İçeriğe geç

KURAK DİYARLAR

Bölüm 1 · 2 dk okuma

KURAK DİYARLAR

Bölüm 1

UYURGEZER

Bir, iki, üç, dört… Ağız dolusu bir küfür savurup yerinden kalktı. Saat gecenin dördüydü, gecenin en karanlık saatleri. Uykusuzluktan daha lanet bir şey olabilir mi diye düşündü. Uyuduğu oda her gece daha da dağınıklaşıyordu sanki. Giyilmekten yıpranmış kareli lacivert kazağı en azından her zamanki gibi sandalyenin üzerindeydi. Ayağa kalkıp kazağı üzerine geçirdi. Ellerini yeterince uzamış siyah gür saçlarının arasından geçirdi. Sakalları da artık kesmesi gereken boya ulaşmıştı. Uzun ince dudaklarının kenarında derin çizgiler oluşturan bir tebessümü suratına yerleştirdi. Bunu artık kendine alışkanlık haline getirmişti. Ara ara sırıtmaya dönüşen bu tebessüm onun için bir maskeydi. Zeki biri mutsuzluğunu ve öfkesini açıkça görebilirdi; ama bir aptal için bu maske yeterliydi. Amcası Halit hep anlardı, ama onun öfkesini uyandırmak istemediğinden üzerine gitmek istemezdi.

Yirmi iki, yirmi üç, yirmi dört… Gözetim altından çıkalı 27 gün olmuştu. Tam 5 ay 23 gün boyunca karanlık bir odada hamam böcekleri, fareler ve adını bilmediği başka böceklerle insan yüzü görmeden tutulmuştu. İlk günler ağzından bilgi almak için dövmüşler, sonraki günlerde ise sıkıldıkları için dövmüşlerdi. Birkaç ayın sonunda suratına bu deli tebessümünü yerleştirmiş, yerli yersiz kahkahasıyla askerleri onu delirttiklerine ikna ettikten sonra, odada dayaklarından mahrum bir şekilde yalnız bırakmışlardı. Delirip delirmediğini bilmiyordu; ama gözetimden çıktığından beri nasıl olduğunu anlamadığı olaylar peşini bırakmıyordu.

Altmış dört, altmış beş… Bugün 5 Mayıs, Büyük İsyanın liderinin öldürüldüğü, isyanın bastırıldığı o kanlı günün yıldönümüydü. Dört yıl önce bugün sonbaharda başlayıp yazın en sıcak ve kurak günlerine kadar süren isyan yüzlerce can almış, devletin su ve yiyecek vermeyi kestiği pek çok şehir salgın, yangınlarla yok olmuştu. Salgın yüzünden temiz su büyük önem kazanmış, suyun arıtılmasını sağlayan makineleri ve ilaçları elinde tutanlar ülkenin zenginleri olarak yönetimi ele geçirmişlerdi. Salgın ise birkaç ay önceye kadar devam etmiş, yeterince can aldıktan sonra sokaklarda salgının bittiğini duyurmuşlardı. Ateş, ishal ve kusma ile seyreden salgının hala bazı köylerde devam ettiğine dair söylentiler dolanıyordu.

Yüz yirmi dokuz, yüz otuz, yüz otuz bir… Oturduğu sandalyeden kalkıp sinirle banyoya gitti. Daha fazla düşünmemek ve bir an önce uyuyabilmek için tüm gece musluktan damlayan damlaları saymıştı. Yeterli gelmiyor, zihninin çarkları durmadan dönüyordu. İki bin yüz seksen yedide damlaları saymayı bıraktı. Son zamanlarda olanları aklı almıyordu. Belki de askerlere deliymiş rolü yaparken gerçekten delirmişti. Dört gün önce aniden kendisini Akıncılar ’da evinden 15 kilometre uzaklıkta, hasat yapılmış boş bir arsada hırkası kana bulanmış, pantolonu ayakkabısı ve yüzü çamur içinde bulmuştu. İşin garibi bulunduğu bölge kurak bir bölgeydi, sular devletin isteğine bağlı olarak ara ara kesildiğinden çamur görmek artık nadir bir durum olmuştu. O gün fazla yorulduğundan eve gelip erkenden uyumuştu; fakat gecenin bir yarısı kendisini hiç gitmediği bir yerde anlayamadığı bir halde bulmuştu ve hiçbir şey hatırlamıyordu. Üstelik bu durum, gözetim altından çıktığından beri başına ilk defa gelmiyordu. Amcasına anlattığında ise babasının da kendisi gibi uyurgezer olduğunu söyleyerek geçiştirmişti. Ama birilerini öldürmüş olma ihtimali onu uykulardan kesmiş, gece uyuyamayan mantıklı düşünemeyen bir adam haline gelmişti.

Bir patlama sesiyle düşüncelerinden sıyrıldı. Birileri dışarıda ‘’Yangın! Yangın!’’ diye bağırıyordu. Kapısı belli belirsiz çaldığında saatine baktı, saat beşti ve henüz güneş doğmamıştı.

Bölüm sonu

2 yorum