İkimizde anın verdiği tutkuyla gözlerimizi birbirimizden ayıramazken Demir'in tam arkasından bir silüet gördüm. Bu kasap Samet amcaydı eğer bizi böyle görürse babama söyler ve olanlar olurdu, beni boşver Demir'in canı yanardı o böyle şeyleri bilmezdi. Telaşla onun elinden tutarak kaldırdım mesut amcanın tam tersine doğru elimle yüzümü kapata kapata koşmaya başladım. Demir şaşkınlıkla bana ayak uyduruyor bir yandan da "Neden koşuyoruz, Eylül bir sorun mu var?" diye soruyordu.
Ara sokaklara dalarken havanın tekrar kapanması dikkatimi çekti. Arada arkama bakıyor hiç hızımı kesmeden Demir'in sorularını kulak ardı ediyordum. Demir tekrar "Eylül elimi sıkıyorsun bir yerin mi acıyor kimden kaçı-"
Cümlesini tamamlamasına izin vermeden ara sokakların birinin duvarına sırtını yasladım. "Eylül." diye ağzından şaşkınlıkla fısıldadı.
Yaptığım şeyle biraz utanırken söze girdim. Babam dedim "Babam, ondan kaçıyorum. Ondan kaçmak zorundayım." sesizleşti, gözlerim lal sözcükler arasında kaybolurken bir yandan da derince nefesleniyorduk. Gözlerinden okunan hüzün kırıntılarına karşıt beni rahatlatmak için bir fikir ararcasına bir anda parladı göz bebekleri, aklına bir fikrin yattığı belliydi. Aniden büyük bir heyecanla "Pazar günü saat dokuzda vapura binelim mi?"
Vapur dedim şaşırarak "Beraber mi?" dedim aniden. Anında utandı, eliyle ensesini ovalarken "Yani tabi istersen."
"Çok isterim." diye atıldım ama diye çekinerek ekledim. Aklıma Mert'i getirdim onu da yanıma almalı, onunla bu vapur yolculuğunu yapmalıydım. Ama diye yineledi.
"Kardeşim o da bizimle gelebilir değil mi?" "Bir kardeşin mi var?" diye heyecanla sordu. Genişçe gülümsedim "Evet, bir erkek kardeşim var." dedim. bana kızarmışçasına "Bir de soruyor musun kızım, o da tabiki bizimle gelecek. Her yere, her gittiğimiz yere o da bizimle gelecek. Adı ne bakalım bu yakışıklının?" diye sordu merakla, kıkırdadım.
"Mert."
"Vay demek ki Mert. Güzel isim."
Elimden tutup dikkatle ara sokaklardan geçerken aniden "Demir nereye?" diye sordum ona ayak uydurmaya çalışırken. "Mert Bey ile tanışmaya." dedi.
Onu elinden çekiştirerek durdurdum.
"Saçmala Demir, ya okuldakiler bizi beraber görürse yanlış anlaşırız." burnumun ucuna hafifçe vurarak "Anlasınlar Ruhu Yaralı Kız, bizi hep öyle güzel yanlış anlasınlar."
Yanaklarım kırmızının her rengine girerken "Hadi." diye söylendi "Beni Mert Bey'e götürün güzel hanımefendi." tatlı tatlı sırıtarak ara sokaklardan gizlice çıktık. Gözümle Samet amcayı taradım, ortada grünmüyordu. Ben duvarın arkasından radar edasıyla insanlara bakarken arkamdan demir parmaklarını parmaklarıma geçirdi ve koşmaya başladı. Az kalsın uçacak beremi tutarak bende gülerek tam gaz ona yetiştim.
Onu okula doğru sürüklerken aklımda Mert vardı. Onun Demir'i seveceğinden emindim. Demir herkesin içini ısıtacak bir karaktere sahipti, Mert'e Demir'in iyi geleceğini ve bu vapur yolculuğunun onu mutlu edeceğinden emindim.
Okula varınca havanın artık iyice kararmaya başlamasıyla güzel bir ortam vardı. Demir'e arkamda beklemesini söyleyerek kardeşimi almak için okulun kapısının tam önünde durdum. Herkes toplanıp kalabalık başlayınca zil kulaklarıma ilişti. Mert kocaman gülümsemesiyle koşarak elinde bir kağıtla gelince bu gülümsesi için Allah'a tekrar teşekkür ettim. Ona sımsıkı sarıldım ondan ayrılınca dizlerimin üstünde "Bu gülümseyi neye borçluyuz Küçük Bey?"diye sordum. "Abla bugün müzik dersinde hoca bize bir sınav yaptı hem ondan hem de resimden yüz aldım." Yanaklarını öperken "Aferin benim kardeşime diyip." onun alnından öptüm.
Mert hep dersleri yüksek bir çocuktu bu performans benim için hep değerliydi. Elinden tuttum, "Bugün seni biriyle tanıştıracağım ablam." dedim ve onu kalabalığın en arkasında bekleyen Demir'e götürdüm. Demir'in gözleri ilk beni sonra Mert'i bulunca şefkatle parladı. Karşısında durduğumuzda Demir Mert'in önüne eğildi Merhaba ben demir diyemeden Mert korkuyla arkama saklandı. Yabancılardan yaşadıklarımızdan dolayı hep çekinirdik onu anlıyordum. Demir'e sorun yok dercesine göz kırpıp Mert'in dolu gözlerinin önünde diz çöktüm.
"Ablam." dedim saçlarını okşadım. "Sence ben seni hiç güvenmediğim biriyle tanıştırır mıyım?"
"Hayır." dedi. "Aferin, peki ben seni kötülerle konuşturur muyum?"
"Hayır." diye yineledi gözünden bir damla yaş akarken.
"Sen beni babam gibilerle konuşturmazsın."Aynen öyle." dedim alnından öperken. Gözlerim dolu dolu onun Demir'e güvenmekle olan içindeki kavgayı izledim. Etraftaki kalabalık dağılırken sağ yanımdan bir peçete uzatıldı bir anda şokla Demir'e baktım tam arkamdan bir eli cebinde Mert'e mendil uzatıyordu. Mert yavaşça peçeteyi alırken şaşkınlık gözlerinden okunuyordu. Ona gülümsedim.
"Ben Demir. Tanıştığıma memnum oldum Bayım." dedi ve elini uzattı. Mert ona karşılık verirken saçlarını karıştırdım. Demir'e minnetle baktım, bana göz kırparak gülümsedi. Hepimiz ayaklanıp okulun çıkışına adımlarken içki mevzusu aklıma gelince saatin epey geç olması merti hem eve bırakıp hem de tekrardan içki almaya gelmek beni tereddüt ettirince yüzümdeki huzursuzluğu anlayan Demir ne oldu diye kulağıma fısıldadı. "Benim bir markete uğramam gerek." diyiverdim tek seferde. Demir durumu anlamış olmalı ki "Biz de gelelim seninle, Mert'i ben korurum sıkıntı değil." dedi. Ama dememe kalmadan "İtiraz istemiyorum." diye ekledi. Kafa sallayarak yandan bir gülüş attım. Mert'e durumu yolda kısaca özetledim.
Eli benimkisini sıkıca kavrayınca onunda gece dışarda olmaktan huzursuz olduğunu anladım. İç çektim, gerçekten de buralar geceleri tekin değildi. İti kopuğu dolu sokaklarda sapıklar her yerdeydi. En azından Demir var dedim. "Yanında biri var sakin ol." diye temkinledim kendimi.
Markete varınca etraftaki içki içen ayyaşlar tüylerimi diken diken etmşti. Demir onlara öfkeyle bakıyor gözleriyle onları resmen öldürüyordu. Ben markete girecekken Demir Mert'ten yavaşça izin alarak elini tutup "ben de alabilirdim sen yapmak zorunda değilsin Eylül." dedi.
sorun yok dercesine gülümsedim. Üçümüzü buraya sokmak riskliydi. Buranın sahibi babamı ve beni tanıyor erkekleri etrafında götürü görmez iletiyordu. Demir dikkat çekerdi, Mert'i o ortama sokma düşüncesi bile can sıkıcıdır. Hızlıca elimdeki listeyi kavrayarak vitrinleri dolaştım. Bir anda enseme çarpan nefesle hemen arkamı döndüm, hiç tanımadığım birinin iğrenç bedenimi süzen bakışlarının altında kalınca hemen kasaya gittim. Parayı titreyen ellerimle öderken nefes nefeseydim, sadece şu anın hemen bitmesini istiyordum. o nefesle bir el koluma dokununca sıçrayarak elimde poşetlerle seri adımlarla Demir'e ilerledi. Mert'i önüne almış etrafa bakınıp kolaçan ediyordu. Mert'in "Abla."sesiyle gözleri beni bulunca yüzümdeki tedirgin ifadenin ve stresten ter akan alnımla bunların arkasındaki korku, öfkesini harmanladı. Demir Mert'le bana doğru adımlarken:
Bir el belimi sarınca kısık bir çığlık attım. O adamdı bana sarhoş olduğunu belli eden kelimelerle "Kızım bir dur canını yakmayacağım." derken ben hem onu itmeye çalışıyor bir yandan da kolumu çekiştiriyordum. Bir anda adam yakasından tutulup Demir'den sert bir kafa yiyince şokla ağzım açık kaldı. Demir yerde hırsla adamı yumrukluyor bir yandan da:
"Karşındaki kadın, ulan şerefsiz."diyerek hıncını çıkarıyordu, Mert korkuyla montuma sarılırken. Ona burada bekle diyerek heme n Demir'in yanına gidip "Demir yalvarırım dur, öldüreceksin adamı. Yalvarırım gidelim."dedim. Ortalık birkaç sarhoşun daha ayaklanmasıyla fazlaca karışacağa benzerken gözlerim dolu dolu yalvardım. "Demir yalvarırım gidelim."
Beni son anda fark etmiş olacak ki durdu. Adamın yüzüne tükürüp elimden tuttu, Mert'i hemen kucağıma alırken otobüs durağına hızlıca ilerledik. Korku bedenimi ele geçirmiş, her hücremi boğuyordu.
Otobüs durağı marketten bayağı uzaktı oraya varınca hemen soluklandık. Ben her şeyin sebebi poşeti yere koyup Mert'i sakinleştirirken Demir acısını bastırmaya çalışıyordu. Mert''i çantam yastık olacak şekilde oturanlara yatırdım. Ardından hemen Demir'in yanına oturdum, elimle yüzünü kendime döndürdüm. Kaşı ve dudağı patlamış gözü morarmıştı. Eli ise attığı yumruklardan dolayı kanlar içindeydi. Çantamdan pansuman aletlerini çıkardım. "Gerek yok." diye ısrar etse de onu susturup yüzündeki panusmanı bitirdim.
Eline geçmişken aniden çekti. "Demir lütfen izin ver, elini sarayım. Öyle olmaz zaten, kendimi sana borçlu hissediyorum." bana dönereke sakın dedi "Sakın öyle düşünme,ben her insanın yapacağını yaptım." dedi. "Teşekkürler." diye fısıldadım. Elini işaret ederek izin istedim "Bunu bana çok görme." dedim. Zorla da olsa elini uzattı.
Elinin üst kısmındaki kanları temizleyince avuç içini yüzüme doğru çevirdim. Uzun kollu tişörtünün kan olan uçlarını eğer varsa bileğindeki yarayı temizlemek için kol kısmını biraz sıyırınca gördüğüm morluklarla nefesim kesildi. Kırmızılıklar, çürümüş birkaç yer ve morluklar. Bunlar yeni değildi.
Bunlar eskiydi.
Bunlar benim yaralarım gibiydi.
Demir, benim gibiydi.
Böyle olmaması için elimden ne gelse yapardım, Demir' in yaralarının normal insanlar gibi yara bandıyla iyileşen çiziklerden ibaret olması için canımı verirdim.
