

“Dilara.”

Hemen ona döndüm.

“Demir Bey’in dosyasını aç. Bugünkü değerlendirmede yanımda olacaksın.”

“Tamam.”

Dolaptan dosyayı çıkarıp masaya bıraktım. İçinde doktor yönlendirmesi, kulüp sağlık ekibinin notları ve yapılan görüntüleme sonuçları vardı. Omuz bölgesindeki ağrı nedeniyle fizyoterapi değerlendirmesi ve düzenli rehabilitasyon önerilmişti. Derya Hanım dosyaya göz gezdirirken ben de notları hızlıca okudum.

“Geçen hafta MR çekilmiş,” dedi.

“Rapor burada.”

“Güzel. Değerlendirme sırasında söylediklerimi not al. Hareketleri de dikkatlice izle.”

Başımı salladım. Bekleme alanına doğru ilerledim.

“Demir Bey.”

Demir ayağa kalktı.

“Buyurun.”

“Geçebilirsiniz.”

Odaya doğru yürürken elimdeki dosyaya kısa bir bakış attı.

“Stajyer misin?”

“Evet.”

“İlk günün mü?”

“Hayır.”

“Belli.”

Kaşlarımı kaldırdım.

“Neden?”

“fark etmesi zor değil.”

Bir an ona baktım.

“iltifat mi ettin yoksa yargıladın mı sen beni?”

“Ben sakatım. seni yargılayabilecek durumda mıyım sence.”

teyzem arkamızdan konuştu.

“İkiniz de içeri.”

Demir odadaki sandalyeye oturdu. Ben masanın yanındaki tabureye geçip dosyayı açtım. Derya Hanım karşısına oturdu.

“Öncelikle ağrıyı tarif etmenizi isteyeceğim. Ne zaman başladı?”

Demir birkaç saniye düşündü.

“Yaklaşık iki hafta önce. İlk başta sadece antrenmandan sonra hissediyordum.”

“Belirli bir hareketle mi başladı, yoksa yavaş yavaş mı arttı?”

“Yavaş yavaş.”

“Servis veya smaç sırasında artıyor mu?”

“Evet. Özellikle kolumu yukarı kaldırırken.”

Ben söylediklerini not ederken Derya Hanım ağrının şiddeti, antrenman yoğunluğu ve günlük hayatını ne kadar etkilediği hakkında birkaç soru daha sordu. Ardından ayağa kalktı.

“Tamam. Şimdi bazı hareketleri değerlendireceğiz. Dilara, gözlemle.”

Kalemimi bırakıp dikkatimi tamamen Demir’e verdim.

“Kolunu yavaşça yukarı kaldır.”

Demir hareketi yaptı.

“Burada ağrı var mı?”

“Biraz.”

“Devam et.”

Derya Hanım hareket sırasında omzunu ve kürek kemiğinin hareketini dikkatlice gözlemliyordu. Bir süre sonra bana döndü.

“Ne fark ettin?”

Bir an düşündüm.

“Sağ tarafını daha yavaş kullanıyor. Ağrı hissedince kolu yavaşlıyor bence.”

Derya Hanım başını salladı.

“Devam.”

“Sol tarafa göre hareket açıklığı daha kısıtlı.”

“Doğru.”

Demir bana baktı.

“iyileşir mi?”

Başımı ona çevirdim.

“Ben değerlendirmiyorum.”

“Az önce beni gayet iyi değerlendirdin.”

“Hayır, seni gözlemledim.”

“Aradaki fark ne?”

Derya Hanım söze karıştı.

“Demir Bey, konuşmayı bırakıp kolunuzu tekrar kaldırın.”

Dudaklarımı birbirine bastırarak gülmemeye çalıştım. Teyzem birkaç farklı hareket ve test yaptıktan sonra masasına geri döndü.

“Şimdilik düzenli fizyoterapiye başlamamız gerekiyor. Yüklenmeyi tamamen kesmeyeceğiz ama antrenman programınızda bazı değişiklikler olacak.”

Demir ciddi bir ifadeyle başını salladı.

“Ne kadar sürer?”

“Şu an kesin bir süre söylemek için erken. İlk birkaç hafta düzenli geleceksiniz. Sonra tekrar değerlendiririz.”

Derya Hanım bana döndü.

“Dilara, tedavi planını dosyaya ekle. Sonraki seanslar için uygun saatlere de bak.”

Bilgisayara doğru ilerledim.

“Haftada kaç gün?”

“Şimdilik üç.”

Ekrandaki boş saatlere göz attım.

“Pazartesi, çarşamba ve cuma uygun mu?”

Demir başını salladı.

“Öğleden sonraları antrenmanım var.”

“Sabah?”

“Erken olursa olur.”

“On bir?”

“Olur.”

Saatleri sisteme girerken Demir yan taraftan ekrana baktı.

“Üç hafta boyunca mı geleceğim?”

“Şimdilik.”

“Beni sen mi göreceksin?”

Başımı kaldırdım.

“Derya Hanım görecek.”

“Sen de burada olacaksın.”

“Stajyerim.”

“Onu anladım.”

“İyi.”

Aramızda kısa bir sessizlik oldu. Demir sandalyesine yaslandı.

“Yani alışmam gerekecek.”

“Fizyoterapiye mi?”

Bakışları bir anlığına bana kaydı.

“İkinize de, sanırım.”

Elimdeki kalemi masaya bıraktım.

“İlk seansın daha yeni başladı.”

“Erken gelmemin sebebi bu mu? Çok sertsiniz Dilara Hanım.”

“Hayır bu sadece açık bir gerçek.”

teyzem yanımızdan geçerken ikimize birden baktı.

“Dilara.”

“Efendim?”

“Telefonunu bugün geri almak istiyorsan çalışmaya devam et.”

Hiçbir şey söylemeden ekrana döndüm. Yanımdan Demir’in kısa bir gülüşü duyuldu. Ona bakmadan konuşmaya devam ettim.

“Bir sonraki randevun pazartesi, saat on bir.”

“Görüşürüz o zaman.”

“Görüşürüz.”

Demir spor çantasını omzuna takıp kapıya yöneldi. Ben dosyayı kapatıp masanın üzerine bıraktım. O an önümdeki birkaç haftanın nasıl geçeceğini bilmiyordum. Bildiğim tek şey, pazartesi saat on birde Demir Korkmaz’ın yeniden bu kliniğin kapısından içeri gireceğiydi ve hayatımı hiç bilmediğim şekilde değiştireceği idi.

Bölüm sonu

2 yorum

  • Bazı yazarlar kitaplarını çok kısa yazarlar sen çok iyi yazmışsın betim demen çok güzel anladım şeklin çok iyi ellerine sağlık