İçeriğe geç

Küllerinden Doğan Satırlar

Bölüm 35 · 16 dk okuma

Küllerinden Doğan Satırlar

Bölüm 35

Yanımda Kal

Hayatım boyunca kalbim beni nereye götürürse oraya gitmek istedim.

Gittim de o yol beni bir kaldırımda ağlarken bana peçete uzatan bir yakışıklıyla karşılaştırdı ama sonra yolumu kaybettim. 10 yıl geçti adımlarımı kalbimin yönlendirmediği.

Şimdi 10 yıl sonra ilk kez adımlıyordum kalbimle. Bu sefer kendim için. Eylül, Eylül yapan şeyler neler diye sorsalar kardeşim, arkadaşlarım, Peçeteli Çocuk ve müzik derdim.

Ve şimdi yıllar sonra müzik için yürüyordum. Uzun beyaz eteğim ve saçlarım rüzgar ile dalgalanıyordu. Güneş ısıtırken bedenimi adımlarımın beni getirdiği yerde durdum.

Masal müzik atölyesi...

Mazide gizliydi bu yerin bende anısı. 10 yılın içinde gizliydi bu mekanın anıları.

Tanıdık mekana girdim yavaşça. Bir şarkı sesi geldi kulağıma. Durmadım izin verdim adımlarımın beni ona götürmesine.

Siyah kapıyı yavaşça açtım. Kocaman bir sahne karşıladı beni. Kırmızı boş koltuklar, desenli duvarlar, büyük spot ışıkları, kocaman sahne.

En arka taraftan girmiştim sahneye. Şimdi koca sahne karşımdaydı ve o da karşımdaydı.

Masal

Yaşı vardı Masal ablanın. Kahve saçlarını hafif aklar süslemişti. Her zamanki kırmızı ruju ve beyaz takımı ile yine mikrofonun önündeydi.

Karanlıkta kalan bedenimi derin bir nefes alarak ilerlettim. Topuklularımın tok sesi ve yüzüme vuran ışık ile beni fark etti. Şaşkınlıkla şarkı söylemeyi bıraktı.

"Eylül!"

Gülümsedim. "Benim Masal abla."

Gözleri doldu kocaman gülümseyerek. Hızla sahneden indi kocaman sarıldık.

"Kaç yıl oldu be kızım insan ziyarete gelir."

Tatlı sitemine karşı kıkırdadım. "Başıma neler geldi inanamazsın Masal ablam."

"Yoksa..." diye cümleye başladı ki anladım ne diyeceğini.

"Geldi abla. Demir geri geldi."

"Ben sana demiştim o deli oğlan gelir diye. Onda kocaman sağlam bir kalp var."

"Ama gizliyor abla. Gerçekleri gizliyor. Aramıza hep bir duvar koyuyor."

Saçlarımı okşadı gülümseyerek. "Elbet bir nedeni vardır güzel kızım. Hem seni ne rüzgar attı da buraya geldin? Sadece bu haberi söylemek için olamaz."

Kıkırdadım. "Zaman bana sadece Demir'i değil kaybettiğim arkadaşlarımı da getirdi. Ve yarın onlar için şarkı söylemem lazım."

"Hmm anladım şimdi. Korkuyorsun?"

Kafa salladım sessizce. Korkuyordum.

"Gel şöyle oturalım."

Sahnenin ortasına doğru kenara oturduk. Spot ışıkları gözlerimi acıttı o an. Elimi tuttu Masal abla.

"Ben senin en zor zamanını biliyorum kızım. Ve senin şu kalbin var ya müziksiz yapamaz. O zaman da korkardın böyle. Ama kalbinde yanan bir kıvılcım var onu aleve çevirebilirsin."

"Nasıl yapacağım ki abla? Yıllar oldu insanların önünde söylemeyeli. Hep yazdım çizdim ama insanlara söylemedim."

"İşte bu da bir fırsat kızım. Yazdığın o şarkılar var ya bir servet. Seç birini kalbin nasıl istiyorsa öyle söyle."

"Yapabilir miyim ki?"

"Öyle şey olur mu deli kız. Sen neleri atlattın bunu öu atlatamayacaksın?"

Duraksadım. Ben neleri atlatmıştım gerçekten? Ben neyi hatırlamıyordum? Bakışlarımdan anladı o da benim gibi duraksadı.

"Hatırlamıyorsun değil mi?"

Evet anlamında kafa sallayabildim sadece.

"Tek bildiğim unutmayı benim seçtiğim."

"Hapları kullanmayı bıraktın mı yoksa?"

"Evet ama Masal abla anla beni hatırlamak istiyorum. Evet ben istedim unutmayı ben istedim o hapları içmeyi ama bir şeyler eksik sanki."

"Hatırladığın zaman bana haber ver olur mu? Yanında olayım."

Kafa salladım elini sıkıca tutarak.

"O kadar yol geldin sana bir hediye verelim o zaman deli kız."

Şaşkınlıkla kalakaldım. Ve Masal abla kenarda duran mikrofonu aldı, telefondan bir kaç şeye bastı ve melodi duyuldu.

"Belki bu sana bir şeyleri hatırlamana yardımcı olur..."

Ve unutursam fısılda filminden kirli beyaz kediyi söylemeye başladı.

Nasılsın kızım

Anlat bana hikayeni

Kimler üzdü gözlerini

Nasılsın kızım

Söyle bana kendini neler kırdı kalbini

O taze saçlarda kimlerin eli

Yaşlanmış dumanlı nefesleri

Hoyratca itişleri

Görgüsüz asaletsiz üzüşleri

Sözle birlikte saçımı okşamasına gülümsedim. Elimden tuttu birlikte ayağa kalktık. Şarkıyı söylemeye devam ederken beni sahnenin ortasına getirdi.

Sen neler neler çektin ben biliyorum

Dokunsam ağlarsin hissediyorum

Hüzün zamanı geçti

Onlar eskidendi bitti hepsi geçti

Spot ışıkları gözümü acıtsada nefesimi kontrol etmeye çalıştım. Tam karşıma geçti. Bana uzattığı mikrofon ile tereddütü bırakıp sıkıca tuttum.

Kirli beyaz kedi

Yıkan göz yaşınla

Kurtul anılardan

Sarıl yarınlara

Kirli beyaz kedi

Yıkan gözyaşınla

Kurtul anılardan

Sarıl yarınlara

İkimizde derin bir nefes alıp şarkıya devam ettik.

Nasılsın kızım

Anlat bana hikayeni

Kimler üzdü gözlerini

Nasılsın kızım

Söyle bana kendini

Neler kırdı kalbini

O taze saçlarda kimlerin eli

Yaşlanmış dumanlı nefesleri

Hoyratca itişleri

Görgüsüz asaletsiz üzüşleri

Sen neler neler çektin ben biliyorum

Dokunsam ağlarsın hissediyorum

Yüzük zamanı geçti

Onlar eskidendi bitti hepsi geçti

Son nakaratı da birlikte söylerken artık rahattım. İkimizde sahnede süzülürken anın tadını çıkardım. Şarkının bitmesi ile yan yana durduk ve selam verdik boş salona.

"Şimdi tek başına bir şarkı söylemek ister misin?"

Kafa salladım hevesle. Yapabileceğimi biliyordum.

Bekledi Masal abla. Hangi şarkıyı seçeceğimi ezbere biliyodu ama benim hatırlamam için zaman tanıdı.

"Yine unutursam fısılda'dan Sevdim söylemek istiyorum."

Gülümsedi Masal abla. "Hatırlayacağını biliyordum." Ben duymadım belki ne dediğini ama o biliyordu.

Mikrofonu sabitledim demir çubuğa. Gözlerimi kapadım. Masal abla tüm spot ışıklarını benim üzerime çevirdi. Tüm seyirciler karanlığa boyanırken tek ben ışıkta kaldım.

Ve şarkının ilk melodileri kulağıma ilişti. Hatırlamaya çalıştım. 10 yılı, 17 yaşımı, Demir'i, kendimi, kaybettiklerimi...

Çok sevdim hem çok sevildim

Meleklerin gönlü değdi bana

Yıllar sui biz deniz

Bebek kokun sindi ocağıma

Peçeteli Çocukla dolu tüm anılar zihnime doldu yavaşça. Devam ettim şarkıya.

Korkma ben varım artık hiç sakın ağlama

Fırtınalar kopsa da içimde yeniden yine doğarım

Bir kez daha gelsem şu çılgın garip dünyaya

Candan daha yakın seni isterim kanımda

Demir'in söylediği tüm sözler zihnime hücum etti adeta.

"Ama şunu bil ki Eylül. Ben kaçmadım güzelim ben kaçmak istemedim."

"Bu gece uyut beni kolarında. Ne olur bir gece de olsa hasret gidereyim kokuna."

"Değiştim ben...Çok değiştim. Arada koca bir on yıl var Demir..."

"Gerekirse on değil yirmi olsun yıllar Eylül, bizim hikayemiz böyle bitemez..."

"Buradasın, seni kaybetmedim. Buradasın.."

"Dalgalar şahidim olsun ki seni seviyorum Ruhu Yaralı Kız..."

"Gidemem Eylül. 10 yıl sonra seni bulmuşken gidemem ben. Biliyorum çok acı çektin o 10 yılda. İstersen bana vur, kır dök her yeri. Bağır çağır ağla. Ama bana git deme. Sen istesen de gidemem bu saatten sonra."

"Niye?" Bir fısıltı kadardı sesim ama duydu. Göz yaşlarım düşerken yanaklarıma o cevap verdi.

"ÇÜNKÜ AŞIĞIM SANA. İlk gün ki gibi aşığım sana. Peçete uzattığım o gün gördüğüm o kıza araya 10 yıl gerekirse 20 yıl girse bile aşık olacağım ben."

Gözümü açtım ve hızla nakarata girdim gözlerim dolu.

Sevdim doya doya seni çok sevdim ezberledim

Sevdim kalpte ne var ne yoksa vermeye karar verdim

Sevdim doya doya seni çok sevdim ezberledim

Sevdim kalpte ne var ne yoksa vermeye karar verdim

Ben şarkı söylerken hayatının yine benim için planlr yaptığından bi haberdim. Tam o sırada Demir'de beni bir dava için görüşmek üzere bulmaya çalışıyordu. Esra teyzeden aldığı bildi ile hızla buraya gelmişti. Ama nereye gitmesi gerektiğini bilmiyordu ta ki o sesi duyana kadar.

Bu sesi ölse dahi tanırdı. Bu ruhu acıyla sınanmış bir kızın sesiydi. Adımları ona götürdü. Yavaşça açtı kapıyı Eylül fark etsin istemedi. Karanlığın içinde durdu onu izledi.

Güçlü sesini, kalbini özgür bırakışını...

17 yaşında sokakta şarkı söyleyen kız vardı karşımda.

Eylül Demir'i fark etmemişti belki ama Masal anlamıştı. Kapıdan girerken fark etmişti deli oğlanı.

"Demek meşhur Demir sensin." dedi içinden ve Eylül'ü dinlemeye devam etti.

Derin bir nefes alıp devam ettim tekrar gözlerimi kapatarak. Ritim güçlendi ve anılar bir dalga gibi çarptı tüm kalbime.

"Doktor bey geçecek değil mi? Unutacağım değil mi?"

"Evet kızım unutacaksın."

Bir anıya daha gittim.

Önüme koyulan hastane yemeğine baktım boş bakışlarımla. Ve makarnayı fark ettim. Gülümsedim.

"Makarna seviyorsun demek. Tamam ablacım ben hep sana ondan yaparım."

"Ben değil Demir seviyor."

Yine farklı bir anıya geçtim.

"Hiç mi sevmediler seni?"

Yüzüm düştü. Bir şey diyemedim. Yanımda oturan tatlı kıza döndüm.

"Saçlarımı örer misin annemin ki gibi?"

Ve zihnime sızan son anı ile okyanuslar alev aldı.

"Acil sedye getirin baygın!"

Spot ışıkları, titreyen bedenim, kesik kesik nefesler. Sedyede gözümü açtım hafifçe.

"Doktor ben annemin yanına gitmek istiyorum..."

Saçımı okşadı hiçbir şey demedi. Damarıma sızan iğneyle gözlerim kapandı. Islak saçlarımdan sular damladı, pembe elbisem kirlendi, ellerim üşüdü...

Tek bir söz duydum Demir'in sesinden.

"Yaşayacaksın..."

Hızla gözümü açtım. Göz yaşları birer birer döküldü. Birleştiremediğim parçalar vardı ama kalbim acıyordu.

Sevdim doya doya seni çok sevdim ezberledim

Sevdim kalpte ne var ne yoksa vermeye karar verdim

Sevdim doya doya seni çok sevdim ezberledim

Sevdim kalpte ne var ne yoksa vermeye karar verdim

Nefes nefese şarkıyı bitirdim. Masal abla anladı hızla sarıldı.

"Hala hatırlamak istiyor musun güzelim?"

Göz yaşlarımı sildim. "Acıtsa da evet. Ben artık gideyim seni çok tuttum."

Son kez sarıldık. Tabi o sırada Demir'in salondan çıkıp arabasına gittiğinden habersizdim.

Ben arkamı dönüp ilerleyecekken kafamı daha da karıştıran bir şey söyledi.

"Esra teyzelere selamımı ilet."

Onları nerden tanıyorsun diyemeden o da diğer tarafa ilerledi. Allak bullak bedenimle dışarı çıkıp soluklandım. Ve karşımda Demir'i gördüm.

Gülümsedi sadece. Beyaz gömleği ve siyah pantolonu ile arabasına yaslanmış beni bekliyordu.

Durmadım ona sıkıca sarıldım. Yadırgamadı kollarını sıkıca bana sardı.

Teşekkür ederim." O an neye teşekkür ettiğimi ben de bilmiyordum ama içimden söylemek gelmişti.

Hafif kafasını geri çekip gözlerime baktı. "Ağladın mı sen?" Göz yaşlarımı sildi usulca.

"Olmaz böyle güzelim. Sen ağlama. Hadi gel gidelim."

Gülümsedim bu tatlı tavrına. Arabaya bindik ve gaza bastı.

"Sen neden geldin Demir, hatta beni nasıl buldun?"

"Bir tık Esra sultan sağ olsun öyle buldum. Bir dava için konuşacaktım ama boşver şimdi. Bu akşam istememiz var. Bizden de isteyeceklerine göre gel hazırlanalım."

"Haklısın ama daha çok var." Kıkırdadı.

"Bulut'un ev kuaföre döndü herkes orada. Seni de aradık ama ulaşamamışlar ben de o sırada seni bulmaya çalışıyordum. Görevi bana kitlediler."

Kıkırdadım. "Tamam oraya gidelim benim elbisemi de kızlar götürmüştü zaten."

Demir hala tedirgindi. Düşünceliydi sevdiği kadın. Belki ona çok kızacaktı ama kendine engel olamadı. Boşta kalan elini yavaşça kucağında duran eline sardı. Yavaşça tuttu.

"İyisin değil mi Eylül?"

Bakakaldı ellerine Eylül. "İyiyim gerçekten sorun yok."

Çekmedi elini itmedi de. Güç aldı ondan. Zor olacaktı biliyordum. Ateşle oynuyordum hatırlamak için. Ama bu süreçte Allah'tan tek dileğim elini tuttuğum bu adamın yanımdan asla ayrılmamasıydı.

El ele yolculuğun sonunda vardık. Birlikte indik bu sefer ellerimiz ayrılarak. İkimizde o sıcak boşluğu hissettik.

Eve girer girmez beni kocaman bir kalabalık karşıladı.

"Aşkım bak bu bukle diğerinden daha güzel oldu. Aferin kaptın sen bu işi."

Burak elindeki ısıtıcı ile bakıştım. "Aşkım bu iş ne kadar zormuş, saçın yanacak diye ödüm kopuyor."

O sırada gözüm Zeynep'in yanında yerde oturan İrem'i buldu. Bir yandan makyaj yaparken Bulut'da onun saçını örüyordu.

Selin bir köşede aynada Ferit'in kravatını takıyordu. Ayşegül saçını düzleştirirken Kemal de hem kravatını takıyor hem ona yardım ediyordu.

Tam kapının önüne geldiğimizde tatlı bir kız ile göz göze geldim. Makyajını yaparken Mert ile sohbet ediyorlardı. Bizi ilk o fark etti. Hızla doğruldu.

"Merhabalar hoşgeldiniz tanışma fırsatı bulamadık. Ben İpek."

Şimdi tanımıştım Mert'in öptüğü şanslı kızdı bu. "Tanıştığıma memnun oldum tatlım ben de Eylül Mert'in ablasıyım."

Heyecanla cevap verdi. "Biliyorum biliyorum sizden çok bahsetti." Gözü yanımda dikilen Demir'i buldu. "Siz de Demir abi olmalısınız Mert sizden de çok bahsetti."

Bu cümle ile Demir'in yüzünde oluşan mutluluk görülmeye değerdi.

"Tanıştığıma memnum oldum. Ama sizli falan konuşmaya gerek yok biz abiniz ablanızız."

Zeynep arkadan bizi onayladı. "Ay gelmişsiniz. Hadi gelin oturun şöyle hazırlanalım."

İpek tekrar yerine geçerken İrem beni yanına çağırdı. Ben de onun gibi yere oturdum.

"Demir gel sen de bizimkiler gibi otur Eylül'ün saçını yap."

Zeynep gazı verip gülümsedi. Demir tabi ki büyük bir sevinçle oturdu.

"Nasıl yapalım güzelim?"

"Kıvıralım. Sonra ben dağınık topuz yaparım."

Beni sessizce onayladı ve elleri saçlarımı buldu. Sıcak ve narin dokunuşu ile titredim. Parmak uçlarından saçlarıma yayılan şefkat kalbime ilmek ilmek işledi.

O ısıtıcıyı ayarlarken ben de makyaj malzemeleri ile başladım makyaja. Önümdeki ayna ile hep göz göze geliyorduk Demir ile.

"Çok ağır yapma makyajı. Gerek yok zaten güzelsin."

Gülümsedim sessizce.

Saçlarımı kıvırmaya çalıştı. İlkinde beceremeyince Burak ona yardım etti. Sanki devlet meselesi tartışır gibi hal aldılar. Onların bu haline kıkırdadık Zeynep ile.

Demir diyordu o kadar bekletirsem saçı yanar güzelimin, Burak da karşılık veriyordu beklemezsen bukle tutmaz.

Tartışmayı kim kazanmıştı bilmiyoruz ama bu anları kaydeden Mert'in kamerası ile gelecekte buna çok güleceğimize emindim.

Saçlarımın bitmesine az kalmıştı ben makyajımı bitirmiş gözlerim kapalı bu anın tadını çıkarıyordum.

Biz dayanamış Zeynep'i giyinmeye yollamıştık. Burak da diğer odada takımını giyiyordu Zeynep'i gördüğünde ağzının açık kalacağına emindik.

Demir yan tarafta kalan saçları tutturmak için masaya doğru uzandı. Ve tam o sırada hafifçe kulağıma değen nefesi ile irkildim ona doğru döndüm. Ama bu hareketim aramızdaki mesafeyi santimlere indirmişti.

Eli tokanın üstünde kalakaldı. Dudaklarımız biraz daha yaklaşsak birbirine değecekti. Gözlerimiz bir an bile kopamıyordu. Gözleri dudaklarımın üstüne kayarken nefesi tuttum. Tam o sırada Burak'ın odasının kapısının açılması ile hızla geri çekildik.

Burak poz verip takımını göstermeye çalışırken ben hala toparlanmaya çalışıyordum.

"Nefes al güzelim." Kulağıma fısıldadığı cümle ile derin bir nefes aldım.

Ateş ile barut gibiydik gerçekten.

Saçlarıma son dokunuşlarını yaptı ben de dağınık topuz yapıp minik dalgaları bilerek özgür bıraktım. Tam kalkacakken Demir iç cebinden bir şey çıkardı.

Bu çok tatlı mavi bir kelebekti. Yavaşça saçıma yerleştirdi.

"Şimdi oldu." diyerek gülümsedi aynadan. Ben de gülümsedim.

Kızlar beni odaya çekiştirdi hızla. Hepimiz üstümüzü giyindik. Zeynep'in kıyafetine ve saçına son dokunuşları yaptı.

Erkekler de içerde giyiniyorlardı. Demir'in Esra teyze ile konuştuğunu duydum. Esra teyzem biz gelene kadar eve çeki düzen vermiş bir isteme havasına getirmişti. Ve tabiki de o da çok şık giyinmişti.

"Oğlum ben çok heyecanlıyım bayılacağım galiba."

Demir güldü kardeşinin bu gergin haline.

"Sonunda çocukluktan beri hoşlandığın kızla evleniyorsun paşam sakin ol."

"Böyle dedin daha çoo gerildim."

Ferit saçına jöle sürerken kahkaha attı bu haline. "Paşam heyecandan kravatını bile yanlış bağlamışsın. Bulut el at şuna."

"Gel lan buraya."

Bulut hızla düzeltti kravatı.

"Darısı sizin başınıza. Bana diyorsunuz ama ben sizi göreceğim."

Ferit jöleli saçı ile havalara girmişti. "Kızıl bombam bugün evlenelim dese nikah basarım."

Hepimiz güldük. "Vallahi biz daha yeni çiftiz az yavaş." Bulut yine güldürdü bizi.

Ben sessiz kalırken gözler Kemal ve Mert'i buldu.

Burak ve Ferit şöyle bir bakıştılar. "Yok bunlar daha çok gençler olmaz."

Mert Burak abi diye yalvarırken gülüştük.

Tam o sırada kızların kapısı açıldı yavaşça. Sırtımın dönül olduğu kapıya doğru yavaşça döndüm. Gördüğüm güzellik ile ağzım açık kaldı. Eylül en ön sırada kapının önündeydi mavi elbisesi ile. Hepsi teker teker dizilmişti en son Zeynep'i koyarak.

Eylül gülümsedi karşısındaki adamın şaşkın haline. Asıl ben şaşkındım. Demir tahmin ettiğinden daha yakışıklı olmuştu. Yavaşça yanına adımladım. Bakışlarını bir an bile benden çekmedi.

"Çok güzel olmuşsun." Fısıldadığı cümleler ile gülümsedim teşekkür ederek.

Ve benim arkamdan diğer kızlar da geldi. Tüm erkeklerin ağzı açık kalırken Mert kamerası ile herkese özel zoom yapıyordu.

En son herkes durdu ve Burak'ı kapının önüne doğru ilerlettik. Parlama sırası Zeynep'teydi.

Burak'ın gözleri doldu o an. Karşısındaki kadının çocukluğunu bilirdi. Bacakları yara bandı ile dolu, sokakta koşturan deli dolu bir kızdı. İlk o zaman tutulmuştu ya zaten. Cesaretine aşık olmuştu. Ve yaşları büyüdükçe de katlanarak artmıştı bu aşk. Ergenlik döneminde asıl ne güzel serpilmişti. Her gün olan sokak kavgaları, çıkarmadığı kulaklıkları ve siyah conversleri.

Hep tek taraflı sanardı bu aşkı oysaki bir sokak arasında ilk kar taneleri yağarken birbirine değen dudaklarımız ile anlamıştım.

Benim için hiç dövüşmeden kafes dövüşü yapmasını, öleceğimi zannedip hıçkırarak ağlaması...

Tüm anılar gözünün önünden geçti.

Aynı şeyleri Zeynep'te düşündü o an. Burak onun ilk arkadaşı, ilk onu koruyan kişiydi. Sokakların soğuğunda ona sıcak el uzatan tek kişiydi. İlk o zaman aşık olmuştum ona. Ağzım yüzüm kan içinde sokakta beni dövdüklerinde beni kurtaran o çocuğa aşık olmuştum.

Ergenlik döneminde asıl alevlenmişti kalbim. Dağınık saçları, deri ceketi, yaralı elleri, herkese asi olan ama tek bana yumuşayan tavırları başka özeldi.

Dudaklarımdan öptüğü o gün, beni korumak için katlandığı tüm zorluklar, evlenme teklifi...

Tüm anılar gözünün önünden geçti.

Burak yavaşça elini uzattı Zeynep'i kendine çekip sıkıca sarıldı.

Onların bu tatlı anına karşı mest olmuş şekilde baktık.

"Ya bunlar istemedi böyle düğünde salya sümük ağlayacağız net."

Bulut ortamı şenlendirdi. Ve o sırada İrem saate baktı.

"Ay geç kalacağız haydin kız tarafı arabalara atlayalım."

Hızla toparlandık. Bulut, Ferit ve Kemal evde kalırken hepimiz hızla aşağıya indik. Selin hızla kendi arabasına atladı diğerleri ile.

"Selin yer yoksa bize de atlayın."

"Yok canım biz hallederiz. İrem İpek'i kucağına al aşkım."

İrem Ne diye nidasını duydum. Kıkırdayarak onların bu haline baktım.

Demir ile arabaya bindik. "Biz önden gidelim güzelim. Sonuçta bizden istecekler rolümüze başlayalım."

Kıkırdadım. "Tamamdır hadi gidelim."

Biz eve ilk gelen olduk. Kapının önünde Demir zile basarken saçlarına gözüm takıldı özenle taramıştı. Yavaşça elimle dağıttım. Afallayarak bakakaldı.

"Böyle daha çok yakışıyor sana."

Gülümsedi ve tam o sırada Esra teyzem kapıyı açtı.

"Oy yavrularım ne kadar güzel olmuşsunuz. Hadi geçin içeri masa hazır. "

Salondaki koltuklara oturduk. "Kuzularım kahveyi tepsiyi hep hazırladım tezgahın üstündeler. Şimdi Zeyneo kızım heyecandan arar bulamaz. Sadece ona kahveyi yapması kalsın."

"Tamamdır sultanım. Teşekkür ederiz."

"O nasıl ses güzel kızım. Hem siz bir yakınlaşın şöyle. Siz şu an karı koca rolündesiniz."

Demir ile bakıştık o an. Kapı tekrar açıldı. Kızlar gelmişti. Esra sultan Zeynep'e kahveleri gösterirken bizimkiler de heyecanla oturdular.

"Yoldalardır şimdi gelirler."

İpek cümlesini bitiremeden kapı çaldı. Zeynep'in heyecanlı sesi geldi salona. "Ay geldiler geldiler."

Demir ile ayaklandık. İşareti ile elimi koluna doladım yavaşça. Zeynep kapının önünde biz en ön sırada arkasındaydık. Heyecanla kapıyı açtı.

Burak çiçek ve çikolatası ile giriş yaptı. "Merhabalar efendim."

Çiçek ve çikolatayı Zeynep'e uzatıp ilk en büyüğümüz Esra teyzenin elini öptü. Sıra bize geldiğinde tereddütte kaldı ama Demir'in sözü ile hepimiz kıkırdadık.

"Öp oğlum elimi."

Burak senle görüşeceğiz bakışı attı ve öptü. Benim elimi de öptü ve hep birlikte koltuklara kurulduk.

Burak'a kızı isteyecek kişi Bulut'tu o yüzden İrem ve o da anne baba rolü yapıyorlardı.

"Nasılsınız efendim iyi misiniz?"

Bulut'un sözünü Demir cevapladı. "Sağolun efendim iyiyiz sizi sormalı."

"Çok şükür efendim. Bizim oğlana bir sevdaya tutulmuş peşinden bizi de sürükledi."

İrem rolü devraldı. "Ay kocacım deme öyle. Sevda bu kolay mı? Tabi peşinden koşacak."

"Haklısın biricik eşim." Bulut İrem ile ellerini kenetlerken al alttan birbirlerine yürüyüşleri çok komikti. Demir'in onlara hüzünle bakan gözlerine kayıtsız kalamadım.

"Haklısın İrem Hanımcım biz de eşimle öyleyizdir. Sevda uğruna beni evden kaçırmıştı gençken." Sözümü bitirir bitirmez elimi elinin üstüne koydum. Herkes anlık şaşkınlık ile susarken Demir ağzı açık kaldı ama hızla toparladı. Aldığı gaz ile kolunu omzuma atıp beni kendine çekti.

"Evet karıcım iyi ki kaçırmışım."

Muhabbet derinleşirken kaş gözle Zeynep'i mutfağa yolladık. Selin, Ayşegül ve İpek'te peşinden ilerledi.

Ve Zeynep tepsi ile kapıda belirdi. Hepimize kahve dağıttıktan sonra pür dikkat Burak'ı izledik. İpeklerin gülüşmesinden tuzu bastıklarını anladım. Burak tek dikişte genzi yana yana kahveyi de duyu da içti.

Bulut helal benim oğluma diye gazı veriyordu. Bizim ise Demir ile keyfimiz yerindeydi. Omzumdaki eli, kenetli ellerimiz...

"Artık konuya mı gelsek baba." Burak'ın sözü ile Bulut doğruldu. "Haklısın oğlum. Efendim biz buraya hayırlı bir iş için geldik. Bizim gençler birbirlerini görmüşler beğenmişler. Biz de Allah'ın emri Peygamberin gavli kızınız Zeynep'i oğlumuz Burak'a istiyoruz."

Demir de doğruldu ellerimiz ayırmadan. "Bir kızımıza soralım. Zeynep uygun mudur senin için?"

Zeynep heyecanlar cevap verdi. "Evet."

"O zaman bize de hayırlı olsun demek düşer. Verdik gitti."

Hepimiz alkışlarla ayaklandık. Demir özellikle bir tur daha Burak'a elini öptürdü. Mert elindeki kamerayı Ferit'e vererek elindeki yüzükler ile geldi. Esra teyzem makası aldı dualar okuyarak kurdeleyi kesti.

"Mutluluğunuz daim olsun kuzularım."

Alkışlar havada uçuştu. Mert ve Kemal hemen gizlice getirdikleri konfetileri patlattılar. Şarkılar çalmaya başlarken hepimiz eğlence havasına girmiştik.

O an Demir ile göz göze geldik.

"Ben bu karı koca işini çok sevdim. Bence hayır diyelim bir daha istesinler."

Kıkırdadım onun tatlılığına. "Öyle şey mi olur Demir, ne kadar mutlular baksana."

"Umarım bir gün biz de böyle oluruz." diye fısıldadı Demir. Ama duydum. Ve bu duaya amin diyeceğimi hiç düşünmemiştim.

İkimiz de kendimizi kaptırdık sonra halaylar çektik. Bulut'u ortaya alıp roman havası oynadık, damat halayına özel erkekler şov yaptı, İrem ve İpek bize çiftetelli oynadılar derken koca gece uzadı geçti.

Ve tüm gece yüzümde gülümseme eksik olmadı. Ve şimdi alnım Demir'in alnına yaslı yavaşça dans ediyorduk. Burak ve Zeynep en ortamızdaydı biz de onların etrafına dizilmiştik.

Gözlerimiz birleşti Demir ile. Konuşmadım sessizce baktı anladı, anladım.

Kalbimde bir alev başlatmıştı bir kibrit ile.

Ve o alevin kalbimde papatyalar açtırdığında bihaberdi.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.