İçeriğe geç

Küllerinden Doğan Satırlar

Bölüm 7 · 8 dk okuma

Küllerinden Doğan Satırlar

Bölüm 7

Baş Döndürücü Özgürlük

Ben şaşkınca dağılan kalabalığı izlerken koşarak okulun kapısından giren Demir ile tekrar dünyaya döndüm. Bana doğru hızlıca koşuyordu, cebindeki peçeteler ve dağınık saçları ile her zamanki gibiydi. Adımı bağırınca bana iki üç adım kala ben de ona doğru adım attım Demir diye fısıldadım özlemle. Sığınağım geldi dedim içimden, o geldi.

Bana sanki yarın yokmuşçasına sarıldı. Kollarım onun belinde duruyor derin derin onun kokusunu soluyordum. Gözlerim kapalı beni bu iğrenç dünyadan çekmesine izin verdim. Önce bulutlara sonra koca koca okyanuslara daldım. Demir saçlarıma gözyaşlarını akıtırken:

"Çok korktum, seni kaybedeceğim diye çok korktum." dedi.

Sırtını bir elim ile sıvazladım "Seni öyle kolay kolay bırakmaya niyetiim yok peçeteli çocuk." İkimizde hafif kıkırdayınca onun ağladığı aklıma geldi. "Hiç erkek adam ağlar mı, sen neden ağlıyorsun?"

"En çok erkek adamlar ağlar Eylül." diyerek tutuşunu gevşetti.

Gözlerim bir eli Mert'inkini sıkıca tutan bize doğru yürüyen Zeynep'i buldu. Saçları omzundaydı, kahverengi gözlü kahverengi saçlıydı. Üstünde okul forması vardı ama sanki bu okula ait değildi o bambaşka bir alemdeydi, başka dünyalarda.

Demir'in sırtını tekrar sıvazlayıp geri çekildim hızla gözyaşlarını silerken gözleri beni buldu, kahveleri parladı orada küçük bir çocuk gördüm yapayalnızdı, birini kaybetmekten çok korkuyordu.

Bir elimle gözyaşını silip Mert'in montuma sarılmasıyla ona doğru eğilip kucakladım. Çok korkmuştu onu bu duruma düşürdüğüm için kendimden nefret ettim. Kulağına " Senin canını yakmalarına bir daha asla izin vermeyeceğim kardeşim." gözyaşları omzumu ıslatırken ben de ağlamaya başladım. Demir Mert'in sırtını sıvazlarken " Biz senin yanındayız yakışıklı." dedi. Zeynep ve diğer kişilerde destek olunca Mert biraz sakinledi. Onu kucakladım kolumun acısını tekrar hissedince yüzümü buruşturdum.

Demir hemen Mert'i benden aldı gözleri kanayan kolumda gezindi öfkeyle iç çekti. "Mert'i eve bırakalım sonra çıkarız." tamam diye başımı salladım. Gözlerim Zeynep ve diğerlerine kayınca minnettarca gülümsedim. "Her şey için çok teşekkür ederim, siz olmasın neler oldu bilemiyorum." Zeynep bir kolu ile omzumu tuttu " Merak etme Eylül hiç kimse bunları hak etmezdi." Gülümsedim etüte giden çocuk " Ben Burak adımı büyük ihtimalle bilmiyorsun demirin sev- pardon arkadaşı bizim kardeşimizdir." dedi gergince hem bana hem Demir'e bakarken. "Teşekkürler." dedim içtenlikle.

Demir ile okuldan çıkarken etrafta ses bile yoktu okul sessizliğe gömülmüştü adeta. Otobüste ikimizde kalabalıktan sıyrılıp ayakta durmaya çalışırken bir anda arabanın sarsıntısından Demir ben tam düşecekken belimi tuttu. Gözlerinde hala öfke vardı ama duyguları özlemle bakıyordu.

Omuzlarından tutunurken sanki kitlenmiştik ikimizde inanılmaz bir duyguyla bakıyorduk, neydi bu sevgi, aşk, dostluk çözemiyordum.

Omzundan tutunarak dengemi sağladım. Mert'te tekrar gözlerimi gezdirdim, daha toparlamış gözüküyordu. Ona atıştırması için verdiğim sandiviçimle karnını doyuruyordu. Demir'in gözleri yine koluma dönünce " Bak canım acımıyor." diyerek yavaşça kanayan yere dokundum. Kendimi biraz sıktım, sızlaması dokunduğumda artınca Demir hemen " Ne yapıyorsun kızım, dokunma sakın. Daha çok canın acır, ben halledeceğim. "

"Ne yapacaksınız Demir bey pansuman mı?" diyerek havayı yumuşattım. "Tabi ki yapacağım, merak etme yepyeni bir kolun olacak güzelim." diyerek güldü. Ona eşlik ederken parmak uçları yavaş yavaş yanağımı buldu.

"Her zaman şu gülümsemenin arkasına sığınma ruhu yaralı kız. Canın acıyorsa bırak acısın, ağlamak istiyorsan ağla ben seni yargılayacak en son kişi bile değilim."

Onun sözleri sanki karanlığımı titretmişçesine iç çektim tam ona yavaşça kollarımı dolayacakken çaprazımızda oturan teyze

"Aaa yavrum! Bu ne her yerde böyle iciş bücüş olunur mu aaa. Gidin başka yerde yavrum."

Tam ben ona arkamı dönüp durumu yanlış anladığını söyleyecekken teyze gözlüklerinden kolumdaki yarayı görmüş olmalı.

" Kızzz! Senin koluna ne oldu? Çabuk gel bir bakam." ben mahçupça reddedecekken "Kızz gel aaa!"

Koşarak çantasını kaldırdığı koltuğa oturdum. Teyze koluma pansuman yaparken Demir'in yapmak istediği o pansumanın hayal olması ile bana bakan bir çift kahvelerle buluştum. Bana göz kırptı, eridim sanki iç ses bu ne sorgulama da yaşa sadece. İç sesim karadenizli diye aklımdan geçirmedim değil. Teyzenin gözü Demir'i bulduğu an "Ne boş boş duruyon? Şu küçüğü al da gel boş önümdeki koltuk." Demir kucağında Mert ile sandalyeye oturur oturmaz etraf örgü ipleriyle doldu. Beş dakikaya kalmadan Demir örgü örmeye Mertte teyzenin sarmalarından yiyerek Demir'in her yaptığı örerken yaptığı yanlışlarla teyzemle kıkırdıyorlardı.

"Kız sen bilir misin örgü örmeyi?"

"Bilirim teyzem, hayat öğrenmek zorunda bıraktırdı." diyerek gözlerimle o kocaman ip yumaklarını turladım.

"Seviyon mu sen bu oğlanı söyle bakem." diyerek iyice bana yanaştı. Demir ile ikimizde şokla dona kalmıştık.

"B-biz arkadaş-"

"Yavrum ne arkadaşı, ikinizin gözündeki bu parıltı arkadaşlık değildir ki." Teyze kulağıma yanaşarak "Hem fark etmiyorum sanma bu oğlan bir an bile gözlerini çekemiyor senden." diyerek geri çekildi, imalı imalı sırıtan gözleri aramızda gezindi ardından Mert'i kucağına alarak hem sohbet ettiler hem sarma yediler arada bana da sıkıştırdılar tabi.

Gözlerim çekingenlikle Demir'i buldu bana baktı, çok güzeldi gözleri ruhu çok güzeldi. İstemsizce bu adama övgüler yazmak istiyordum, kalemimin ucuyla her satıra onun ismini kazımak istiyordum. Bu duygu arkadaşlık mıydı?

Teyze ortaya "Kız patatesin fiyatı kaç?" demeye kalmadı otobüs şen kahkahalara boğuldu. Sanki herkes sadece bir an bile olsa maskelerini attı, bazıları durgunlaştı bazıları gerçekten gülümsedi. Aklımdaki tablo böylece sanki canlandı bir anda çalan horonla otobüs oyun gecesine durmuştu.

Hep gazete okuyan amca bakkal işlettiğini en büyük isteğinin torunlarını okutmak olduğunu söylemişti. Benim gibi üniversiteye hazırlanan o torunlarına hemen kanım ısındı. Hep bulmaca çözen yanında kalın bir sırt çantasıyla gezen otuzlu yaşlarındaki abi ise bir yarışma için hazırlanıyormuş. Hatta eğer kazanırsa birazını bizim teyzeye bağışlayacağını söyledi. İki kız kardeşlerden biri hamile biri de yeni doğum yapmıştı. Kız hamile hamile ne geziyon dışarılarda teyze attı gol oldu. Sıra bize gelince Demir ile liseli olduğumuzu söylemiştik.

"Üniversite sınavına hazırlanıyoruz bir gün buradan kaçıp kurtulmak istiyoruz." dedim umutla. Herkes bu kaçışın nedenini ceplerimizdeki peçeteler ve vücüdumuzdaki yaralardan anlamıştı ardından destek sözcükleri gelmişti.

Hayatımda yaşadığım en güzel otobüs yolculuğumu yaşamanın verdiği sevinç ayrı bir şeydi. Normalde amacım sadece eve varmakken şu an yaptığım koca yolculuğun tadını çıkarmaktı, gittiğim yer hapishanem olsa bile ne fark ederdi ki ben çoktan özgürlüğümü bulmuşum.

Teyzenin bizim bir sokak ötemizde oturduğunun bilgisi ile evin yolunu tutmuştuk. Ben kapıdan girerken Demir'e burada beklemesini tembihlemiştim. Annemin ocakta yemek yaptığını görünce iç çektim beni görünce kolumun halini fark etti.

"Kızım iyi misin? Nasıl daha da kötü hala geldi bu? Ceyda teyzene mi gitsek bakardı?"

"Gerek yok annem, her şey yolunda sadece senden bugün Mert'e bakmanı istiyorum. Ben akşam geldiğimde ise sana harika bir sürprizim var." diyerek onun yanağından öptüm.

Bir dakika ne yaptım. Annemin yanağından öptüm gülümsemem solmazken annemle ikimizde aynı anda kıkırdadık. Anneme olan öfkemin yavaş yavaş geçmesi beni garip bir şekilde rahatlatıyordu.

Mert masadaki salatadan atıştırırken onu alınından öpüp "Ablam sakın o ödevler gecikmiyor, eve gelince tek tek kontrol edeceğim." diyerek o kötü anıların aklını bulandırmasına izin vermek istemedim. Annem salonu toplarken mutfaktan ona seslendim.

"Anne ne yemek yapacaksın akşama?"

"Sence kızım ne olabilir?"

"Patates yemeği mi?"

"Ta kendisi, niye sordun ki?" diyerek yanıma geldi. "Bu akşam yemeğin yanına bize harika bir şey ayarlayacağım, beni bekle." diyerek odamdaki paralarımı ceplerime doldurdum. Kapatıcıyla yine kendimi gizlediğimde hemen dışarı çıktım.

Ama Demir yoktu, biraz ilerledim ama yine görünürde yoktu. "Demir!"diye seslendim. Tam o sırada karşıdan gelen bir bisiklet belirdi tahtadandı, küçük bir kornaya bile sahipti. Ama sanki gülümsüyordu, bir bisiklet gülümser miydi evet gülümserdi.

Koca gülümsemesiyle bana gelen Demir ile derin bir nefes aldım. Gitmedi, burada benim yanımda diyerek iç çektim. Tam yanımda durarak "Merhabalar sayın Eylül Hanım. Bu yakışıklı sizi bir yolculuğa çıkarmak istiyor." diyerek kendini bir yandan da işaret ediyordu.

"Hımmm bir düşüneyim, acaba bu çok kendini beğenmiş bayımın teklifini kabul etmeli miyim?" Demir hala başı dik rolden çıkmayarak bana bakarken "Eğer bu yolculuk deniz kenarından geçiyorsa tabiki evet derim."

"Yeter ki siz isteyin hanımefendi, bu güzelliğin karşısında Güneş bile erir, deniz şaha kalkar. Bu durumda ben sizin ricanızı reddedemem. Buyrun lütfen." diyerek arka demirli yeri gösterdi.

Hemen heyecanla yerleştim, benim hiç bisikletim olmamıştı ve ya şaşalı oyuncaklarım, peşimden düşersem tutacak biri yoktu. Ama ben her gün inatla parka gider benden farklı olan o çoçukları izlerdim. Hayalimde beni sakladıkları salıncağa biner, kaydıraktan hep en sona kayan o kız için bir tur daha kayardım düşlerimde. Gözüme bilerek atılan o oyun parkının kumuyla inadına gözümü açarak izlerdim onları.

"Hep masmavi bir bisiklet hayal ederdim, bana özel bir bisiklet, benim bisikletim. Şu an oturduğum bisiklet ise bizimdi, bu bizim bisikletimizdi.

Geçmişin isinden kurtularak Demir'in "Kollarını belime sar." komutuyla sıkıca ona tutundum, biz yolculuğumuza başlarken yüzümüzde koca bir gülümse vardı. Fakat ikimizde arkamızdan endişe ile bizi izleyen annemden bihaberdik.

Güneşin batışı, hafif kararan hava ve güzel bir meltem ile Demir'e daha çok tutundum. Kafam onun sırtına yaslıyken hafifçe sırıttım.

teşekkürler dedim

"Hey teşekkürleri aştık sanıyordum. Teşekküre gerek yok." diyerek yanıtladı. Şu an hafif alayla gülümsediğine iddaya girerdim.

"Ellerini iki yana aç Ruhu yaralı kız."

"Ne?" diyerek sordum şaşkınlıkla.

"Beni duydun, hadi sana özgürlüğü öğretiyorum kaçtığımızda da böyle hissedeceğiz." diyerek sırıttı. Yavaşça kollarımı yana açtım, gözlerimi kapayarak kafamı arkaya doğru yatırdım. Deniz kenarından geçerken yüzüme vuran meltem, ağaçların hışırtısı ile kocaman gülümsedim.

"Özgürlük buysa eğer her gün özgür olalım Ruhu yaralı kız. "diyerek hiç kimsenin olmadığı koca deniz ve ağaçlara karşı sanki itiraf edercesine haykırdı. Gözlerimi açıp Demir'e doğru baktım:

"Eğer özgürlük bu kadar güzelse hep seninle özgür olalım Peçeteli çocuk." diye haykırdım.

Güneş eridi, deniz şaha kalktı, ağaçlar bu iki gence karşı titredi adeta. Aşk bu iki gencin etrafında ezberini unuttu. İki gençte sırılsılklam aşıklardı ama bunun onları uçuruma götürmesinden korkuyorlardı. Kendileri birer uçurumdu, ikisi de tehlikeli ama bir o kadar birbirlerine bağlılardı. Bu bağ ya onları güçlendirecekti ya da öldürecekti.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.