Mutluluk neydi? Bu soruyu kendime sormayalı hatta cevabını vermeyeli çok yıl oluyordu ama ilk defa dün akşam mutlu hissetmiştim. 10 yıl sonra da olsa...
Yediğimiz yemekler, havuzda eğlenmemiz, dans etmelerimiz, hatta gece sahil kenarında dalgaları izleyişimiz bile çok güzeldi.
Camdan yolu izlerken hatırladığım anlar ile gülümsedim. Sabah hepimiz tekrardan normal hayatlarımıza dağılmıştık. Ben hukuk bürosuna giderken Bulut hastaneye koşturuyordu. Zeynep ve Burak ise hem iş ilanlarına bakmaya hem de ev bakmaya gitmişlerdi. E tabi gelecekte evleneceklerdi onlara ev şarttı. Kıkırdadım bu düşünce ile.
Zeynep gelin oluyordu...Vay be. Bir de Burak damat tekrardan kıkırdadım Burak'ı damatlık ile hayal ederken.
Ferit bu halimi fark etmişti anında.
"Vay vay Eylül Hanım bu sabah pek bi neşeli görüdm sizi." Alayla dikiz aynasından sırıtan Ferit'e gülerek baktım. Klasik Ferit yine yapmıştı espirilerini.
"Mutlu olmayalım mı Feritcim ya?"
Kıkırdadı. "Olalım be Eylül. Artık birazda biz mutlu olalım."
Camdaki yansımam ile göz göze geldim. 17 yaşındaki Eylül'ün mutluluğu vardı gözlerinde. Korktum o an... Yine üzülmek istemiyordum.
Kafamdaki kötü düşünceleri dağıtmaya çalışırken durduğumuzu anladım. Ferit ile vedalaşırlaşırken hızla odama çıktım.
Selin ile katta karşılaşırken selamlaştık.
"Senin klasik çiçekler gelmiş yine."
Neyden bahsettiğini hemen anlarken masamdaki çiçekle göz göze geldim. İnatla gönderiyordu Demir ne kadar hayır desem de.
Kartı alıp hızla okudum.
Gülmek en çok sana yakışıyor Ruhu Yaralı Kız...
Hızla tekrar çekmeceme gönderirken artık rutine dönmüş bir şekilde çalışanlarımızdan biri alıp buketi götürmüştü. Ne kadar zamanında atın desem de hepsini ayrı bir özenle vazoya koyuyorlardı. Yakında tüm büro çiçekler ile dolacaktık.
"Şu Aslan Bey'i araştırdım konuşmamız gereken şeyler var Eylül."
Hızla tekli koltuğun karşısına oturdum.
"Dinliyorum."
"Şüphelerinde haklıymışsın bu adam gerçekten garip. Uzun yıllardır İstanbul'da yaşıyor bu adam küçüklüğünden beri ailesi ile. Babası Hakan Karakurt. Annesi ise onu doğururken vefat ediyor. Hakan Karakurt zamanında Türkiye'nin iyi avukatları arasına girmiş ama sonra 2013 yılında aniden vefat ediyor. Uzun bir süre Aslan denen adamdan hiçbir ses çıkmıyor. Sonra hiçbir şey olmamış gibi eşi Nilüfer ile evleniyor. Ve ardından hepimizin bildiği gibi Demir ortaya çıkıyor."
2013 diye içimden geçirdim. 17 yaşında olduğumuz yıldı bu Demir'i ve annemi kaybettiğim yıldı. Doğruydu o gün bana dendiği gibi evlatlık edinilmişti Demir. Aslan Bey belki de babasının acısını unutmak istemişti. Ailesini bulmuştu, ben ailemi kaybederken...
"Peki ya başka bu kadar mı?"
"Elde edebildiğimiz bilgilerle internetten bu kadar maalesef ki. Ama eksik olan çok yer var bu hikayede. Sen ne düşünüyorsun bilmiyorum Eylül seni şu on yılda tanımış bir olarak şunu söylemek istiyorum ki sana her gün bu çiçekleri gönderen bu adamın arkasındaki gerçek hikayeyi öğrenmek istiyorsan daha fazlası lazım."
Haklıydı. Bu hikayede eksik çok yer vardı.
"Ama nasıl bulacağız ki daha fazla bilgi?"
Bir an sustu Selin düşündü. Onun zekasına her zaman güvenmiştim. O hep bu konularda iyiydi gerçekten bu on yıl içerisinde güvenebildiğim nadir insanlardandı. Ferit'in de neden bu kadar bu kızıla tutulduğunu anlıyordum.
"Aslan Bey'in evine git." dedi aniden.
"Ne!" diye haykırdım aniden şokla.
"Daha fazla bilgi lazım demedik mi bir şekilde gir o eve incele belki bir ipucu yakalarız."
Yine haklıydı. Bir şekilde o eve girmeliydim.
"Tamamdır o iş bende." dedim kafamla da onu onaylarken.
"Tamamdır küçük ajan sıra da davaların var. Bugün bir tane davan var acil."
Gülümsedim ayaklanan Selin ile ben de cüssemi giyerek adımladım peşinden.
Dava sandığım güzel bir şekilde sonuçlanırken çantamı alıp herkese hoşçakalın diyerek çıkışa adımladım. Bugün hava çok güzeldi, güneş parlıyordu gökyüzünde tüm güzelliği ile.
Eteğim hafif rüzgarla uçuşurken adımlarımı klasik sahile yönlendirdim. Topuklularımın tok sesi ile düşünceler doldurdu yine zihnimi.
Gözlerimi kapadım anlık olarak rüzgar saçlarımı okşarken tam o anda omzuma değen el ile irkilerek arkamı döndüm.
"Demir sen miydin çok korktum!"
"Korkma güzellik dolaşıyordum öylece gördüm seni yanına geleyim dedim."
Takım elbisesi üstündeydi yine belliydi benim gibi işten çıktığı. Saçları bu takıma karşın elleri ile yine dağıtmıştı.
Ne kadar git desem de gitmeyeceğini biliyordum. Topuklularımı çıkardım hızla adımlarım beni denize götürürken su beni rahatlatmıştı yine.
Demir'in peşimden geldiğini biliyordum. Aksine benim gibi çıkarmamıştı ayakkabılarını kim bilir kaç milyonluk ayakkabılarının kum olmasını umursamışı bile benzemiyordu. Gözleri bir andan da bendeydi her az düşecekmişim gibi üstümdeydi.
İkimizde sustuk öylece daha dün burada oturmuştuk yan yana birbirimiz hakkında konuşmuştuk. Şimdi ise laldik yine. Aklımdaki planı gerçekleştirmem için hızla ortaya attım fikrimi.
"Demir elimde tek başıma halledemeyeceğim bir dosya var yardım edebilir misin?"
Şaşkınlıkla beni bulan gözleri ile bir an adımları duraksadı. Geri geri yürümeye başladım ayaklarım suyun içinde dalgalar ile uyumla ilerlerken.
Rüzgar saçlarımı savururken şaşkın yüzünü izledim.
"Bir dakika şu an Ruhu Yaralı Kız benden yardım mı istiyor ben mi öyle görüyorum?"
Güldüm bu haline.
"Evet." diye onu onayladım.
Evet, Peçeteli Çocuk...
Hızla bana doğru koşup yetişti adımlarıma ama aniden ayağımın bir şeyi takılması ile bir inleme çıltı ağzımdan acıyla.
"Eylül!" diye korkuyla seslenen Demir hızla kolumdan kavrarken suya düşen bedenimi kurtarmaya yetmemişti bu hamlesi. Aksine panikle tutunduğum koluyla onu da suya çektmiştim.
Sırtım hızla kumları bulurken denizin soğuk suyunun üstümü ıslattığını hissediyordum. Saçlarımın uçlarından saçıma yayılan soğukluk ile Demir'in elinin kafamın altında olduğunu anladım.
Tam o sırada göz göze geldik. Bedenin yarısı üstüme düşmüştü. Tek kolu ile kumdan destek alırken onun da üstü ıslanmıştı.
Sıcak güneş inatla yan profilimize vururken izledim gözlerini. Parlayan gözlerini bir an bile çekmedi benden. Koca güneşe rağmen gözlerinde bir dünya vardı adeta.
O an Demir iç çekti bir an bile gözlerini çekemediği kızın bakışlarına bakarken. Dağılmış ıslak saçları, al yanakları, parlayan gözleri birini hatırlattı ona. 17 yaşındaki Eylül'ü.
Ne garipti aynı kişilerdik belki ama üstümüzde hiç bize ait olmayacak kıyafetler, arkamızda yapayalnız bir on yıl, bir sürü yaşanmışlık ve yaşanamayan anılar vardı.
Bu büyülü anı Eylül'ün inleyen sesi bozdu.
Hızla elim ayak bileğime giderken Demir endişeyle geri çekildi. Bileğimden akan karı görmem ile yüzümü buruşturdum. Keskin bir taşa çarptığım kesindi.
Demir beni bir kez daha şaşkınlığa uğratırken hızla kucağına aldı. Bedenimş yavaşça sıcak kumların üzerine bıraktı hemen ayak bileğime eğildi. O an şimdiye kadar aklımdan çıkan şeyş hatırladım. Dövmem.
Bunca süre saklamıştım görmesin diye hatta suya bile koşa koşa girmiştim. Ama artık kaçış yoktu çoktan eli bileğimi kavrarken dudakları gördüğü şey ile şokla açıldı.
Demir'den Devam:
Gözlerim buğulandı o an. Bileğimdeki dövme ile göz göze geldim yan yanalardı şu an. Eksik parçası tamamlanmıştı dövmemin. Dövmeyi okşayan baş parmağım ile yıllar öncesine gitti zihnim.
Eylül'ün dövme yaptırdığı yıllar önce onu babası olan o adamdan kurtardığım gecedendi. O iğrenç tütünün söndürüldüğü yere yaptırmıştı bu dövmeyi.
Dolu dolu gözlerim onu buldu. Benim gibi anılar onun da zihninde dolaştı eski tozlu anılar.
"Elini uzat."
Ona anlamsızca bakarken elimi onun eline yerleştirdim. O bileğimi görecek şekilde elimi ters çevirirken ne yaptığını anlamaya çalışıyordum. Batırdığı kırmızı boya ile bileğimin tam üstüne bana doğru bakan bir kalp çizdi. Şaşkınlıkla onu izlerken kalbin içini boyamaya devam etti.
"Benim bileğime de bir kalp çizer misin güzelim?"
Ona başımı sallayarak uyum sağladım bileğinin içine kıp kırmızı bir kalp çizdim.
İkimizde işimizi bitirince masada bulunan bileklerimize baktık.
"Bileğine bir kalp çizmemin sebebi orada benim kalbimin de atmasıydı. Senin her nefesin, her acın acımdır. Bileğinde bulunan bu kalp sadece sembol benim sana olan sevgim dünyalara sığmaz. Benim senden istediğim ise ne zaman o vücudundaki izler canını çok yakarsa oraya bir kalp çizmen o zaman belki yara bandı görevi görür."
Sözlerine karşı gözlerim dolarken kırmızı kalbin örttüğü bileğimdeki o küçük morluklara baktım ne güzel saklıyordu. bakınca hoş bir kalpti önce sonra gerçek ile yüzleşiyor güneş gibi sızan o yaraları görüyordunuz içiniz yana yana.
Devamında geçen konuşmayı ikimizde ezbere biliyor ama susuyorduk. İkimizde de o cümleleri kuracak cesaret yoktu. Korkuyorduk. Tekrar 17 olmaktan çok korkuyorduk.
Transtan çıkarmış gibi Eylül hızla ayaklanmaya çalıştığı an hemen durdurdum.
"Dur güzelim bu yarayı kapamamız lazım. Mikrop kapar."
"Bırak Demir istemiyorum." Sert çıkan sesi ile tine benden uzaklaşmak istiyordu. Ne zaman söz konusu 17 yaşındaki Eylül olsa koca bir duvar örüyor benden uzaklaşıyordu.
"Yapma böyle Eylül bırak yardım edeyim."
Düşünceli bakışları bir benim bir de bileği arasında gidip geldi kafa salladı yavaşça. Hızla onu tekrar kucağıma aldım.
Kollları boynumu sardı yavaşça ikimizde kum ve tuzlu su ile kaplıyken bile kendine o has kokusunu içime çektim.
Evde Esra Teyzeler vardı onlar hemen kapıyı açmışlardı. Esra Teyze'nin telaşı sesine yansırken Eylül onu sakinleştirmeye çalıştırıyordu. Ayşegüle ihtiyacım olanları söylerken Eylül'ü koltuğa yatırdım.
Sırtını yaslarken ayak bileğini bacağıma koydum yavaşça. Ayşegül malzemeleri getirdiği an Esra teyze ile bizi salonda yalnız bıraktılar.
İkimizde sustuk yine. En çok sessizliğimiz konuşuyordu.
Merakımla bir soru dökülürken dilimden cevaplamayacağından emindim.
"Ne zaman yaptırdın?"
Sustu ilk başta ama sonra o melek sesi ilişti kulağıma.
"5 yıl oluyor yaptıralı."
Gülümsedim. Pansuman bittiği an tekrar istemsizce okşadım dövmeyi. Bu sefer hızla uzaklaştı Eylül. İç çektim tekrar. Ne zordu böylesi.
Ne zordu bu kadar özlerken dokunamamak. Saçını okşayamamak, kokusunu içime çekememek...
Elini tutamamak, gülüşünden öpememek...
Aramızda hep bir engel vardı Eylül'ün de dediği gibi... Benim 10 yıl önce koyduğum bir engel.
Kendime olan nefretim yine zihnimde dolaşırken ayaklandım.
"Bulut bu akşam bizim grubu evine çağırıyor. Zeynep yakında gelir hazırlanıp birlikte gelirsiniz."
Bakışları bir an bile bana değmezken beni onayladı.
Gözlerim son kez onu incelerken arkamı döndüm bir adım attığım an sorduğu sor aklıma geldi.
"Olur." dedim aniden arkama dönerek.
Anlamayan bakışları beni buldu. "Kabul ediyorum birlikte çalışalım."
Minik bir gülümseme bıraktım arkama dönerken.
Eylül'den Devam:
Derin bir nefes bıraktım. Ayak bileğime dönen bakışlarım ile iç çektim. Bu dövme benim hayatımı kurtarmıştı hem de iki defa...
Ayşegül beni odama çıkarırken hızla kumlardan arındım ve hazırlandım. Zeynep'te birazdan burada olurdu. Ama zihnim beni katletmeyi bırakmıyordu.
Ne yapmalıydım şimdi. Ben bu 10 yıl da tamamiyle silmişken onu çıkıp yine tüm ritmimi bozmuştu. Belki de gitmeliydi...Yıllar önce gittiği gibi gitmeliydi burarlardan. Böylece ikimizde acı çekmezdik.
Bir yanım saçmaladığımı söylerken bir yanım haklısın diyordu. Allak bullak kafamı kapıyı çalarak içeri giren Zeynep bozdu.
Kocaman gülümsemesi yüzümdeki ifadeyi görmesi ile duraksadı.
"Ne oldu canım benim? Niye kafan karışık böyle?"
Hiçbir şey diyemedim o an sasece sarıldım sıkıca. Beni hiç düşünmeden sarmalayan kolları ile rahatladığımı hissettim. Ayrıldığımız an gülümsedim bu geceyi zehir edemezdim.
"Bir şey yok ya sadece bileğimi çizdim biraz da."
Endişeli bakışları bileğimi buldu. "Hiii Eylül iyi misin yürüyebilecek misin?"
Kıkırdadım bu tatlı haline. "Yürürüm canım sıkıntı yok çizik sadece. Hem yarayı geçte sen ne kadar güzel olmuşsun."
İltifatın ile kıkırdayarak etrafında döndü. Tatlı bir elbise giymiş altına da yine vazgeçemediği converslerini giymişti. İşte değişmeyen kişilerden biri de Zeynep'ti aynıydı. Benim aksime...
"Ay kız hadi ne duruyorsun seni de bir güzel hazırlayalım ben de müstakbel kocam için hazırlanayım. "
İkimizde anında göz göze gelip gülmeye başladık. Ve tabiki de hazırlanmaya da.
|
•
|
O sırada erkekler ise çoktan Bulut'un evinde toplanmışlardı.
"Koçum biz niye yerde oturuyoruz acaba koca masa varken." Burak elindeki çay bardağı ve kuruyemiş tabakları ile bakışırken sorduğu soru ile Demir bir kahkaha patlattı.
Bulut iki çay bardağı ile salona girerken bir yandan laf sayıyordu.
"Burak'cım koltukta kızlara da yer kalsın dimi sen maşallah koltuğumun birini katletiyorsun."
"Ne alaka lan? Bir kere bu Demir'de dev gibi buna niye laf yok."
Demir hızla Burak'ın kafasına yapıştırdı bir tane gülerek. "Ben senin gibi söyleniyor muyum lan paşa paşa oturuyorum yerde."
Burak gülerken iki kardeşini de kolları arasına aldı. "Lan özlemişim he sizi."
"Demir bu Burak evlilik teklifinden sonra bir yumuşadı gibi."
Demir ile Bulut kahkahalar ile gülerken Burak bir küfür savurdu iki kardeşine de gülerek.
"Bana diyon da sende hiç iş yok mu doktor Bey. O kadar doktor olmuşsun sevgilin yok mu?"
"Dur dur arkaya romantik bir müzik açalım daha anlamlı olur." Demir radyoya basarken Her şey seninle güzel şarkısının sözleri yine o kızı aklına getirdi Bulut'un.
Bulut iç çekti. Bir kızdı vardı aslında dün gece hastanenin bahçesinde gördüğü. Ama o kadardı sadece kızın düşük omuzları, parlayan gözleri, gülümseyen yüzü çekmişti ilgisini. Başka bir şey vardı o kızda çözemediği.
Kısaca bahsetti Bulut bu gizemli kızdan. Ortamda bir Oooo sesi yankılanırken gülümsedi. O da bu ortamı özlemişti.
Gözler bu sefer Demir'e döndü. Herkes anlık bir susarken Demir söze girdi.
Bileğini gösterdi heyecanla aynı dövmeden onda da var. Bulut Burak ortamı şenlendirirken Demir gülümsedi.
Her şey onunla güzeldi... müziğe ithafen iç çekti Demir.
Kardeşim sana ne tür bir tavsiye vermeliyim bilmiyorum ama biz aşkı bildiğin siz ikinizden öğrendik. Arada sırlar var biliyorum ama sizin aşkınız yener be bu savaşı."
Burak'ın anlamlı cümlesi zihnimde yankılanırken.
Umarım dedim içimden umarım yener.
"Burak'a katılıyorum kardeşim. Eylül bu ya bizim savaşçı, özgür ruhlu kardeşimiz seni ne kadar sevdiğini koca İzmir gördü. Eminim onun kalbi de boş değil ama vazgeçmemen lazım."
Haklıydı Bulut. Zordu biliyordum ama pes edemezdim.
"E hadi o zaman buyrun aga buna içelim." Aynı anda gülerek çay fincanlarımızı tokuşturduk.
Tam o sırada kapı çaldı.
Hepimiz ayaklandık. Burak ile Zeynep birbirlerine sarılırken Bulut Eylül'e kısaca sarılıp Zeynep'in saçlarını karıştırdı gülerek.
Gözleri beni Bulan Eylül çekingence bir adım attı bana doğru. Bir an bile düşünmedim o an ne düşünür diye hızla çektim onu kollarımın içine.
Elleri şaşkınlıkla havada kalırken yavaşça sırtıma koydu. Ne de güzel olmuştu. Beyaz elbisesi içinde adeta duru güzelliği ortaya çıkıyordu. Saçlarındaki kokuyu iyice çektim.
Yavaşça geri çekildi ellerim hala belindeyken. Yüz yüze geldik tekrardan. İkimizde o düşme anından sonra çekingendik. Sanki bir alev vardı ve biz kibrittik. Değersek alev alacaktık.
Bu anı Burak'ın omuzuma koyduğu el ile kendime geldim. Eylül de aynı anda bir adım çekildi sevecen bir tavırla Burak ile selamlaştılar.
"Hadi hadi kapıda kaldık gelin masaya." Bulut ev sahibi edası ile önden ilerlerken hepimiz gülüştük.
Zeynep çayları doldururken hepimiz yerleştik yerdeki minderlere.
Bilerek Burak ve Bulut benim yanımdaki yeri boş bırakarak hızla oturmuşlardı. Onların bu sinsi planına göz kırparak teşekkür ettim.
Eylül yanıma otururken gülümsedim belli etmeden.
"Çaylar geldiiii!"
"Lan Bulut ev sahibi sensin neden benim sevgilim çalışıyor?"
Burak'ın sorusu ile gözlerimiz çayını tam içerken boğazından kalıp öksüren Bulut'u buldu.
Gülerken elim ile sırtına vurdum. "Helal helal."
"Ya abi Zeynep kendisi dedi ben getiririm diye niye ben suçlu oldum şimdi."
Burak Zeynep'in yanağına bir öpücük kondurdu. "He o zaman tamam benim güzelim yine konuşturmuş marifetini."
Bulut yüzünü buruşturdu bu çifte kumrulara. Göz göze geldik gülüştük aynı anda.
O sırada yanımda sessizce oturan Eylül'ü buldu bakışlarım.
Yüzünde hafif bir gülümseme ile izliyordu hepimizi. Sanki unutmaktan korkarmışçasına, ezberlemek istermişçesine. Gözleri beni buldu o an.
Gülümsedim, onu anladığımı fark etsin diye.
Fark etti. Peçeteli Çocuğun onu anladığını anladı.
Radyodaki şarkı yine değişip yeni bir melodi kulaklarımı doldurdu.
Teoman-Aşk Kırıntıları
Yaklaştır sana yavaş yavaş, kendini bana
Al içine tekrar derinine sakla, kat kasırgana
Yalan söyleme bak gözlerime, bitmiş olamaz
Yokla ceplerini, aşk kırıntıları kalmış, olmalı biraz
Ortada bir muhabbet dönüyordu biliyorduk ikimizde ama çekemiyorduk gözlerimizi bir an bile birbirimizden.
Belki de ağzımızı açıp söylemiyorduk şarkıyı ama gözlerimiz anlatıyordu her şeyi.
Eylül de aynı şeyi düşündü o an. Nakarat gelirken bakışları sertleşti anlasın istedi Demir.
Aşk kırıntısıyla doymaktansa
Tek başıma aç kalırım bu hayatta
Paylaşacak bir şey artık yoksa
Bi' erkekle, bir kadın arasında
Sert bakan gözleri ile nakarattaki sözler kalbimi yaraladı o an.
Yürürüm ipte, ağım yokken hem de, kopkoyu içim
İnan çok çalıştım, bu kalpsiz dünyayı sevebilmek için
Neyim var ki? sanki senden başka, hadi son bi' kez
Ceplerini yokla aşk kırıntıları kalmış, olmalı biraz
Gülümsedim tekrardan gözlerim dolarken. Eylül'ün de gözleri doldu o an tekrar nakarat girdi araya
Aşk kırıntısıyla doymaktansa
Tek başıma aç kalırım bu hayatta
Paylaşacak bir şey artık yoksa
Bi' erkekle, bir kadın arasında
Şarkı biterken gözümden son anda düşecek olan damlayı hızla sildim. Soğumuş olan çayımı hızla kafama diktim.
"Oğlum yavaş yandın lan." Burak endişeyle seslenirken hala etkisinden çıkamamıştım bu büyülü anın.
Eylül'den Devam:
Düzensizleşen nefesimi toplamaya çalışırken Zeynep halimi anlamış gibi bir bardak su verdi.
Ne yapıyordum ben acaba. Kendi kendime öfkeyle sordum o an.
Daha yarın saat önce Demir'e bu şehirden gitmesini söylemek için plan yapıyordum ama şimdi adamın gözlerinin içinde kayboluyordum.
Bulut hızla halimizi anlamış olmalı ki konuyu değiştirdi. Ortam tekrar şenlenirken gerginliğimi atmaya çalıştım.
Demir de benim gibi sakinleşirken ortamdaki muhabbet dahil oldu.
"Ya onu bunu geçinde benim acil iş bulmam lazım." Burak hepimize bakarak sorduğu soru ile en başta bir sessizlik oldu. Hepimiz ne yapabileceğimizi düşünmeye başladık.
"Seni bizim büroya alsam desem sen bu resmi şeylerle hiç yapamazsın."
Demir'in sözünü onayladım. "Evet ben de aynısını diyecektim ama sen gelemezsin ki böyle şeylere."
"Ne güzel tanıyorsunuz lan beni." Burak hepimizi güldürürdü anında.
O anda aklıma gelen fikrim ile gülümsedim. "Burak bir spor salonu açmaya ne dersin."
Herkesin yüzündeki şaşkın ifade ile fikrimi açıklamaya devam ettim.
"Zaten boks yapmayı biliyorsun küçük çocuklardan başlayarak boks öğrenmek isteyen herkese eğitim verirsin. Hem sadece bunla da kalmayız sana iyi bir hoca da buluruz sevdiğin sporu yapmaya devam edersin."
"Lann! Çok iyi fikir."
Burak heyecanla bana sarılırken bu haline kıkırdadım.
"Ya boşuna kardeşim demiyorum kız zehir ya."
"Ya Eylül harika bir fikir bu ya." Zeynep yanağıma hızla bir öpücük kondurdu. Bulut ile ellerimizi tokuştururken Demir'i buldu bakışlarım.
Gülümsedi kocaman, yetti bu. Konuşmasa da olurdu.
Ben anlardım.
"Ama çok paramız yok ki Eylül plan iyi hoşta dükkanı nasıl kiralayacağız."
Bulut hızla araya girdi. "Lan o nasıl laf biz neyiz burda ağaç mı? Tabiki de destek olacağız."
"Evet." diye devam ettirdim. "Siz zaten yıllar boyunca bizi bulmak için para biriktirmişsiniz şimdi de biz size o parayı geri iade ediyoruz gibi düşünün."
Demir bu sefer devam etti. "Koçum bu bizim size evlilik hediyemiz bir kere lafı olmaz."
Zeynep'in gözleri doldu hemen. Burnunu çekti hızla ağlamamak için.
"Yaa siz beni ağlatmak mı istiyorsunuz. Gelin ya buraya."
Zeynep hızla bizi kolları arasına çekti. Bir kolu sımsıkı ben ve Demir'i yamacına çekerken bşr yandan da Bulut ve Burak kenetlendi.
Demir'in deniz kokusu tekrar burnuma dolarken yakınlığımız ile iç çektim. Göz göze gelmemek için inatla kafamı ona çevirmesem de nefesini yanağımda hissediyordum.
Burak'ın boğuluyorum nidaları ile geri çekildik.
"Zeynep sen ne yapmak istersin?" diye sordum merakımla.
Biliyordum, tanıyordum arkadaşımı. Hayalleri vardı onun. İlk tanıştığımız zamanları o gitarını tutuşundan biliyordum onu. Benim müzikle tanışmamı bu yolda ilerlememi sağlayan en önemli kişiydi. Gözleri parladı sorumla.
Biz hayalleri nedir diye sorulmayan çocuklardık. Hayal kurmanın yasak olduğu çocuklardık.
"Aslında İstanbul'a gelirken aklımda hep kendime ait sahne alabileceğim bir mekan açma fikri vardı." Heyecanla anlatmaya devam etti. Burak bir kolu masaya yaslıyken başını ona koymuş parlayan gözlerle Zeynep'i izliyordu.
"Kocaman bir mekan olucak böyle bir sürü masa koyacağız her yere. İçecek ve yemek servisi de yaparız hatta. Ama en önemlisi çok güzel bir sahne koyacağız tüm seyircilerin görmesini sağlayarak. Ben gitarımı alıp çalmaya başladığımda hep böyle mekanlarda çalardım bir şekilde gizlide olsa girerek. Benim gibi olan tüm gençlere bir le uzatmak istiyorum. Benim gibi hayalleri çöp kutusuna atılsın istemiyorum."
Hepimiz sustuk son cümle. Haklıydı Zeynep.
"Tamam dedim kararlı bir tonla. "O zaman hem bir boks kursu açıyor hem de Zeynep'in için bir mekan açıyoruz."
Demir elini masanın ortasına havada kalacak şekilde koydu.
"Beraber yapıyor muyuz?"
İlk Bulut devam ettirdi ardından ben koydum. Burak ve Zeynep dolu doku gözler ile birlikte koydular ellerini.
"Beraber!" diye bağırdık aynı anda.
17 yaşımıza dönmüştük sanki o an. Arada yaşanamamış koca bir on yıl vardı ama hepimiz sanki hiçbir şey olmamış gibi davranıyorduk.
Çünkü biliyorduk bir yarayı kabuk bağladığında kanatmak o yaranın kendisinden daha çok acıtıyordu.
O yüzden susuyorduk hiç birimiz on yılın yalanmışlıklarını ortaya sermiyor konuşmuyorduk. Ama biliyorduk çok acılar vardı anlatılamayan.
27 olmuştuk hepimiz büyümüştük... Ama kalplerimiz büyümemişti. Hala 17 yaşındaymış gibi gülüyor, eğleniyor, hayal ediyor, umut etmekten vazgeçmiyorduk.
Oysa en iyi ben bilirdim yıllar boyu umutla yaptığın kumdan kalelerin bir dalga ile yok olmasını. Ama hayat bu umut olmadan kalp atar mıydı?
Hepimiz yarım çay bardaklarımızı tokuşturduk keyifle.
Tam o sırada kapı çaldı. Kimsenin bilmediği sürprizim ile gülümsedim.
"Ben bakarım." dedim hızla ayaklanırken. Merakla bana bakan şaşkın suratlar ile hepsinin tepkisi izlerken gülmemek için zor tutuyordum kendimi.
Kapıyı açar açmaz Mert sıkıca sarıldı bana.
"Ablacım hemen koş içeri şaşırt hepsini." Saçlarına okşayıp bir öpücük kondurdum.
"Tamamdır ablacım." Yanağımdan öpüp elindeki buketi arkasına gizleyerek içeri adımladı adeta koşarak.
Bizim ekibin en küçük üyesiydi. Tabi ya o da büyümüştü. Liseye giden koca adam olmuştu.
Tüm 10 yılda yaşadıklarımın sırdaşı, yoldaşıydı o. Eksik parçam, vazgeçilmezimdi.
Arkasından koşarak ben de ilerledim.
Hepsi şaşkınlık ile Mert diye bağırırken kocaman bir kahkaha attım.
Mert buketi çıkardı arkasından. "Zeynep ablacım bu sana."
"Yaaa yerim seni." Zeynep ile Mert sımsıkı sarıldı.
"Lan ben daha düzgün buket alamamışım bu çocuk benden hızlı he."
Hepimiz kahkaha attık Burak'ın kıskançlığına.
Burak ve Bulut ile tek tek sarılan Mert adımlarını Demir'e attı.
Demir yine çekinerek yerinde dururken Mert sımsıkı sarıldı ona gözlerini kapatarak
Aralarında çok özel bir bağ vardı yıllardır süregelen. Abi kavramını, başk bir erkeğin ona iyi davranabileceğini ona ilk öğreten Demir'di. Abi olmayı, umudu ona Demir öğretmişti.
Benim gibi kızgındı ona biliyordum ama öfkesi özlemini yenemiyordu. Benim aksime...
Ayrıldıkları an planlarımızdan ona da bahsettik. Mert bizi can kulağı ile dinlerken o da birkaç fikir atmıştı ortaya bize seve seve yardım edeceğini belirtmişti.
Bulut tabi duru mu hemen herkesin merak ettiği o soruyu attı ortaya.
"Mert var mı bakayım hoşlandığın birileri?"
Utanarak bir eli ensesini okşadı. O an fark ettim bazı hareketleri ne çok Demir'e benziyordu. Belki Demir farkında değildi ama kardeşim için bir abiden fazlasıydı. İstanbul'a geldiğimiz kaç gece oturup ağladığını bilirdim onun.
Birlikte saatleri sayardık. Bazen umutla bekler belki yarın gelir derdik. Çok beklemiştik ama Demir hiç gelmemişti...
"Var gibi ya abi bir kız."
Adı ne diye sordu Burak merakla.
Bakışları Demir'i buldu Mert'in destek almak istercesine. Gözlerini açıp kapadı yanındayım dercesine.
"İpek adı. Çok tatlı kız abi hem de çok güzel. Arkadaşız şu an."
"Sende arkadaştan fazlası gibi." Zeynep göz kırptı cümlesini bitirerek.
Hepimiz kıkırdadık. İpek'i uzun zamandık biliyordum Mert hep anlatırdı. Ama bir kızı gerçekten gözleri parlayarak anlattığını ilk defa görüyordum. Demek ki gerçekten yanıktı bu kıza.
Demir kolunu Mert'in omzuna attı.
"Hey kardeşimi darlamayın bakayım."
Mert gözleri parlayarak baktı Demir'e. Farkında değildi belki Demir ama 10 yıldır süren bir özlemin yavaş yavaş dinmesini sağlamaya başlamıştı kardeşim için.
Demir'e nasıl git diyecektim bilmiyordum ama kalmalıydı. Gitmemeliydi. Benim için değil kardeşim için, sevdikleri için.
Onların ona ihtiyacı vardı. Benim, peki ya benim ihtiyacım var mıydı?
Sustum.
Gece saat üçe gelirken artık hepimiz evlere dağılıyorduk. Demir Zeynep, Mert beni eve bırakırken arabadan inen Zeynep'e seslendim hızla.
"Zeynep ben birazdan geleceğim siz içeri geçin."
Beni onayladı hızla gözden uzaklaşırlarken bakışlarım Demir'i buldu.
"Beni takip et."
Araban inip yine deniz kenarına yürümeye başladım. Arkamdan gelen adım sesleri ile durdum bedenim dalgalara dönükken.
Rüzgar saçlarımı uçuşturuyordu. Hırçın rüzgar sanki birazdan ağzımdan çıkacak laflara hayır der gibiydi.
Yanımda duran bedeni ile öfkem tekrar gün yüzüne çıktı.
"Git."
Tek bir söz döküldü dudaklarımdan. Bakışlarım onu bulmadı bunu derken çünkü biliyordum o zaman sesim bu kadar kolay çıkmazdı.
Ne diye şaşkınlıkla sordu bedenini bana döndürürken.
Sertçe ona döndüm.
"Git Demir. Yıllar önce yaptığın gibi başka şehire git. Hayatımdan çık."
"Eylül sen ne di-"
Sözünü kestim hızla.
Ya sen zaten niye hayatım girdin ben anlamıyorum ki. Tam dedim bitti artık hayatta dönmez bir anda karşıma çıkıyorsun. 17 yaşımı bana geri hatırlatıyorsun."
Sesim içimde biriken onca yalanmışlıkla yükseldi.
"Kolay mı zannediyorsun sen bu yaşananları. Tek başıma yaptım ben her şeyi Demir. Tek başımaydım sen yoktun. Sen yoktun ben tutum bu evi kendi başıma, Sen yoktun ben ağlayarak yaptım otobüs yolculuğunu, Sen yoktun ben tek başıma götürdüm Mert'i okula. Sen yoktun Demir, sen hayalimi kurduğumuz hiçbir şeyde yoktun."
Omuzları çöktü. Gözleri doldu. Durmadım öfkem durmadı.
"Şimdi yapamıyorum Demir. Ben hiçbir şey olmamış gibi davranamıyorum. O on yılı söküp atamıyorum zihnimden. O yüzden git Demir. 10 yıl önce gittiğin gibi git."
Son sözümü söylerken dolan gözlerime lanet ettim. Benim kararım değil miydi bu o zaman neden ağlıyordum. Neden kalbim sanki alev alıyordu.
Arkamı dönüp ilerlemeye çalışacakken durmadı karşıma geçti.
"GİDEMEM!"
Yüksek çıkan sesi ile şaşkınlıkla dona kaldım.
"Gidemem Eylül. 10 yıl sonra seni bulmuşken gidemem ben. Biliyorum çok acı çektin o 10 yılda. İstersen bana vur, kır dök her yeri. Bağır çağır ağla. Ama bana git deme. Sen istesen de gidemem bu saatten sonra."
"Niye?" Bir fısıltı kadardı sesim ama duydu. Göz yaşlarım düşerken yanaklarıma o cevap verdi.
"ÇÜNKÜ AŞIĞIM SANA. İlk gün ki gibi aşığım sana. Peçete uzattığım o gün gördüğüm o kıza araya 10 yıl gerekirse 20 yıl girse bile aşık olacağım ben."
"Kızım ben ölüydüm sen kurtardın beni. Ailem yoktu sen aile oldun bana. Sevgi nedir öğrettin bana."
Elleri yanaklarımdaki inci tanelerini buldu. Yapma dedim göz yaşlarımdan önümü göremezken. O da ağlamaya başladı benimle.
"Sen çıktın karşıma iğrenç hayatımı bir mucizeyle değiştirdin."
Yanaklarımdaki ellerini tuttum acıyla.
"O zaman niye gittin? Madem bu kadar çok seviyordun beni niye bir başıma bıraktın?"
Sustu ağladı sadece.
Sustum ağladım sadece.
Demir sıktı kendini o an. Her şeyi anlatmak istiyordu bağıra bağıra söylemek istiyordu ama yapamıyordu. Nefret etti kendinden yine.
Bizim hikayemiz en üzücü kısmıydı belki de burası anlatılamayanların bizi yakıp yok ettiği yerdi.
Sustuğu her dakika daha çok ağladım.
"Sadece şunu bil Ruhu Yaralı Kız gidemem. Ben seni bulmuşken 10 yıl sonra bırakıp gidemem."
Çalan telefonu ile sanki kimin aradığını biliyormuşçasına hızlıca alnımdan öptü.
"Hadi içeri gir."
Son kez baktım ona. Adımlarım beni eve doğru götürürken iç çektim.
O an anladım gitme derken git demek çok zormuş.
Eve girmeden önce son kez baktım ona göz yaşlarının arasında gülümsedi burukça o andan sonra biliyordum. Ucundan ölüm bile olsa gitmeyeceğini.
Odama çıktım yavaşça yatağıma oturdum yavaşça.
Uyuşan bedenim elimi yüzümü yıkamam ile kendine gelirken kapım çaldı.
Esra teyze kafasını uzattı. "Kızım iyi misin?"
Kızım...
"Konuşalım mı Esra teyze."
Esra teyze bir nevi benim sırdaşımdı. En zor zamanımda bulmuştum onu bilirdi tüm hikayemi. Gerçek beni biliyordu.
Yanıma oturdu saçlarımı okşadı göz yaşlarım yine akmaya başladı.
"Git dedim ona Esra teyze. Ona git burdan dedim 10 yıl önce yaptığın gibi git dedim."
Saçımı okşadı kafam göğsündeyken.
"O ne dedi?"
"Gidemem bırakamam seni." dedi.
"Çok bencilim ben Esra teyze. Mert'i diğerlerini düşünmeden git dedim ona."
"Hayır kızım sen bencil değilsin. Sen çok kırgınsın. Kalbin çok kırgın bu oğlana."
Kafa salladım kabullenmişlikle. "Neden ona o gün anneni kaybettiğini söylemiyorsun kızım?"
Bakışlarımı ona çevirdim. "Çok üzülür. O kadar üzülür ki kendini kahreder ben biliyorum onu. Bilse bu gerçeği parçalar kendini yapamam ben bunu ona."
Gözleri dolu doku baktı bana.
"Ne güzel bir kalbin var be senin kızım...Peki bu yazdıkların, 10 yıl içinde neler yaşadığını bilmesini istemez misin?"
"Çok kötü şeyler yaşadık Esra teyze bunu en iyi sen biliyorsun. Ne kadar kaybolduğumu görsün istemiyorum. Ne kadar güçsüz olduğumu görsün istemiyorum."
"Sen çok güçlüsün kızım. Öyle deme ben kaybolmuş, kendini kaybetmiş bir kızın kendini nasıl iyileştirdiğini birebir gördüm."
Gülümsedim göz yaşlarımla.
"İyi ki o hastanede karşıma çıkmışsın Esra teyze. İyi ki sizi bulmuşum."
Saçlarımdan öptü. Gözyaşlarım dururken yavaşça ayaklandı. Yanıma koyduğu yeşil çaya gülümsedim.
Tam kapıdan çıkacakken seslendim.
"Esra teyze birini özlemek ile nefret etmek arasında kalsan ne yapardın?"
Arakasını döndü yavaşça. "Zamana bırakırdım benim güzel kızım. Zaman her şeyi iyileştirir bazen zaman tüm sorularının cevabını verir. Bırak kader size yazdığı oyunu oynasın."
Gülümsedim.
"Az kalsın unutuyordum." Telaşla yanıma geldi sağ avucumu alıp içine bir şey koydu ve sıkıca sarıldı.
Kulağıma fısıldadığı cümle ile gözümden bir damla yaş aktı.
"Doğum günün kutlu olsun kızım."
Bu kadar çabuk muydu dedim kendi içimden ne ara gelmişti doğum günüm ben bile unutmuştum. Hızla odamdan çıkarken avucumu açtım.
Bir kolyeydi bu. İçini açtım kolyenin. Annemin elimde kalan eski bir fotoğrafından küçük bir yeri vardı sağ tarafında diğer tarafta ise beni tekrar hıçkırıklara boğan bir cümle yazıyordu.
"Annen seni çok seviyor..."