İçeriğe geç

Küllerinden Doğan Satırlar

Bölüm 42 · 13 dk okuma

Küllerinden Doğan Satırlar

Bölüm 42

Kalpteki Yara

“Anne anne! Bak seni çizdim.”

Annem salatayı yapmayı bırakıp bana döndü. Kağıdı eline alıp gülümseyerek inceledi. Saçımı okşadı.

“Çok güzel olmuşum bir tanem.”

“Sence kardeşim de beğenmiş midir anne?” Sorduğum soru ile gülümsemesi derinleşti. Şişmiş karnını okşadı.

“Tabiki beğenmiştir güzelim. Getir elini.”

Yavaşça karnına koydu elimi. Tam o sırada elimin üzerinde tekme hissettim.

“Tekme attı, tekme attı.” Heyecanla yerim de zıpladım.

Kapıdan giren babam beni kucağına aldı o sırada. “Ne yapıyor benim güzellerim?”

Annemin yanağından öperken ben de resmimi gösterdim. “Baba bak seni de çizdim. Annemle el elesiniz.”

“Oyy benim güzel kızım aferin.”

Babam beni yere indirirken bakıştık. Aklımızdaki planı gerçekleştirme zamanıydı. Annem salataya devam ederken hemen arkasını dönüp babam aldığı minik pastanın üzerine mumları koyup yaktı.

Göz kırpması ile ışıkları kapadım.

“Elektrikler mi gi-“ Annem panikle arksını döndüğü an gördüğü pasta ile kocaman gülümsedi.

Babamla şarkıyı söylemeye başladık.

“İyi ki doğdun anne…”

Gözlerimi açtım yavaşça. Sert rüzgar balkondan esip saçlarımı okşadı. Aynadaki gözlerimle bakıştım.

Ayşegül elbisemin iplerini bağlıyordu akşam ki davet içindi hazırlığımız. Ama davetten çok aklım yarındaydı…

Annemin doğum gününde…

10 yıl olmuştu yalnız başıma kutluyordum hep doğum günlerini. Herkes ezberlemişti artık o günü. Herkes bilerek akşamdan giderdi o gün. Koca evde yalnız kalırdım hep.

Denizi dinlerdim, annemin sesini duyarım umudu ile. Bir mum yakar üflerdim annem için…

Başımı sağa çevirip takvimle göz göze geldim. Siyah gül çizdiğim gün yarındı ve saatler yaklaştıkça kalbime bir ağırlık çöküyordu sanki.

10 yıl sonra ilk defa Demir’de olacaktı bu doğum gününde. Sadece tek dileğim o gün onu görmemekti. Çünkü biliyordum acım öfkem aşkımdan daha önce gelecekti.

Onu kırmak istemiyordum…

Ayşegül saçımı dağınık topuz yapıp geri çekildi. Ellerini omzuma koydu.

“Çok güzel oldun.”

Gülümsedim burukça. Koyu lacivert elbisem uzundu bir de eldivenleri vardı. Masada kutuda duran mavi tokayı aldım. Demir’in hediye ettiği tokaydı bu.

“Bunu da takar mısın Ayşegül.”

Tokayı taktığı an tamamlanmış hissetim. Gözlerimdeki 17 yaşındaki Eylül imajını sildim bu gece Eylül Korkmaz olmaya ihtiyacım vardı.

Bakışlarım sertleşti. Kırmızı rujumu sürdüm.

“Her şey için teşekkürler Ayşegül. Zeynepler aradı mı?”

“Az önce aradı yoldalarmış birazdan geli-“ Cümlesini bitiremeden kapının çalması ile kıkırdadık. Gelmişlerdi.

Hemen aşağı indik. Esra teyzem ve Mert ilk fark edenlerdi bizi.

“Ablacım ne güzel olmuşsun.” Öptüm saçlarından.

“Sağol ablacım.”

Esra teyzem sıkı sıkı ellerimden tuttu. “Sağ Salim gidin gelin tamam mı?”

Ellerinden öptüm. “Merak etme, hemen döneceğiz.”

Hızlıca dışarı çıktım. Burak’ın kornaya basması ile hemen atladım arabaya.

“Ekip yeni bir maceraya daha hazır mıyız?”

Yanımda arkada oturan Bulut ile gülüştük. “Biz hep hazırız paşam, hayatımız film gibi mübarek her gün farklı olay.”

Önümde oturan Zeynep ile gülüştük. “Çok haklısın ya vallahi bizden 100 bölümlük dizi çıkar. “

Zeynep de siyah uzun bir elbise giymişti bugün.

“Ya Burak aşkım gecenin sonuna kadar ben bu ayakkabılar ile bayılırsam beni taşır mısın?”

Güldü Burak. Zeynep’in elini tutup öptü. “Taşırım tabi yavrum.”

Bulut ile arkada kıkırdadık. Burak bizi fark ettiği an Zeynep’e sığındı.

“Ya aşkım benimle dalga geçiyorlar.”

Zeynep bizi çocuk gibi azarlamaya çalışırken bir yandan da gülüyordu.

Eğlenceli yolculuğun sonu mekana varmamız ile bitmiş oldu. Hepimiz sessizleştik. Gözler bana çevrildi. Hepsinde gözlerimi gezdirdim cesaret almak umudu ile.

Ardından derin bir nefes aldım ve kapıyı açtım. Buraklar da arkamdan gelirlerken güvenliği geçip içeri girdik. Mekan adeta büyüleyiciydi. Buraya büyük para yatırdığı belliydi.

Bu camiyadan büyük isimleri bile toplamıştı. Bizim içilen ayrılan masaya geçip oturduk. Rahatsız bir şekilde etrafta gözlerimi gezdirdim.

Aradığım kişi Demir’di ama bulamıyordum. Bir anda sahnenin spot ışıkları yandı ve sunucu sahneye çıktı.

“Herkese merhabalar. Aslan hukuk bürosunun 10. Yıl dönümü kutlamasına hoşgeldiniz. “

Kocaman bir alkış tufanı koptu.

“Lafı çok uzatmadan sahneye Aslan Bey’i davet ediyorum.”

Alkışların arasından Aslan sahneye çıktı. Siyah takımı ve hareketleri beni sinir etmeye yetiyordu.

Kendi başarılarından bahsedip övünürken Bulut hepimizin iç sesine tercüme oldu.

“Biraz daha kendini överse vallahi bayılacağım.”

Haklıydı. Sözlerinim sonunda doğru sahneye Demir’i ve eşini davet etti.

Hepimizin gözleri sahneye odaklandı. İlk başta pullu elbisesi ve yüksek topukluları ile bir kadın girdi sahneye.

Arkasından gelen Demir’de gözlerimi gezdirdim. Giydiği takımın içinde adeta çok rahatsız gözüküyordu.

Gözleri beni aradı kalabalığın içinde. Ve göz göze geldiğimiz an rahatladı adeta.

Spot ışıkları canını yakıyordu ama yine de benden gözünü çekmedi. Aslan Bey ile sahneden inerlerken bile mutsuzdu görüyordum.

Aslan da kendi masalarına ilerleyip oturdular. O kadın ve Demir oturdular Aslan ise ünlü isimlerle konuşup ego tatmin etme çabasındaydı.

Gözlerim onu izlerken buğulandı adeta. Kocaman kalabalık şu mekanda yapayalnızdı adeta. Omuzları çökmüştü, bakışları yerdeydi. Ait değildi buraya…

Demir’in ağzından:

Gözlerimi kapatıp unutmaya çalıştım. O gece o kasada, o flaşta gördüğüm şeyleri unutmaya çalıştım.

Ama aksine ne zaman gözümü kapasam o anlar zihnimde beliriyordu. Kalabalığın içinden artık Eylül’ü de göremiyordum.

Derin bir nefes aldım. Boğazıma kadar çekili kravatı gevşetmeye çalıştım. Artık daha fazla dayanamayacaktım buna.

Hemen ayağa kalktım. Adımlarımı balkona ilerlettim. Sigara içmem lazımdı. Zihnimi dağıtmam lazımdı.

O sırada Aslan gizlice izledi Demir’in nereye gittiğini. Karşısında konuşan kadına odaklandı sahte gülümsemesi ile.

“Aslan hani senin oğlanı benim kızım ile yapıyordun. O kadar yardımcı oldum sana yüksel, adını ilk sıraya yaz diye. Ama hala sözünü tutmadın.”

Sahte bir gülüş belirdi yüzünde. “Sözüm sözdür. Hatta şimdi Demir’i de getireyim söz için gün ayarlayalım.”

Kadın hırsla gülümsedi. Aslan hızla arkasını dönüp adımlarını balkona ilerletti.

Yüzündeki gülümseme solmuştu sert ifade geri gelmişti.

Üçüncü sigaramdan derin bir nefes çektiğim an hızla kolumdan biri çekti. Bileğimi sıkıca tutan Aslan’a öfkeyle baktım.

“Yine ne istiyorsun? Bırak kolumu?”

Hemen kolumu çektim hızla. Sigarayı söndürdüm hırsla.

“Bir işe yaramanı istiyorum. Şu dediğim kız ile nişanlanacaksın artık çok uzattık. “

“Sana istemiyorum dedim, olamayacak öyle bir şey!”

Güldü alayla. “Sen kimsin de bana karşı geliyorsun? Olucak dediysem olacak!”

Gözlerimde öfke belirirken bir adım daha yaklaştım hırsla. “Olmayacak dediysem olmayacak. “

Yakamdan sıkıca tutup sıktı. “Neyine güvenipte böyle konuşuyorsun lan?!”

Zehri akıttım. Bir an bile düşünmeden cevapladım.

“O flaşta ne olduğunu biliyorum.”

Gözü seğirdi öfke ve şaşkınlıkla. Yakamı bırakrı sertçe.

“Vay be çocuk bu kadar ileri gidebileceğini düşünmezdim.”

İleri geri volta atmaya başladı düşünceli ifadesi ile. “Bir an bile düşünmem o flaşı polise veririm. O iş olmayacak beni Eylül’den uzak tutmaya çalışma.”

“Sen bir şey yapabileceğini mi zannediyorsun o kayıtla?”

Adım adım yavaşça bana yaklaştı. Biliyordum birazdan söyleyecekleri kalbimi dört bir yanından kıracaktı…

Eylül’ün ağzından:

Demir’in balkona doğru gitmesi ile ayaklandım.

“Nereye gidiyorsun Eylül?”

Zeynep’in endişeli sorusunu yanıtladım hızla. “Demir’i bulmaya gidiyorum, siz burdan ayrılmayın haberleşiriz.”

Hemen kalabalığın içine daldım. Son anda Aslan’ın da balkona çıktığını gördüm. Tam arkalarından ilerleyecekken bana seslenen gözler ile duraksadım.

Hepsi iş yaptığım ünlü isimlerdi. Ne kadar kısa kesmeye çalışsam da hepsi ile konuşmaya çalıştım.

20 dakika sonra anca kendimi kurtarabilmiştim onlardan. Hemen balkona ilerledim. Sırtımı duvara yasladım.

Sanki birini bekliyormuş gibi bir hava vermeye çalıştım. Bir yandan da kulağım onlardaydı. Balkon boştu sadece onların sesi geliyordu. Bir muhabbetin ortasında gelmiş olmalıydım ki Aslan’ın söylediği cümleden hiçbir şey anlamadım.

“Sence beni gibi iş adamı ünlü birine mi inanırlar senin gibi öksüz yetim birine mi?”

Demir’den ses gelmedi. Güldü Aslan.

“Ben cevaplayayım tabiki bana.” Derin bir nefes aldı ve devam etti.

“Hem sen neyine güveniyorsun bu kadar ya? Zamanında herkesin ölümüne sebep olmuş, sevdiği kadını terk eden biri değil misin?”

Demir de ben de tek bir cümleye takıldık.

“Herkesin ölümü derken ne demek istiyorsun?”

Sahte bir gülüş attı. “Ay pardon ağzımdan kaçırdım. Sence ben evlatlık edineceğim kişi araştırmadım mı sanıyosun? Tabiki de araştırdım. Sizin o boktan yetimhane görevlileri her şeyi gizlemiş.”

Demir’in kalbi sıkıştı korkuyla. “Ne demek istiyorsun açık konuş.”

Bir adım yaklaştı. “Hayatın boyunca bebekken yetimhaneye bırakılmış bir çocuk sandın kendini ama yanlış. Sen aslında asker bir baba ve hemşire bir annenin oğlusun.”

İşte o an Demir’in de benim de kalbimiz durdu adeta. Zaman yavaşladı. Dalgalar şaha kalktı. Sert rüzgar kendini gösterdi. Ama Aslan durmadı batırdığı bıçağı daha da derine sokmaya başladı.

“Sen aslında 4 yaşına kadar mutlu mesut bir ailede büyüdün taki baban görevde şehit olana kadar. Annen ise sana hamileydi o dönem işe gidemiyordu ve o sıralar geçimini sağlayamamaya başladı. Birkaç ay dayanabildi ve seni doğurduğu gece vefat etti…”

Her bir cümle daha da ağır geliyordu Demir’e. Yıllarca bir yalana inanmıştı. Elleri titremeye başladı. Gözleri dolmuştu.

Ondan farksız değildim ben de. Kalbimdeki sızı geçmiyordu. Gözümden bir yaş damladı.

“S-Sana neden inanayım?”

Demir’in sesi titredi duyacağı şeyin korkusuyla.

“Al bak bu fotoğrafa anlarsın.” Eski buruşmuş küçük bir fotoğrafı eline tutuşturdu.”

“Artık anla şunu Demir ipler benim elimde. Sende ölümden, acıdan başka hiçbir şey değilsin. Dön de bi kendine bak. Seni kim sever?”

Cümlelerin hepsi bir oktu sanki. Karşısındaki genci umursamadan sapladı. Hızla Aslan balkondan çıktı diğer kapıdan gülerek.

Demir ise gözünden akan yaşlarla baktığı fotoğraftan gözünü alamadı.

“Şişmiş karnını tutan hamile çok güzel bir kadın ve asker üniformali bir adam. Arkalarında deniz.”

Eylül’e peçete uzattığı kaldırımdı burası. Aynı yerde yıllar önce çekilmiş bir fotoğraftı bu…

Demir acıyla adımlarını hızla attı. Gözyaşları durmazken adımlarını denize yönlendirdi.

Bir an bile düşünmedim arkasından koştum.

“Demir! Demir!”

Ayağımdaki topukluları çıkarıp attım ayağım soğuk kumlara değdi hemen.

Demir acıyla kravatını boynundan çıkardı. Hıçkırdı acıyla. Ceketi de çıkarıp attı kenara. Ellerini saçlarından geçirdi.

Yaklaştım yavaşça yanına. Gözlerini sıkıca kapamıştı.

“Demir…” usulca seslendim ona. Benim de ondan farklı değildi durumum gözümden yaşlar akıyordu.

Açtı gözlerini. Gözlerime baktı. Sordu sessizce

Duydun mu?..

Başımı yana eğdim. Duydum…

Kolları güçsüzce yanına düştü tam hıçkıracakken sıkıca sarıldım.

Kafasını acıyla sakladı boynuma ama sarılmadı. Sertçe sıktı yumruklarını.

Allah’ım dedim o an. Ne olur acını al bana ver. bu acıyı ona yaşatma…

Hayat acımasızdı ve Demir en büyük acıyı tadıyordu. Gözlerinde aynı bakış vardı. Yıllar önce annemi kaybettiğim günle ki aynı bakış.

Bedeni daha fazla güçlü duramadı. Kollarımı ayırdı iki adım geriledi.

“Yapma Eylül beni sevme. Ben herkese zarar veriyorum.” Hıçkırdı, adımları benden kaçmak istercesine geri gidiyordu. Gözleri kan çanağına dönmüştü.” Ben herkesin canını yakıyorum. Seni de kırdım yıllar önce bıraktım seni.”

Hayır anlamında kafa salladım. “Yapma bunu kendine Demir.”

Sırtı denize dönüktü. Sert dalgalar ayak uçlarımıza değiyordu.

“Artık ne yapmam gerekeni biliyorum. Yıllar önce yapmam gerekeni yapıcam .”

Bakışları puslandı, donuklaştı. Yavaşça bedenini denize çevirdi. Adım atmaya başladı.

Kendimi gördüm o an. Yıllar önce denize atlayıp intihar etmeye çalışan o yaralı kızı.

Şimdi onun yerinde Demir vardı. Aynı yara bere içindeydi.

Düşünmeden peşinden ilerledim. O bir adım attı denize doğru ben de aynısını attım.

Karnımıza kadar su gelene kadar ilerledik. Aniden arkasından geldiğimi fark etti.

Hemen kolumdan tuttu. “Ne yapıyorsun Eylül?”

“Senin yaptığını…” Diye yanıtladım tek nefeste.

Acıyla iki yana salladı kafasını.

“Sen nereye ben oraya Demir. Elini tuttum sıkıca gerekirse ölümüm bile senle olsun üzülmem.”

Acıyla bir nefes çekti içine. Tek bir cümle kurdu.

“Ben kimsesizim Eylül…”

Elimi yanağına koydum, okşadım.”Öyle şey olur mu ben varım Burak, Bulut, Zeynep, Mert var.”

“Hayır Eylül yanılıyorsun. Evet arkadaşlarım var yanımda hatta çok değer verdiğim minik kardeşim bile kalbimde kocaman bir yere sahip ama en önemli parçası yok orada. En değerli, en özel parçam eksik…”

Gözünden bir yaş daha damladı.

“Sen yoksun orada bu yüzden kimsesizim.”

Sessizleştik ikimizde. Ağlayan gözlerini, soğuktan kızarmış burnunu, alnına dökülen saç tutamlarını izledim.

Bıçaklandığım gün nasıl bir acı ve umutsuzluk içindeysem öyle bakıyordu bana. O gün bana yaptığını yaptım ben de.

10 yıl önceki ilk öpüşmemiz gibi. Usulca yaklaştım. Ellerimi yanaklarına koydum ve dudaklarımızı birleştirdim.

Usulca öptüm onu. Gözyaşlarımız birbirine karıştı. Elleri belimi buldu ihtiyaçla. Yavaşça ayrıldık.

“Sen kimsesiz değilsin Demir. Sen asla yetim olmadın, olmayacaksın.”

Avuç içimi gösterdim. “Gel tut elimi 10 yıl önce yaptığımız gibi kaçalım herkesten, acılarımızdan, insanlardan. Biz olalım sadece…”

Parlayan gözleri ile düşündü sonra sıkıca elimi tuttu. Hemen gülerek sudan çıkarmaya çalıştım bizi.

Tam o sırada bir korna sesi duyuldu.

“Hey millet atlayın hadi kaçalım!”

Burak şöför koltuğundan bize sesleniyordu. Demir ile bakıştık o an ve hızla arabaya koştuk. Arka koltuğa yan yana oturduk.

Burak hızla gaza bastı. Kimse soru sormadı. Sessizce ilerledi yol bense elini hiç bırakmadım. Sert rüzgar esti acılarımızı aldı götürdü uzak şehirlere.

Uzun yol sona erdiğinde hepimiz sessizdik. Zeynep’in bakışlarından ne olduğunu merak ettiğini anlıyordum ama susuyordu.

Demir’in elini hiç bırakmadan arabadan indik. Esra teyzeler gitmişti bile ev boştu. Hep birlikte havuzun kenarına ilerledik yine.

Hava soğuktu ama hiçbirimiz bunu o an umursamadık. Zeynep hepimize sıcak kahve yağmaya içeri geçti. Ben de Demir’i oturtup hızla havlu almaya koştum.

Tam o sırada Burak durdurdu beni.

“Eylül Demir’in nesi var? “

“Bunu benim anlatmam doğru olmaz Burak. Biraz zaman ver ona anlatacaktır.”

Endişeliydi gözleri. Yanımıza yavaşça geldi Bulut da. İkisi de kenarda vücudundan su damlayan mutsuzca bahçede oturan Demir’i izledi.

“Siz onu yalnız bırakmayın geliyorum.”

Hızla havluyu ve Zeynep’in yaptığı kahveyi aldım. Dün birlikte uzandığımız arka tarafa ilerleyip bıraktım.

Yavaşça elimi Demir’in omzuna koydum.

“Gel benimle.”

Yavaşça beni takip etti. Arka tarafa geldiğimizde oturmasına izin vermedim hemen.

“Hadi tişörtünü çıkar Demir hep su oldu. Rüzgar çok hemen kurur sen de havluya sarıl.”

Gözlerinin içindeki ışık sönmüştü sanki. Hızla çıkardı. Sert rüzgarı umursamadı bile hemen havluya sardım onu. Oturduk birlikte.

İleriye doğru bakan yan profilini izledim.

Saçlarından sular damlıyordu hafif hafif. Yüzü solmuştu, yanakları ve burnu kızarmıştı. Gözleri pusluydu.

“Seninle tanışsalardı çok severlerdi.”

Tek bir cümle kurdu. Gülümsedim burukça.

Elimle yanağını okşadım yavaşça. Gözlerini kapadı ihtiyaçla bana döndü yüzü.

“Asıl seni tanısalardı Demir… Senin bu güçlü, azimli…” Parmağımla burnunun ucuna yavaşça dokundum. “…yakışıklı olduğunu görselerdi. Böyle bir oğulları olduğu için gurur duyarlardı.”

Burukça gülümsedi, gözleri doldu. Aklına gelen soru ile dudakları titredi hafifçe.

“Severler miydi beni?”

Yanağımdan bir damla göz yaşı aktı. Yanağını okşamaya devam ettim.

“Seni çok severlerdi. Senin beni, arkadaşlarını, Mert’i sevdiğinden daha çok severlerdi.”

Gözleri direniyordu göz yaşlarına.

“Ağla Peçeteli Çocuk. Yasla başını omzuma, saklan yamacımda ama ağla içine atma…”

Gözlerinden damlalar süzülmeye başladı. Yasladım başını boynuma, sıkıca sarıldım sırtını okşadım.

O ağladı ben de ağladım.

Kaderimize ağladım.

İçimdem dedim o an bi bilseydin Demir annemin de senin ailen gibi toprak olduğunu…

Boynuma düşen her bir gözyaşına tutundum. Her bir zerresini sarıp iyileştirmek istedim o an. Acısını almak biraz da olsa iyi hissettirmek.

Yapabiliyor muydum bilmiyorum ama ona sıkıca sarıldım.

Biraz sonra gözyaşları azaldı yavaşça geri çekildi. Kızarmıştı gözleri. Alnından öptüm yavaşça.

“Bizi izliyorlardır Demir. Bizi görüyorlardır onlar. Hem kavuştular onlar öbür dünyada. Onlar orda mutluludurlar. Seni böyle üzgün görseler ne kadar üzülürler.”

Gülümsedi. “İzliyorlardır dimi?”

“Tabiki. Ölüme çare yok evet ama sen unutmadığın kalbinde hep sevgisini taşıdığın sürece ölüm sadece bir kelimeden ibaret. Senin için asla ölmedi onlar.”

Kalbine dokundum yavaşça. “Burda yaşıyorlar ve yaşamaya devam ediyorlar.”

Yanağıma bir öpücük kondurdu. “Sen olmasan ben ne yapardım?”

“Hadi gel Burakların yanına götüreyim seni. Biraz kafanı dağıt.”

Beni onayladı bizimkilerin yanına geçtik. Demir Burak ve Bulut’un yanına geçerken kenarda ayaklarını havuza sokmuş oturan Zeynep’in yanına kuruldum.

“Daha iyi mi?”

“İyi olucak merak etme canım.”

Duraksadı Zeynep. Aklındaki soruyu tarttı. “Peki sen, sen iyi misin?”

İma ettiği şeyi anladım.

Yarından bahsediyordu. Acıyı iliklerime kadar hissettim. Kaçmaya çalıştığım gerçekler birer birer geri geldi.

Gözlerinin içine baktım sadece. Anladı acımı. Sıkıca elimi tuttu sadece.

“Sadece yarın kimse gelmesin olur mu Zeynep? Yanlış anlama sadece o acıyı içimde yaşamak istiyorum. Kimseyi kırmak, üzmek istemiyorum. “

“Acın büyük Eylül. Yarın kimse gelmez merak etme. Oturur ben de evde Kur-an okurum. “

Gözlerim doldu cümlesi ile. Kenarda sigara içen Demir ile göz göze geldik.

Yutkunamadım o an. Ölümün acı tadı ikimizinde ağzımdaydı artık.

Gülümsedim sadece. Gülümsedi o da.

Güç alıcak bir şeye ihtiyacı vardı benim de onun da.

“Artık biz kalkalım Eylül. Sen de biraz yalnız kal.”

Ayağa kalkıp sıkıca sarıldım Zeynep’e. Burak ve Bulut ile vedalaştıktan sonra onlar arabaya geçti. Demir ile kapıda durduk öylece.

Adımı ben attım. Sıkıca sarıldım. Saçlarımın kokusunu içine çekerek sıkıca sarıldı.

“Kendine dikkat et Peçeteli Çocuk.”

“Kendine dikkat et Ruhu Yaralı Kız.”

Yavaşça ayrıldık. Arkasını dönük ilerleyişini izledim öylece. O an telefonuma bildirim geldi.

Saat tam 00.00’dı.

Her yıl gelen bildirimdi bu.

“Annem’in doğum günü.”

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.