İçeriğe geç

Küp

Bölüm 2 · 4 dk okuma

Küp

Bölüm 2

Kader

2. Bölüm – Kader

“Bazen hikâyeler tek bir kelimeyle başlar. Sonra kendi yolunu çizer.”

Şu an tam anlamıyla bilinmezliğin içindeydim.Uzun yolculuğun yorgunluğu hâlâ üzerimdeydi.Ama yorgunluktan çok daha ağır bir şey vardı.Masanın üzerinde duran taş.Üzerindeki küp sembolü.Ve babama benzeyen adamın bulunduğu siyah beyaz fotoğraf.Fotoğrafı tekrar elime aldım.Parmaklarım istemsizce titriyordu.Babam yıllar önce ölmüştü.Onunla ilgili sahip olduğum anılar sayılıydı.

Kokusu.

Gülüşü.

Omzuna çıktığım o yaz günü.

Ve annemin yıllarca sakladığı birkaç fotoğraf.

Ama bu fotoğraf…Bu fotoğraf onlardan biri değildi.Arkasını çevirdim.Solmuş mürekkebin arasında yalnızca tek bir tarih vardı.

1988.

Başka hiçbir şey yoktu.Ne bir isim.Ne bir yer.Ne de açıklama.Sadece dört rakam.Ama o dört rakam bile içimde açıklayamadığım bir ağırlık yaratmaya yetmişti.Kafamın içinde yüzlerce soru dolaşıyordu.Babam burada ne yapıyordu?Nu insanlar kimdi?

Ve en önemlisi…Bu fotoğraf neden bir piramidin içinde saklanmıştı?Düşüncelerimin arasına Selim Bey’in sesi karıştı.

“Biz de anlam veremedik açıkçası.”

Başımı kaldırdım.O sırada odadaki herkes sessizce bizi izliyordu.Selim Bey ellerini masaya dayadı.

“Sadece ön inceleme yapmak istemiştik. Siz gelmeden hiçbir kazıya başlamayacağımızı biliyorsunuz.”

Başımı hafifçe salladım.

“Fakat taşın bulunduğu bölüm garipti.”

“Nasıl garip?”

Selim Bey birkaç saniye düşündü.

“Sanki biri onu özellikle saklamış gibiydi.”

Odadaki sessizlik biraz daha ağırlaştı.

“Küp sembolünün bulunduğu taş üstteydi. Fotoğraf ise altında, kuma gömülüydü.”

Bir an durdu.

“Sanki birileri bulunmasını istemiş ama çok erken bulunmasını da istememiş gibi.”

İçimde kötü bir his kıpırdadı.

"Kim neden böyle bir şey yapsın ki?”

Kimsenin cevabı yoktu.Çünkü hepimizin aklındaki soru aynıydı.Neden?Gözlerim yeniden fotoğrafa kaydı.Bu kez yalnızca babama benzeyen adama baktım.Uzun süre.Belki bir ayrıntı yakalarım diye.Belki onun babam olmadığını fark ederim diye.Ama olmadı.Ne kadar bakarsam bakayım…O adam babama benziyordu.Hatta fazla benziyordu.Boğazım düğümlendi.Ve ağzımdan yalnızca tek bir kelime çıktı.

“Babam…”

Bir süre boyunca odaya yalnızca sessizlik hâkim oldu.Ve benim çaresizce söylediğim tek bir kelime.

“Babam…”

Kimse konuşmadı.Kimse ne diyeceğini bilmiyordu.Belki de ne düşüneceklerini bile.Çünkü masanın üzerindeki fotoğraf artık yalnızca eski bir keşif değildi.Benim geçmişime ait bir parçaya dönüşmüştü.Kısa bir süre sonra sessizliği Hande Hanım bozdu.

“Sanırım biraz durup düşünmeliyiz.”

Sesi her zamankinden daha yumuşaktı.

“Uzun bir yolculuktan geldiniz. Yol yorgunluğunuzu atın. Belki yarın daha fazla şey bulabiliriz.”

Haklıydı.Ama sorun şuydu ki…Ben artık neyi bulmak istediğimi bilmiyordum.

Babamı mı?

Küpün sırrını mı?

Yoksa yıllardır farkında olmadan içinde yaşadığım bir yalanı mı?

Kimse itiraz etmedi.Birer birer odadan ayrıldılar.Kapı kapandığında geriye yalnızca ben kalmıştım.

Ben.Bir taş parçası.Ve eski bir fotoğraf.Masaya yaklaşıp ikisini de elime aldım.Taşın üzerindeki küp sembolü soğuktu.Nedense onu her elime aldığımda içimde açıklayamadığım bir huzursuzluk oluşuyordu.Fotoğrafa tekrar baktım.Bu kez daha dikkatli.Sanki biraz daha uzun bakarsam içindeki adam dönüp benimle konuşacaktı.Ama fotoğraflar konuşmazdı.Sırlar da kolay kolay kendini ele vermezdi.İkisini de çantama koydum.Sonra ağır adımlarla asansöre yöneldim.Kapılar açıldı.İçeri girdim.Aynadaki yansımama baktım.Yüzümdeki yorgunluğu ilk kez o an fark ettim.Asansör yavaşça yükselirken içimde garip bir his vardı.Mısır’a geleli birkaç saat olmuştu.Ama sanki hayatımın yönü çoktan değişmeye başlamıştı.Kalabalığın ortasında…İlk kez gerçekten yalnız hissediyordum.Asansör kısa sürede odamın bulunduğu kata ulaşmıştı.Oyalanmadan kartımı kapıya okutup içeri girdim.Açıkçası şu an yapmak istediğim tek şey uyumaktı.Tabii, çantamın içinde duran o fotoğraf ve küp sembolü buna izin verirse.Kapıyı arkamdan kapattım.Oda sessizdi.Fazla sessiz.Bembeyaz çarşaflarla kaplı, yeni hazırlanmış yatağa baktım.Belki birkaç saat önce özenle düzeltilmiş, kırışıklıkları tek tek giderilmişti.Ben ise bütün o düzenin üzerine kendimi bıraktım.Hayat da az önce tam olarak bunu yapmıştı bana.Hiç haber vermeden gelip bütün ağırlığıyla üzerime çökmüştü.

Bir bomba gibi.

Bir fotoğraf.

Bir tarih.

Bir sembol.

Ve cevabını bilmediğim yüzlerce soru.

Tavana baktım.Odaya hâkim olan sessizlik düşüncelerimi daha da büyütüyordu.Babam.Bu kelime zihnimde dönüp duruyordu.Yıllardır değişmeyen bir fotoğraf albümünün arasından çıkıp gelmiş gibiydi.Ama bu kez başka bir ülkedeydi.Başka bir hayatın içindeydi.Ve benim bilmediğim bir hikâyenin ortasında duruyordu.Üzerimdeki yorgunluk mu ağır basıyordu, yoksa bütün umutlarımın yerini alan bu bilinmezlik mi bilmiyordum.Tek bildiğim şey artık düşünemeyecek kadar yorulduğumdu.Belki uyku bazı cevapları getirmezdi.Ama en azından soruları birkaç saatliğine susturabilirdi.Gözlerim yavaşça kapandı.Mısır’a gelirken peşinden koştuğum şey tarihti.Ama kaderin benim için bambaşka planları varmış gibi hissediyordum.

Ve ben…

Bir kez daha kendimi ona bıraktım.

Ne kadar süre geçti bilmiyordum.Belki birkaç dakika.Belki birkaç saat.Ama bir noktada kendimi kumların üzerinde buldum.

Ayaklarım çıplaktı.Çöl gece kadar sessizdi.Rüzgâr kumları savuruyor, ufuk çizgisini görünmez kılıyordu.Etrafıma baktım.Kimse yoktu.Ya da öyle sanıyordum.Karşımda üç piramit yükseliyordu.Ama bir tuhaflık vardı.Piramitlerin tepeleri gökyüzüne değil, karanlığın içine uzanıyormuş gibi görünüyordu.Sanki gece onları yutuyordu.Bir adım attım.Sonra bir tane daha.Kumların üzerinde yürürken yerde bir şey fark ettim.Yarıya kadar gömülmüş siyah bir küp.Kalbim hızlandı.Eğilip onu almak istedim.Parmaklarım yüzeyine dokunduğu anda küpün üzerinde altın renkli çizgiler belirdi.Çatlaklar gibi.Ama hareket ediyorlardı.Canlıymış gibi.Birden arkamdan bir ses duydum.

Derin.

Yorgun.

Tanıdık.

“Su.”

Olduğum yerde donup kaldım.Bu sesi biliyordum.Yıllardır duymamış olsam bile tanıyordum.Yavaşça arkamı döndüm.Uzakta bir siluet duruyordu.Rüzgâr yüzünü göstermiyordu.Ama onu tanımak için yüzünü görmeme gerek yoktu.Babamdı.Boğazım düğümlendi.Bir adım ona doğru attım.O ise geri çekildi.

“Baba!”

Sesim çölde yankılandı.Ama cevap vermedi.Sadece kolunu kaldırıp arkamı işaret etti.Döndüm.Az önce önümde duran küp artık yoktu.Onun yerine kumların üzerinde tek bir sembol vardı.Aynı işaret.Taşın üzerindeki küp sembolü.Ama bu kez altında bir cümle yazıyordu.

“Geçmiş gömüldüğü yerde kalmaz.”

Birden kumlar hareket etmeye başladı.Ayaklarımın altındaki zemin çöktü.Babama uzandım.O da bana uzandı.Tam parmaklarımız birbirine değecekken…

Gözlerimi açtım.Oda karanlıktı.Kalbim deli gibi atıyordu. Saat 02.54 gösteriyordu.

Ve ilk kez…

Mısır’a geldiğim için pişman olabileceğimi düşündüm.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.