Demir ile gözlerimiz bir an bile ayrılmazken suratına yediği sert yumrukla gerçek dünyaya döndük. Bisikletten "Demir!" diye bağırarak kalktım ve ona koşmaya başladım. Demir beni fark etmiş olmalı ki "Orada dur gelme sakın." diyerek komut verdi. Onu dinlemedim Demir'e yumruk atmaya çalışan çocuğun suratına yumruğumu geçirdim ama kendimi yerde buldum. Beni geriye savurduğu için düşmüştüm.
Demir bunu fark eder etmez hırsla çocuğun yakasına yapıştı. Ben ayaklanacakken araya Burak ve diğer çocuklar girdi, olay büyürken az ileride sokak lambasının zor aydınlattığı yerde Zeynep'i yerde tekmelenirken gördüm. Hemen o tarafa koştum. İlk önüme gelen kıza sert bir yumruk geçirirken diğer bir kıza tek bir tekmem yetmişti. Zeynep'i yerden kaldırırken iyi olduğundan emin olmaya çalışıyordum.
Güvenlik görevlileri ile herkes dağılmıştı ortam sessizleşirken Demir ilk bana sonra Zeynep'e baktı Burak'a işaret gönderdi. Burak ayakta kollarımda zorla durmaya çalışan Zeynep'i kucaklarken gözlerindeki endişe gözle görülürdü. Dağılan kalabalığın ardından Demir kaldırımın yanında bulunan ağaçlara doğru yürürken onu takip ettim yanına oturdum. Bir açıklama istiyordum, bu yaşananlara bir açıklama istiyorum.
Diğerleri az ileride bir şeyler konuşurken gözlerimiz aynı anda taşlı zeminde gezindi. Anlayamıyordum Demir'in burada olmasına karşı bir acıma hissetmiyordum oysa burada olmasına ilk başta sevinmiştim, ne güzel ailesi ona şiddet uygulamıyor desem de az önce olanlar bana yapılanlardan beterdi.
"Annem ve babam ölü, yıllar önce ölmüşler. Gözlerimi açtığımda buradaydım, sana bunları yarın anlatmak istiyordum ama bugün öğrenmeliymişsin. Ailem benim hassas noktamdır Eylül. Bunu karşına çıkıp söyleyemedim, terk edilmiş olmayı kendime yediremezken san-"
Yere bakan başını kaldırarak sözünü kararlılıkla kestim.
"Asla Demir, asla seni yargılamam. Burada bulunduğun için sevinmiştim ama az önce olanlar... s-sen ölebilirdin." dedim sonlara doğru sesim kısılarak, yanıma iyice yanaştı beni kollarının arasına alırken başım göğsündeydi. Derin bir nefes aldım kokusunun tenime sinmesine izin verdim, kollarımı onun beline sıkıca sardım.
"Asla Eylül, o düşündüklerinin olmasına izin vermem daha bu cehennemden kurtulacağız unuttun mu? Böyle şeyler olur arada bana sadece sen lazımsın kızım, benim ilacım sensin." Kafamı kaldırıp gözlerine baktım.
"Söz veriyorum bizi buradan kurtarmak için elimden geleni yapacağım, o sınavı kazanacağız." Bana sıcacık gülümsedi. " Acaba pansuman yapmam için gereken malzemeler var mı?"
"Evet olması gerekiyor." diyerek Burak'a seslendi. İlk yardım çantasını isterken tekrar iç çektim. Onun yaralarını sarmak istiyordum, onun her bir yarasına yara bandı değil merhem olmak istiyordum. Bu sadece arkadaşlık mıydı?
Şimdi bu adam hiç anne sevgsi görmemişti. Benim annem vardı ne kadar boyun eğse de hep bir sıcaklığı vardı. Demir bunu tadamamıştı.
"Özür dilerim."
"Ne için güzelim?"
"Yaşayamadığın her şey için."
"Özür dilerim." diye karşılık verdi kafamı kaldırdım.
"Ne için?"
"Yaşayamadığın her şey için."
Boynuna sarıldım yavaşça az sonra yanımıza bırakılan ilk yardım çantasıyla hemen pansumana başladım. Üşüdüğümü hissetsem de umursamadım.
"Üşüyor musun?"
"Hayır merak etme." dedim kaşını temizlerken. Okul hırkasını çıkararak omuzlarıma yerleştirdi. Ona teşekkür ederim diyerek baktım. Üfleyerek yapsam da acımış olacağını tahmin edebiliyordum.
"Acıdı mı?" dedim pamuğu dudağına bastırarak, "Hayır." dedi gülümseyerek. Ben de gülümsedim.
"Eğer her dayak yediğimde pansumanım senin ellerinden olacaksa her gün dövsünler beni razıyım." hafifçe pamuğu bastırdım "Öyle şey mi olur saçmala, gerekirse hiç dayak yeme benim canım acıyor." dedim.
Elimi okşadı "Merak etme artık daha az dayak yemeye çalışacağım." kıkırdadım, son olarak elindeki sıyrıkları da bitirince ilk yardım çantasını kenara koydum.
"Senin odana geçmen gerekmiyor mu?"
"Sen onu dert etme, yanlış hatırlamıyorsam en son bana yemek getiriyordun."
"Yavaşça koluna vurdum hiç fırsatı kaçırayım deme zaten." dedim, ayaklandım kilitlenmiş bisikletin arkasından yemekleri aldım.
"Tatattatam işte meşhur annemin yemekleri, çok menü bolluğumuz yok ama bence yeterli olacaktır." bir yandan kapları açtım bir yandan da yerime yerleştim. Çatal kaşıkları kapıp yemekleri yiyen Demir'i "İlk makarnayı tat." diye uyardım.
Demir bütün kaplardan bir kaşık alırken "Kızım bunlar harika, makarna ise en güzeli ellerinize sağlık." Kıkırdadım.
"Afiyet olsun."
"Sen yemiyor musun?"
"Ben yedim, hepsi senin ayıcık."
"Ayıcık." dedi şişmiş yanakları ile.
"Evet ayıcık, bir yemek canavarı olan ayıcık."
"O ne yahu aslanım yiğidim de ama ayıcık deme karizmam bozulur."
"Hiçbir şey olmaz hem o karizman başka kızları etkilemesin." diye çıkıştım.
"Kıskandın mı?"
"Yok daha neler." diye alayla güldüm. İç sesim "Kıskandın ayol yalan mı." sus iç ses, sus.
Bitmiş yemeklerle ayaklanırken "Seni eve bırakayım Eylül, yol çok uzun değil yürüyelim." Kafa salladım itiraz etmeden. İkimiz yan yana boş sokaklarda sokak lambalarının altında yürüdük sessizce. Eli arada elime değiyordu ama tutmaya cesaretim yoktu ona karşı öyle şeyler hissediyordum ki biraz cesarete ihtiyacım olduğunu biliyordum.
Bir anda elini ellerimde hissetim parmaklarını parmaklarımdan geçirmişti, yanaklarım kızardı. Yere bakıp başka yere odaklanamazken:
"Rahatsız mı oldun?"
"Hayır ben...utandım galiba." diyerek başımı kaldırdım. Gözleri sokak lambalarının ışığında çok güzeldi. Ben ona baktığımda yaralardan başka harika bir kalp görüyordum. Utanarak geçen yolculuğumuz evin önünde son buldu. Camdan girecektim zaten ışıklarda kapalıydı. Ona döndüm "Her şey için teşekkürler." dedim içtenlikle. Evi zor aydınlatan kırık sokak lambasının altında duruyorduk.
Bana gülümsedi, "Hemen gitmesen."
"Nasıl yani?" kollarını açtı, hemen göğsüne yerleştim çok huzurluydu, orası çok güvenliydi.
Yavaşça sallandı yerinde, aynı zamanda bir eli saçlarımı okşarken gözlerimi kapattım. İstemsizce yine "Lütfen bir daha yaralanma, Peçeteli Çocuk. Yalvarırım sana zarar vermesinler."
"Sen yeter ki iste bir daha yaralanmayacağım Eylül'üm."
Eylül'üm.
"Demir'im" diye fısıldadım, aynı anda iç çektik.
Bu arkadaşlık değildi bu his arkadaşlık olamazdı.
"Sence alacağımız yeni evimiz nasıl olacak?" diye sordum heyecanla. Başımı kaldırdım. gülümsedi.
"Hımm bence küçük bir ev olsun, bir bahçesi kesin olsun, yıldızları izleriz. Kocaman bir teras alalım orada oturup kahve içeriz." Kıkırdadım.
"Bunlar çok güzel Demir, bence köpek sahiplenelim. Çok güzel mutfağı olsun mesela, içi dolu bir buzdolabı olsun mutfağımızda ama bak kocaman, böyle." diyerek kollarımı kocaman açtım kıkırdadık.
Ona tekrar sarıldım "Başka neleri olsun güzelim?" dedi.
"Bir salıncak kuralım çok güzeller Mert bayılır, annem için sallanan bir sandalye alalım. Hep ışıklarımızı yakalım asla karanlıkta kalmayalım." Başım göğsüne iyice sindi. "Merak etme o ışıklar beraber olduğumuz sürece hep açık olacak."
Biraz öyle durduk sonra Demir bir şeyler mırıldandı arasından seçtiğim kelimelerle gözlerimi kapatarak burukça gülümsedim.
Seneye bu sıralar el ele çıkarız buradan
Biraz sabır, biraz sabır
Seneye bu sıralar başlarız yaşamaya en baştan
Biraz sabır, biraz sabır
"Hani sen hiç şarkı dinlemedim dedin ya bu dinlediğin ilk şarkı olsun, bu bizim şarkımız olsun." kıkırdadım. Kafamı kaldırdım "Biraz sabır kısımlarını sen devral tamam mı, hadi deneyelim." Gülümsedim. "Tamam." diyerek kafamı salladım. Kısık sesimizle şarkıya başladık.
Seneye bu sıralar başlarız yaşamaya en baştan
Biraz sabır, biraz sabır
Seneye bu sıralar başlarız yaşamaya en baştan
Biraz sabır, biraz sabır
Bir sene dursun hayat beklesin bizi
Bir ömür önümüzde tek bir sene nedir ki
Bir de bakarsın açılmış kapı ardına kadar
Dünya dönmeye başlar tekrar umduğun gibi
Tekrar ettim sözleri onun ardından. Şarkının bittiğini anladığımda yavaşça alınlarımızı birleştirdik.
"Her güzel şey için biraz sabır Eylül." dedi fısıltıyla karışık.
"Bizim için biraz sabır." diye mırıldandım.