Saat 00.00.
Tam olarak 27 yaşıma bastım.
17 yaşımın üzerinden tam olarak 10 yıl geçmiş oldu artık.
Uyku tutmadığı için acıyan gözlerimi ovuşturdum. Sandalyemi almış oturmuştum yine balkonuma.
Deniz sakindi...
Titreyen telefonum ile elime aldım. Okuduğum mesaj ile burukça gülümsedim.
"İyi ki doğdun Ruhu Yaralı Kız..."
İç çektim derince. Acaba o doğum günümde neler yaşadığımı bilsen hala kutlayabilir miydin doğum günümü Demir?
Annemin öldüğünü bilsen bakabilir misin yüzüme?
Ne garipti 10 yıl boyunca doğum günlerim kabuslarla geçmişti. Şimdi ise bilerek uyumuyordum. Yine annemin ölümünü görmek istemiyordum.
Kabuslar dışında değişen diğer şey yıllarca Demir'i bekleyerek geçen doğum günlerimde bu sefer gerçekten vardı.
Hatta doğum günü kutlayan bir adet Demir vardı. Ne garipti kader.
Radyonun melodisi uykumu getirirken gözlerimi kapadım. Yorgunluk bedenimde geziniyordu, tam uyku beni pençelerine alırken tek bir şarkı sözü seçtim o şarkıdan.
"Bu sabah bir umut var içimde, nasıl olsa geri gelirsin diye..."
Yıllar öncesine götürdü beni bu şarkı...Bir zamanlar umutla Demir'in gelmesini beklediğim günlere...
2014 yılı
"Ablacım bak bu koltuğu buraya koyduk mu tamamdır."
Elimin tersiyle terlemiş alnımı sildim hızla. Mert anlamaz yüz ifadesi ile odayı süzdü.
"Abla sen bu odayı ne için kullanacaksın?"
Gülümsedim heyecanla. "Müzik yapmak için ablacığım tabiki."
"Emin misin abla bu ay ki tüm maaşın bu pianoya gitti."
Olsun dedim kendi kendime. Değerdi. Bir yıl olmuştu İstanbul'da tek başıma mücadele vereli. Kalbimde umudu var edebilmemin tek sebebi belki de müzikti. O yüzden çalmalıydım, yazmalıydım, söylemeliydim.
"Ablacım sen bunları düşünme hadi bakayım sen okula ben buraları hallederim. "
Yanağıma bir öpücük kondurarak hızlıca çıktı Mert. Ben de gözlerimi tekrar odamda gezdirdim.
Çok güzel güneş alıyordu bu oda en çok bunu seviyordum. Kocaman boydan boya perde asmıştım bilerek. Şimdilik küçücük koltuğu ve piyanosu vardı. Param oldukça dolduracaktım burayı.
Elimdeki anahtara kaydı gözlerim. Anahtarı bir iple bağladım kolye olarak kaybetmemek için. Çok güzel bir anahtardı eski tip üzerine çok güzel işlemeler ile özellikle kaybetmek istemiyordum.
Kalbim heyecanla çarparken piyanonun önüne oturdum. Tuşlarda gezinen parmaklarım ile kocaman gülümsedim. Daha yeni başlıyorduk...
2016 Yılı
Küçücuk oda benim çaldığım piyanonun sesi ile dolup taşıyordu. Etraf bir türlü tamamlayamadığım şarkımın sözleri ile doluydu. Perdeden süzülen batan güneşin ışınları ile yorgunlukla gerindim.
Yeni aldığım lambam ve minik masamdaki kahvemden bir yudum içtim.
Artık piyanoyu akıcı çalabiliyordum. Hatta aşmıştım kendimi bir sürü şarkı yazmıştım.
Gözlerim hüzünle boş koltupu buldu. O an orda Demir'in olduğunu hayal ettim. Bir elinş başına koymuş gözleri parlayarak beni gururla izleyen bir Demir.
"Çok güzel çalıyorsun sevgilim..." Sanki sesi kulağıma bir nefes gibi deyiyormuş gibi hissederken gözlerim doldu.
Batan güneşi izledim. Kaç gün oluyordu acaba sen gideli Demir. Ama geleceğini biliyorum. Bir gün geleceksin ve bu odamı, yazdığım şarkıları görüp benle gurur duyacaksın...
2018 Yılı
Beş yıl oldu Demir. Nerdesin?
Piyanoya sertçe basan parmaklarım Mert'in beni bölmesi ile duraksadı.
"Abla yapma şunu kendine yine hıncını piyanodan çıkarıyorsun? Gelmeyecek Demir."
Belki de benden daha umut doluydu Mert ama onu ilk defa bu kadsr sert görüyordum.
Ayağa kalktım şaşkınlıkla.
"Sen ne diyorsun Mert? Sen değil miydin bir gün gelicek Demir abşm diye."
Gözleri doldu. İçinde tuttuğu zehri akıtmaya başladı. "Evet bendim! Ama yok abla olmuyor ya. Beş yıl oldu. Nerde Demir abi? Bazen diyorum Mert oğlum vazgeç gelmeyecek bazen de diyorum o bizi bıtakmaz gelir."
Omuzları çöktü. "Ben ne düşüneceğimi bilmiyorum abla."
Gözlerinden yaşlar akarken onu böyle görmeye dayanamadım hızla kollarımla sardım onu. Ağladı göğsümde.
"Gelecek ablacım, bir gün gelecek Demir?"
Gelirsin dimi Demir?
2019 Yılı
Elimdeki anahtarı sıktım. Girmeli miydim şimdi bu odaya?
Burası benim umutlarımın yattığı yerdi ama gittikçe karanlıklaşıyordu bu oda. Kaybediyordum...
Yavaşça açtım kapıyı. Halı almıştım odaya, güzel tablolar, mikrofon...
Mikrofonu çalıştırıp şarkıyı açtım.
Gözlerimi kapadım, yine onu hayal ettim.
Eli ellerimdeydi şu an. Sıkıca bir kolu belimi sarmış başım göğsünde dans ediyorduk.
Huzur vardı yüzümde, nefesi nefesime değiyor gülümsemesi içimi ısıtıyordu.
Gözümden bir damla döküldü bu güzel hayalle.
Ezbere bildiğim o şarkıyı söyledim yine.
"Dünya'yı durduran şarkı." Yı söyledim.
Ama hep erkeğin söylediği o sözler yarım kaldı.
2020 Yılı
"Eylül hanım hangi elbiseyi seçelim?" Yorgun gözlerim ile sağdakini işaret ettim umursamazca.
"Eylül hanım yenş davalar için randevuları ayarlıyorum."
Bıkkınca kafa salladım. Topuklu ayakkabılar canımı yakıyordu, korse bedenimi sıkarken zor nefes alıyordum. Bir an önce bu çile bitsin istiyordum.
"Şöförü ayarlayın eve gitmek istiyorum."
Eve varınca hızla çıkardım ayağımdaki topukluları. Başarı bana ün getirdikçe şartlar daha da zorlanıyordu. Ve ben Eylül'ü kaybediyordum.
Adımlarım yine o odayı buldu hüzünle.
Öfke bedenimde gezindi o an. 7 yıl olmuştu. Yoktu, Demir'den ne bir iz ne bir haber vardı.
Gelmiyordu.
Demir yine gelmiyordu.
Bir hıçkırık koptu dudaklarımdan.
Gözlerim yine benle oyun oynuyordu. Gecenin karanlığı ile sanki camın önünde arkasını dönük dikilen bedenini izledim.
Göz yaşları bir bir akarken gözlerimden hızla yanımda ilk bulduğum çerçeveyi attım oraya doğru. Camın kenarındaki cama denk gelen çerçeve dertçe parçalandı, kalbim gibi.
Bacaklarım daha fazla beni taşıyamadı yere çöktüm ağlayarak.
En üzücü tarafı ise gecesinde parçaladığım o çerçeveyi bir sonraki günün sabahı tekrar umutla toplayacağımı biliyordum.
Kalbinden atamadığını akıl ne derse desin kayıtsız kalıyordu.
2021 Yılı
"Eylül Hanım Aslı Hanım yine sizi çağırıyor." Kafa sallayarak ayaklandım. Benden daha kıdemli ve bilgiliydi bu avukatlık işinde Aslı Hanım ama ben bçr alıp veremediği vardı.
Kapıyı açıp girdim. "Buyrun Aslı Hanım?"
"Sen ne yaptıpını zannediyorsun Eylül!"
Anlamaz gözler ile ona baktım. "Ne yapmışım?"
Sana önceki davaya Elif bakacak demedim mi sen niye atlıyorsun?"
"Ben bir şeye atlamıyorum Elif yardıö istedi ben de yardımcı olsum. Duruşma günü de hastaydı yerşnr ben girdim o kadar.
Alayla güldü. " Ya sen kimsin ya! Sen kşmsşn benşm emirlerime karşı geliyorsun."
Sustum. Gerçekten ben kimdim?
" BİR DAHA BENİM EMİRLERİM DIŞINDA HAREKET DAHİ EDİLMEYECEK ANLADIN MI!"
Ve sert bir tokat.
Yükselen sesi ile titreyen bedenimş durduramadım. Kafa salladım sadece. İğren bakışları tekrar gözlerimi buldu yana füşen kafamla göz göze getirdi.
"Sen hiç sevilmedin mi be kızım? Şu haline bak, çöpten farksızsın."
Gülerek odadan çıktı. Zihnimde tek bir söz yankılandı.
"Sen hiç sevilmedin mi?"
Koşa koşa eve gittim. Artık göz yaşlarımı tutamıyordum. Topkulularımı fırlattım gine koşa koşa o odaya çıktım.
Kapıyı hızla açıp arkamdan kapattım. Önüme ne geliyorsa hepsini yere atıp bağıra bağıra parçaladım. Hıçkıra hıçkıra ağladım.
"NERDESİN DEMİR?" Bir çerceve daha parçalandı.
"SANA ÇOK İHTİYACIM VARKEN NİYE YOKSUN?"
Masaya sertçe çarpan tablo ile bir ayağı kırıldı.
"BENİ HİÇ Mİ SEVMEDİN?" Piyanonun birkaç tuşu çıktı.
"SEN DE BABAM GİBİ MİYDİN?"
Ve mikrofon yere düştü. Durdum o an. Yere çöküp ağlamaya devam ettim. O gün ben tüm umutlarımı kaybettim...
2022 Yılı
Bu odayı kapatmak mı istiyorsun kızım?
Hayır Esra abla kalsın ama kimse girmesin tamam mı. Kimse merak da etmesin. Anahtarı tek bende olacak zaten.
"Tamam kızım nasıl istersen öyle olsun. Ben gideyim de diğerlerinş söyleyeyim.
Yanımdan uzaklaşan adımlar ile donuk bakışlarım odanın kapısında durdu. Son kez aç dedi iç sesim.
Son kez aç bu kapıyı.
Açtım gördüpğm manzara her yeri kırık dökğk bir odaydı. Bir yıl öncekş o geceden sonra tek yapyıpım bu oadaya girip düşmğş mikrofonu geri yerşne koymaktı.
Geri kalan her yer kırık döküktü. Umutlarım gibi, kalbim gibi.
Adımlarım çekmecedeki şarkı sözlerini buldu onları aldım sadece. Son kez baktım odaya çıkmadan önce.
Bu kapıyı kapamam demek umutlarımın bitişi demekti...
Kapadım. Bir an bile tereddüt etmeden kapadım.
Üç kere kilitleyip anahtar ve kağıtlarla odama geçtim. Yıllardır yazdığım kağıtları tuttuğum kilitli kutuyu buldu bakışlarım. Elimdeki anahtar ile açıp şarkı sözlerini koydum usulca.
Radyodan çalan şarkı tüm bu maceramın özetiydi sanki. Bu sefer ruhsuz bir şekilde dinledim nakaratı ve şarkıyı kapadım.
Benim için artık sabahların bir anlamı yoktu.
Gözlerimi açtım hızla. Şarkı biterken anımsadığım anılar ile kalbimden ağır biz sızı geçti.
Bir yıldan fazla süre geçmişti o odaya girmeyeli. Oysaki en başında Demir'in geleceğine, bizi bulacağına inanan kız haklı çıkmıştı.
Şimdi yanımda otursaydı o toy, çelimsiz 17 yaşındaki Eylül kahkahalar ata ata koşardı bu odada. Sırf Demir tekrar geldiği için.
Hatta onun boynuna sarıldı, kim bilir belki de öperdi.
Ama o kız yoktu kaybetmiştim o kızı.
Güneş yavaş yavaş doyarken ayaklandım. Her zamanki gibi özenle giyindim. Saçlarımı dalgalandırıp hafif makyaj yaptım.
Ve tabiki Esra teyzemin verdiği kolyeyi taktım.
Evdekiler bilirdi doğum günlerimi ama benim isteğime özel olarak herkes normal sıradan bir gün gibi davranırdı.
Bu gün cumartesiydi tüm gün evde kalıp saklanmayı planlıyordum sadece bir dava için büroya uğramam gerekiyordu.
Aşağı indiğimde Esra teyze ile karşılaştık. Gülümsedi içtenlikle. Yanağından öptüm kocaman, birlikte masayı hazırladık.
Diğer bir sabahçı Zeynep yanımıza gelirken arkadan omzuma sarıldı sıkıca.
"Doğum günün kutlu olsun..."
Kulağıma fısıldadığı söz ile burukça gülümsedim.
Kafamla teşekkür ederken tüm aile kalabalık bir kahvaltı yaptık.
Hızlıca büroya gittim ardından. Masamda gördüğüm normal zamanlara göre daha büyük olan mavi buket ile iç çektim.
Doğum günümü kutlayan o kartı okuduğum an sertçe yırttım.
Ondan gelen yırtığım tek nottu.
Ama onun bilmediği ve beni yarım bıraktığı zamanı nasıl unuturdum. Doğum günümde hayat benim yüzüme tükürürmüşçesine her şeyi ard arda sıralamıştı.
Benim dizlerim hep kanardı mesala.
Ben 17 yaşınsa düştüm yere dizlerim kanadı bir daha da kalkamadım oradan.
Kimse yara bandı yapıştırmadı bana.
Hızla çöpe attım kağıdı da buketi de.
Tam o sırada Selin girdi. Halimi anladı hemen, birlikte duruşmaya gittik.
Kafamı dağıtmalıydım...
Demir'in ağzından:
"Oğlum yesene yemeğini."
"Aç değilim." dedim tok sesimle tabağımdaki salatalıkla kafamı dağıtmaya çalışırken.
"Bıraksan Nilüfer şunu yemezse yemesin."
Sert bakışlarım tam karşımda oturan iğrenç adamı buldu.
Yemeğini yerken yüzündeki o iğrenç ifade midemi bulandırıyordu. Üstten bakan tavırları, kolundaki pahalı saati, takım elbisesine kadar her şeyinden nefret ediyordum.
Yıllardır böyleydi, umursamayan ama beni elinde tutan iğrenç baba rolünü oynuyordu.
"Ben gidiyorum." diyerek hışımla kaktım.
"Nereye?"
Sorduğu soruyla öfkeyle arkamı döndüm.
"Sana mı soracağım nereye gideceğimi?"
Çatalını sertçe masaya vurdu. Bakışları beni buldu.
"Tabiki de bana soracaksın!" Ayaklandı sözlwrine devam ederken tepkisiz ifademle bana gelişini izledim.
Her adımını, gittiğin mekanları, gezdiğin yerleri... Kalbime iki kere vurdu işaret parmağı ile.
"Hangi kadınla yattığını!"
"KES! EYLÜL'Ü ASLA BÖYLE BİR ŞEYLE İTAM EDEMEZSİN."
İğrenç bir kahkaha koydu ortaya.
"Ah oğlum en çok şu hallerinden zevk alıyorum. Şu sevdiği kadın için kendini feda eden tavırların var ya babana çok benziyor. Ben de Nilüferi elde etmek için çok şey feda ettim."
İyice yaklaştı. Zihnime kazımak istiyordu sözlerini.
"Sense sevdiğin kadına anca bir adım kadar yakın olabiliyorsun."
Öfkeyle ellerim yumruk oldu.
Bir bardak alıp içine viski doldurdu. Nilüfer Aslan'ın baş hareketi ile içeri geçerken bir yudum aldı içkisinden.
"Hem sen değil misin Eylül'ü 17 yaşındayken doğum gününde terk eden? Ne yüzle gideceksin onum yanına?
Omuzlarım çöktü hüzünle. Gözlerimi kaçırırken kalbime bir ağrı girdi.
Haklıydı.
Ben Eylül'ü terk etmiştim.
"Çok yazık sana be Demir. Acıdım ya sana."
Yüzündeki iğrenç gülümseme yer aldı.
"Bana acıma."
Kahkaha attı.
"Bak öyle deme hem ben düşünceli biriyim bilirsin. Sen Eylül'ü terk ettiğine göre ben onun için bir organizasyon hazırlıyorum. Hep birlikte kutlarız."
"Ne!" Gözlerim şaşkınlıkla açılırken kalbim sıkıştı.
Eylül böyle şeyleri hiç sevmezdi. Hatta doğum gününü kutlamamıştır bile diye düşünüyordum ama bu yaptığı iğrençti.
Yıllar önce ilk kez göz göze geldiğimiz o gece de bu Aslan'ın planıydı. Göz dağı verip Eylül'e rakibinin kim olduğunu gösterecekti. Ama bu yaptığı tamamiyle saçmalıktı.
"Yapamazsın! Saçmalık bu! Ne gerek var?"
"Bence çok gerekli, davetiyeleri gönderdim bile akşam orada görüşürüz. "
Son kalan içkisini yudumlayıp çıktı salondan.
Öfkeyle içki şişesini devirdim.
Eylül'e gitmeliydim, ona anlatmalıydım.
Eylül'den Devam:
"Selin sizi tanıştırmamıştım değil mi? Bu Zeynep şu hikayelerimdeki meşhur kız."
"Tanıştığıma memnun oldum." Selim samimi bir şekilde gülümserken Zeynep ile iyi anlaşacaklarını biliyordum.
Telefonum bugün üçüncü kez çalarken Demir yazısı ile yine meşgule attım. Bugün belki de en son onun sesini duymak en son onu görmek istiyordum.
Ayşegül kahvelerimizi bırakırken masaya onu da aramıza aldım. Birlikte sohbet ederken Kemal'in sesi ile ona döndüm.
"Eylül sana bir davetiye yollamışlar."
Merakla ayaklandım.
Oysa daha bu sabah bakmıştım ajandama özel bir davet yoktu. Ne olabilirdi ki?
Kızlar da peşimden ayaklanırken davetiyeyi açtım.
"Akşam saat 20.00 deniz kenarında Deniz kabuğu adlı mekanda gerçekleşecek organizasyona baş konuk olarak davetlisiniz Eylül Hanım."
Kendi doğum gününüzü kutlamak için herkes orada olacak. Sizi orda görmekten onur duyarız.
Bu özel sürpriz partiyi hukuk bürolarımızın kardeşliğine özel olarak düşünün.
Sağ köşede yazan yazı ile öfkem alevlendi.
"Aslan Hukuk Bürosu"
Tam o sırada kapının açılma sesini duydum. "Eylül! Eylül!" Diye biri bağırırken kafamı kaldırıp üzerimdeki şaşkınlığı atmaya çalıştım.
Demir'in panik sesi ile evdeki herkes salonda toplanmıştı.
Elimdeki kağıda kayan bakışları özür diler gibi baktı.
"Ben de şimdi öğrendim. Sana haber vermeye çalışıyordum o yüzden aradım ama açmadın. Benim gerçekten haberim yoktu Eylül. Ben yapmadım."
Esra teyzem girdi aramıza "Kuzum ne oluyor böyle betin benzin atmış."
"Aslan denen adam yapmış yine yapacağını. Sürpriz bir doğum günü organizasyonu hazırlamış benim adıma. Yıllardır doğum günlerimde hiçbir şey yapmadığımı anlamış olmalı bilerek yapıyor şerefsiz."
Kağıdı hızla yırtarken volta atmaya başladım. Herkes düşünceli bir hal almıştı.
Cesaretle ortaya atılan Selin oldu.
"Peki ne yapacaksın gidecek misin?"
Camdan denizi izleyen gözlerim düşünceliydi.
Gitmeliydim o oyun oynamak istiyorsa ben de oynayacaktım. Arkamı döndüm hızla gözümü gezdirdim herkeste.
Ama yalnız gitmeyecektim. O yanına iğrenç ünlü camiasını alacaksa ben de ailemi alacaktım.
"Ben gitmeyeceğim, biz gideceğiz."
Hepsi şaşkınlıkla dona kalırken devam ettim.
"O kendi yanına adamlarını çekiyorsa ben de oraya yalnız gitmeyeceğim hep birlikte gidip yalnız olmadığı gösterelim."
Derin bir sessizlik oldu ardından gözlerim Demir'e tutundu. Gururla baktı bana.
Gülümsedi. Yalnız değilsin dedi.
Anladım.
Zeynep atıldı hemen. "Tamam o zaman gidiyoruz. Ben bizimkilere de haber vereyim."
Onayladım onu. "Esra teyzem sen de Mert'e haber ver olur mu? Kızlar siz de benle gelin hazırlanalım."
Hep birlikte çıktık yukarıya. Giyinme odasına girerken oturdum koltuğa bitkinlikle.
En nefret ettiğim yerdeydim yine. Şaşalı pahalı kıyafetlerin içinde.
Hepsi kocaman dolabin bir köşesini karıştırmaya başladı. "Kızlar bence hepimiz kısa elbise giyinelim temamız aynı olsun."
Ayşegül bizi yönlendirirken önüme getirilen kırmızı elbise ile Zeynep'e baktım.
"Gücünü onlara göstermelisin." Göz kırptı elime elbiseyi bırakırken.
Diğerleri de bunu beğenince hızla elbise giydim. Sandığımdan daha iyi durmuştu.
"Ay saat 19.00 olmuş bile ya nasıl yetişeceğiz." Selin panikle elbise ararken kurduğu cümle ile kıkırdadım.
"O iş ben de." Ayşegül söylediği söz ile gülümsedi.
O bu işlerde çok iyiydi her şekilde bizi yetiştirirdi. Kendimize ona bıraktık.
Aynadaki yansımalarımıza gülümsedim. Hepimiz ayrı ayrı parlıyorduk.
Topuklu ayakkabılar ile zor duram Zeynep'e çarptı gözlerim.
Yerdeki conversleri aldım elime.
"Bence Zeynep bu güzel kombinde kendinden bir parça taşımalı."
Bana onu kurtardığım için gülümseyerek baktı. Hızla yanağımdan öperken onun bu tatlı haline gülümsedim.
Son olarak kırmızı rujumu tazeledim ve Esra teyzemin hediye ettiği kolyeyi özel bir kutuya koydum. İncili bir kolye taktım onun yerine. En arkada ben ve Zeynep ile çıktık odadan.
"Burak mesaj attı onlar da hazırlanmışlar. Hatta Bulut yanında güzel bir misafir ile geliyormuş."
Şaşkınlıkla gözlerimi merdivenden inmeden önce Zeynep'e çevirdim.
"Yoksa şu bahsettiği kız mı?"
"Ta kendisi."
Bakalım bu şanslı kız da kimdi böyle. Tanışmak bu geceye nasip olmuştu.
Zeynep benden önce aşağıya inerken arkasından adımladım.
Aşağıdan sesler gelirken gözler beni buldu.
Beğeni ile bakan gözlere gülümsedim ta ki birinde takılı kalana kadar.
Demir giydiği takımın içinde tüm yakışıklılığı içinde beni izlerken ışıldadı gözleri.
Bu büyülü an Esra teyzemin "Ay hadi geç kalacağız kuzularım hemen atlayalım arabalara." demesi ile bölündü.
Hemen hepimiz telaşla yarımız Ferit'in arabasına yarımız da Kemal'in arabasına binecek şekilde ayrıldık.
Tam arabaya binecekken bir ses beni durdurdu.
"Eylül!"
Arkamı döndüm. Onu arabasının kapısını açmış şekilde gördüm.
Mesajı açıktı benimle gel diyordu.
"Birlikte girersek bir sürü dedikodu yayılır, bizi yanlış anlarlar."
Demir aklına gelen anılar ile gülümsedi.
"Anlasınlar Ruhu Yaralı Kız, bizi hep böyle güzel yanlış anlasınlar."
İç çektim aklıma gelen anılarla. Sonradan pişman olacağımı bile bile bindim onun arabasına.
Birlikte girdiğimizde göz dağı verecektim Aslan Bey'e. Tıpkı bana yaptığı gibi.
Kısa sürede vardık. En önde bizim araba dururken Buraklar da Mert'i de alarak yolda bize katılmışlardı. Şimdi herkes benim inmemi bekliyorlardı.
Demir tedirginliğimi anlamıştı. Bir eli ile elimi kavradı. Gözlerimiz buluştu.
"Yapabilirsin güzelim. Gidip onlara ne kadar güçlü olduğunu göster. "
Umut vermek adına gülümsedi.
Elini sıktım tüm korkularımla.
"Ama tek bir şey istiyorum."
İlgiyle bana döndü bedeni.
"Nedir güzelim?"
"Asla yanımdan ayrılma..."
İkimizde sustuk.
10 yıl yapayalnız kalmıştım. Şimdi yine onun yaşanmasından deli gibi korkuyordum. Belki de o yüzden görmek istememiştim onu olur da gider diye.
Ona yanımdan ayrılma dedim.
Annemin beni yalnız bıraktığı gibi sen de yalnız bırakma diyemedim.
"Asla yanından ayrılmayacağım. Buradayım."
Gülümsedim hafifçe.
Hazırdım. Şimdi şov zamanıydı. Açık bir mekan düzenlenmişti. Ortam kalabalıktı her türden ünlü vardı burda. En sevmediğim ortamlardı ama katlanmam lazımdı.
Kapıyı açtım, topuklu ayakkabım özgüvenle yere değdi. Tok ses yankılandı. Araban çıktım tüm ışıltımla.
Demir de benim gibi yanıma geldi.
Diğerleri de arkamdan gelirken en önden ilerledim. Demir bir adım arkamdaydı.
Aslan Bey ile göz göze geldim.
İlk başta sadece beni gören gözleri iğrenç şekilde beni süzdü. Tam karşısında durduğumda bir adım arkamdaki Demir'i gördü.
Kaşları çatıldı. Sonra ise arkamdaki diğer kalabalığı gördü. Ağzı hafifçe açılırken yanındaki Nilüfer Hanım baya bozulmuşa benziyordu.
Flaşlar patlarken etrafımda umursamadım.
"Bu güzel davet için teşekkürler Aslan Bey. Ne kadar ince düşünmüşsünüz."
İnce yerini vurgularken gülümsedim.
"Ee, hadi o zaman parti başlasın."
Ortam canlanırken bizimkiler ayrı ayrı masalara geçtiler.
Bizim grup ayakta duran minik bir masada toplandık.
Bulut'un yanında çekinerek etrafa bakan tatlı kızı izledim.
Yeşil elbisesi içinde çok güzel gözüküyordu. Sarı saçları dalgalanarak omuzlarına dökülüyordu, çok güzel yüz hatları vardı.
"Ben Eylül tanıştığıma memnun oldum."
Parlayan gözleri beni buldu. "Ben de İrem, tanıştığımıza memnun oldum."
Zeynep'te benim ardımdan selamlaştı onla.
"Ya Zeynep'im hep Eylül giydiriyor dimi sizi. Bu ne böyle dehşet bir şey olmuşsun ben nasıl saklayacağım seni."
Burak hayranlıkla Zeynep'i süzerken kıskançlığına kıkırdadım.
"Ya aşkım Eylül'e suç atma hem ben beğendğm bunu. Hava böyle güzelken giyeyim dedim. Hem bak..." yüzük olan parmağını havaya kaldırdı. "Benim parmağımda yüzüğüm var, kocam varken kimse bana bakamaz."
"Senin o kocam diyen ağzını öperim."
Kocaman bir öpücük bahşetti Burak Zeynep'e.
İrem ile kıkırdadık.
"İrem sen ne iş yapıyorsun?"
Amacım onun üstündeki gerginliği alıp aramıza katmaktı.
"Ben asistan doktorum şu an."
"Vayyy! Kardeşim yine bulmuşsun mesleğinden birini."
Demir ortamı şenlendirirken kıkırdadım. Bulut utanarak boynunu ovdu tek eliyle.
Daha da ilerleyen sohbetimizde İrem'in de bizle yaşıt olduğunu öğrendik. Doğma büyüme İstanbulluymuş hatta. Ama ailesi İzmirliymiş. O da okumak için burada kalmış ailesi İzmir'e geri dönmüş emekli olunca.
Tek çocuktu İrem, kendi ayakları üstünde durmaya çalışan kırgın bir kızdı belliydi. Bulut da yaralı bir çocuktu birbirlerini iyileştirmelerini umuyordum.
"Abi şu masada konuşanlar Mert ile bir kız mı ben mi öyle görüyorum?"
Burak heyecanla bakışlarımızı karşı taraftaki masaya yönlendirirken gözlerim şaşkınlıkla açıldı.
Giydiği takım içerisinde yakışıklılığı ile parlayan kardeşim yaşıtı olan bir kız ile dans ediyordu.
"Birlikte indik arabadan. Şu anlattığı kız İpek o."
Bulut bizi aydınlatırken gülümsedim.
Mert'in kıza baktıkça parlayan gözleri, ellerini nereye koyamayacağını bilemeyişi... 17 yaşındaydı Mert benim aşık olduğum yaşta. Ve galiba aynı kaderi yaşıyorduk.
Gözlerimiz aynı amda birleşti Demir'le. Bir nefes kadar yakındı bana omuzları omuzlarıma değiyordu. Hüzünle bakan gözlerinden aynı hisler geçti.
Özlem...
Öfke kadar bu histe asla geçmiyordu. Hatta günden güne artıyordu.
Kulağıma ilişen melodi ile ışıklar yavaşça söndü ortam bir anda loş ışıklar ile doldu.
"Her şey seninle güzel..."
Demir bir an bile düşünmedi o an eğer bu hamleyi yaparsa ne olacağını. Aslan Bey'in ne yapacağını, ne kadar kızacağını umursamadı.
Tek istediği sevdiği kadın ile dans etmekti.
Elini uzattı Demir.
Gözlerim ondan ayrılmazken bir an bile düşünmedim ne olur diye.
Özlem bizim ellerimizi buluştururken en ortaya geçtik. Bir tane spot ışığı tel bize vururken ellerim ile sıkıca tutundum ona.
Her şey seninle güzel yolda yürümek bile
Olmayacak düşlerin peşinde koşmak bile
Her şey seninle güzel bu toprak bu taş bile
İçimdeki bu korku gözümdeki yaş bile
Etrafımızı diğer çiftler sardı bir anda.
Zeynep ve Burak bize gülümsedi. Bulut ve İrem çekingen ama sevgi dolu bir şekilde yanımızdalardı.
Ayşegül ve Kemal geldi ardından hatta Mert ve İpek bile.
Ferit yanında duran kızılına baktı uzun uzun.
"Benimle dans eder misin Kızılım."
Selim şaşkınlıkla yanındaki adama baktı. Ela gözlerini izledi adamın. Biliyordu ona karşı bir şeyler hissettiğini ama kendisnşn de ona kapılıyor olmasını yedirtmiyordu kendine.
"Ben bilmem ki."
Ferit gülümsedi kocaman. Hayor dememişti.
"Ben öğretirim hadi gel."
Sıkıca kavradığı eli tutarak piste çıkardı. Burun buruna gelirlerken ikisinin de arasında gözle görülen bir çekim vardı.
"Seni şu anda öpsem kızıl bana çok kızar mısın?"
Nefesini tuttu Selin.
"Denemeye ne dersin?"
Kendisindeki bu özgüvene şaşırdı o an Selin ama artık kalbininde de biraz çalışmaya ihtiyacı vardı.
Ferit yavaşça dudaklarını birleştirdi.
Onların bu haliyle gördüğüm an kıkırdadım. Sonunda Selin kalbin kapılarını açabilmişti.
"Çok güzel gülüyorsun be güzelim."
Gözlerim tekrar Demir'i buldu.
"Teşekkür ederim Peçeteli Çocuk."
İç çekti ithamımla.
"Bir daha desene."
"Teşekkürü mi dedim kafam karışmış bir halde.
"Hayır Peçeteli Çocuk'u. Bana tekrar öyle seslenir misin?"
Burukça gülümsedim.
"Peçeteli Çocuk..."
Her şey seninle güzel duyduğum bu ses bile
Yalnız içtiğim su değil aldığım nefes bile
Her şey seninle güzel bu yağmur bu kar bile
Yüzümdeki gözyaşının izleri onlar bile
Beklenmedik bir anda ayrılık gelip çatsa
Seninle paylaştığım tek bir gün yeter bana
Şarkının sözlerini gözlerimin içine bakarak söylerken iç çektim.
Şarkı biterken hepimiz sahneden çekildi fakat kendimi hiç istemediğim halde o korkunç sosyetelerin masasında buldum.
Patlayan flaşlar artık canımı yakıyordu. Gözlerim yanmaya başlamıştı. Gülümsemekten yanaklarım acıyordu. Topuklu ayakkabı ile zor duruyordum.
"Eylül Hanım şurdan bir fotoğraf alalım."
"Ay gel çiçeğim." İki yanımda 32 diş sırıtan kadınlara ayak uydurdum.
Kahkahalar ile elime tutturulan şarap bardağı ile donup kaldım. Aslan Bey'in zevkle gülümseyen bakışları üstümdeydi.
Hepsi tekrar gülümseyip flaş patlarken ben elimdeki bardak ile şokla kaldım.
O an nerde olduğumu sorguladım.
17 yaşındaki Eylül'ün sesini duydum.
Ne yapıyorsun sen burada?
Bu kıyafetler, makyaj, takılar, ünlüler bu biz değiliz.
Nefes alış verişlerim hızlanırken hızla bardak yere düştü.
Gözler beni bulurken kimseye çaktırmadan affedersiniz diyerek mutfağın arka tarafına çıktım alelacele.
Duvara tutunan ellerim ile nefes almaya çalıştım zorla. Titreyen ellerim boğazımı buldu sanki bir şey sıkıyordu. Ellerim sertçe inci kolyemi buldu koparıp tek tek incilerin yere düşmesini sağladım.
Burda duramazdım.
Gitmem lazımdı.
Adımlarımı koşarak sahile çevirdim. Topuklularımı çıkarıp koşmaya başladım.
Arkamdan Demir'in geldiğini bilmeyerek.
Ne kadar yürüdüm bilmiyorum, en son yorgunlukla oturdum bir kaldırım köşesine. Bir adım ötemdeydi deniz ve kumsal.
Gözlerimden yaşlar akarken hışımla sildim. Rimelim akmıştı iyice eminim çok kötü gözüküyordum.
İçimden, al dedim bu yükü, benden al, beni bu acıdan kurtar.
O an kimin benim hakkımda ne söylediği, nasıl gözle baktığı umrumda değidi. İçim cayır cayır yanıyordu.
Tam o sırada gözümün önüne uzatılan peçete paketi ile duraksadım.
Kafamı yan tarafa çevirdim kaldırarak. Demir tam 10
Yıl önce ilk tanıştığımız gibiydi sanki bir an 17 yalındaki haliyle bakıştım.
Aynı şeyi düşündü Demir 10 yıl yine Eylül bir kaldırım kenarında ağlarken bulmuştu onu. Hayatının aşkı olacağından habersizdi.
Tıpkı o gün ki gibi elim elindeki peçeteyi açıp bir tane alcakken "Hayır." dedi, " Paketi al." Paketi aldım yavaşça.
O da bu anı bozmuyor tam o gün ki gibi davranıyordu.
İç çekti Demir. Tıpkı o gün ki devam ettirdi cümlelerini.
"Ağlamak sana çok yakışıyor Ruhu yaralı kız ama sen asla ağlama. İnadına gülümse, her şeye rağmen gülümse."
Gülümsedim ağlarken. 10 yıl sonra yine o beni gülümsetti.
Peçeteli Çocuk...