Öğrendiğimiz gerçekle yarım saattir oturmuş Bulut'a takılan kanın bitmesini bekliyorduk. Hepimizin yıkılmış olduğunu, üzgün olduğunu yüz ifadelerimizden anlıyordum.
Zeynep bir koltuğa oturmuş kollarını dizlerine sarmış başını da yaslamıştı. Burak az önce bir kez daha kahve almaya gitmişti. Demir ise yerde oturuyordu, başını tutuşundan ağrı çektiğini anlamıştım.
Yanındaki yerde otururken bir yandan da omzunu sıvazlıyordum. Cebimdeki son ağrı kesicim aklıma gelirken onu çıkardım.
"Demir şunu iç sana iyi gelecektir." dedim elimle saçını okşarken.
Bana doğru kafasını çevirdi. Gözlerindeki yorgunluğu görüyordum. Göz altları morarmıştı. "Teşekkürler." diyerek ilacı aldı. Elimde sıkıca tuttuğum şişeyi de ona uzattım.
İlacı içtikten sonra kafasını omzuma yaslarken bir kolumu saçlarına koyarak okşadım. İyi hissetmesi için biraz da masaj yaptım. Kafasını iyice boynuma yaklaştırdı, derin bir soluk aldığını hissettim. Kolları ile beni iyice sardı.
"Merak etme Demir, Bulut'la yeni tanışmış biri de olsam kolay pes edecek birine benzemiyor. Nasıl acılar çekti bilemem ama hissedebilirim, onu anlayabilirim. Yorulmuş anlıyorum ama çözümün intihar olmadığını anlayacaktır. Hele bi buradan çıksın işte o zaman hep birlikte ona bu dünyanın ne kadar güzel olduğunu gösterelim, ona kendini sevmeyi öğretelim."
Sözlerim onu hafifletmiş olmalı ki kasılan vücudu gevşedi yavaşça kafasını kaldırdı. Sağ gözünden bir damla yaş süzüldü. Yere düşmeden hemen sildim onun göz yaşını. İlk birkaç saniye konuşmadı o bana baktı ben ona.
"Haklısın güzelim, ilk buradan bir çıksın onu mutluluklara boğalım. Ona sevgiyi tekrar öğretelim."
Alnımı alnına yasladım gözlerimi kapatarak.
"Ona bir tutam mutluluğun ne kadar değerli olduğunu gösterelim." diye fısıldadım.
İkimizde birbirimize sıkıca sarılırken Burak'ın getirdiği tepsiyi kenara koyduğunu gördüm. Bir yandan da Zeynep'i kontrol ettiğini fark ettim. Zeynep sanki Burak'ın ona baktığını anlamışcasına kafasını kaldırdı, yorgun gözleri Burak'la buluştu. Burak kollarını iki yana açarken Zeynep kalkıp ona sıkıca sarıldı. Birbirlerine destek olurlarken Burak Zeynep'e bir şeyler fısıldıyordu. Onların bu hallerine gülümsedim.
Demir ile ayrılırken ikimizde ayaklandık. Buraklar da birbirinden ayrılırken yavaşça bir kolumu Zeynep'in omzuna sardım. Bana hafifçe gülümseyerek karşılık verdi. Demir de bir koluna bana diğerini Burak'ın omzuna sararken bir bütün olmuştuk adeta hepimizin gözü bu tabloda eksik olan Bulut'u buldu.
Halsizce yatan Bulut'a karşı umut dolu baktım.
"Hadi Bulut savaş kendinle savaş ki yenesin korkularını. Hadi Bulut seni bekliyoruz." Diyerek sanki Bulut'la konuştum o an.
İşte tam o anda Bulut yavaş yavaş gözlerini açtı. Her birimiz sevinçten yerimizde duramazken Zeynep "Uyandı, uyandı!" Diye bağırıyordu. Hepimizin elleri camı bulurken mutlulukla gülümsüyor göz yaşlarımızı akıtıyorduk.
Bulut gözlerini hepimizde teker teker gezdirdi. Burak " İşte bu be koçum. Başardın." diyerek ona seslenirken. Demir de bu satırların devamını getirdi hem ağlayıp hem gülerek " Aferin dostum, aferin. Kazandın oğlum. İşte budur."
Teker gözlerimi onlarda gezdirirken Zeynep'e döndü bakışlarım. Ağlayarak hem de gülerek yerinde zıplıyordu. Gözleri beni buldu sıkıca bana sarıldı ve birlikte zıplamaya başladık.
Arkadaşlık böyleymiş demek ki dedi iç sesim. Arkadaşlık çok güzelmiş. Kahkaha atarak göz yaşlarımı serbest bıraktım. Zeynep ile durduğumuz zaman Burak ile ellerimizi tokuşturduk bedenimi yanımdaki Demir'e çevirdim. Büyülenmiş gözleri ile beni izliyordu. Kollarımı sıkıca ona doladım. Onun kolları sanki bedenimi içine sokmak istercesine sarılırken kokusunu derince içime çektim.
"Haklıydın Ruhu Yaralı Kız, başardık. Şimdi sıra Bulut'a mutluluğu öğretmekte." diyerek hafifçe geri çekildi. Burunlarımız birbirine değecek kadar yakınken gözlerinde sakinleştim. "Haklısın Peçeteli Çocuk sıra mutluluğu öğrenmekte." dedim.
Doktorların odaya girişini görünce ikimizde kafamızı oraya çevirdik. Burak doktora Bulut'un durumunu sordu. "Zor kısmı atlattık şimdi normal odaya alıyoruz. Yarın sabah taburcu olabilir." diyerek yanımızdan uzaklaştı. Hep birlikte Bulut'un peşinden ilerledik.
Hemşireler odadan çıkar çıkmaz bir tebrik curcunası koptu. Hepimiz bulduğumuz bir yere otururken yarının hemen gelmesini diliyorduk.
"Hepimizi korkuttun be oğlum." diyerek Bulut'un omzunu sıvazladı Burak.
Bulut özür dilercesine baktı hepimize " Çok üzgünüm yine size bu korkuyu yaşattığım için."
"Sıkıntı yok oğlum yeter ki sen iyi ol." dedi Demir içtenlikle. Zeynep bu havayı dağıtmak için söze atıldı.
"Eee akşam ne yapıyoruz? Bu günü kutlama ile bitirmeliyiz."
Gözlerimiz Demir ile birbirine değerken bana kafasını salladı. Hızlıca Zeynep'in sorusunu yanıtladım.
"Benim bir fikrim var." Tekrar Demir'e bakarak ondan güç aldım. Bana gülümsedi, devam ettim.
"Demir bana bugün yetimhanenin yakınlarında ormana doğru giden bir sürü ağaç olduğunu söyledi. Bunun üzerine de benim aklıma bir ağaç ev yapmak geldi. Bugün olanlar veya hepimizin yaşadığı kötü anıları unutup el ele verip arkadaşlığımız üzerine bir ağaç ev yapalım mı ne dersiniz?"
Sorumu sorar sormaz derin bir nefes aldım. Heyecanla titreyen ellerimi bir birine kenetledim. İlk başta bir sessizlik oldu, herkes birbirine bakıyor karar vermeye çalışıyordu. En sonda bu sessizliği Zeynep bozdu.
"Bence harika bir fikir hem orayı çok güzel bir şekilde süsleriz. Ayağa kalkarak anlatmaya devam etti. "Her yerine ışıklar döşeriz oradan yıldızları izleriz. Çok güzel fikir Eylül, aferin kız." diyerek beşlik çaktık.
Tüm gerginliğimin gittiğini hissediyordum. Son karar erkeklere kalmıştı. Demir ile göz göze geldiğimizde bana göz kırptı. Ona utanarak gülümsedim. Bulut ile Burak birbirlerine baktılar ve aynı anda:
"Hadi yapalım şu işi!" diye bağırdılar. Hepimiz oturmuş plan yaparken ben de Zeynep in bana verdiği deftere gereken malzemeleri yazıyordum. Hepimiz gülümsüyor her birimiz ortaya yeni bir fikir atarak çok daha güzel bir plan yapıyorduk.
Hatta bir ara yemek geldiğinde bir baktım Burak ve Demir Bulut'a yemek yediriyor bir yandan da hala yeni fikirler ortaya atıyorlardı. Bu hallerine Zeynep ile kol kola verip gülerken, mutlu olduğumu hissettim. Çok mutlu hissettim.
İlerleyen saatlerde artık eve gitmem gerekiyordu. Mert ve anneme bakmam gerekiyordu. Daha yarın okul vardı ona hazırlanmalıydım. Burak Bulut'un yanında kalmak için gönüllü oldu. Zeynep ve Demir ile yavaş yavaş odadan çıktık. Zeynep evinin buraya yakın olduğunu söyleyerek bize veda edip uzaklaştı. Biz de Demir ile otobüs durağına vardığımızda oturup beklemeye başladık.
Demir beni kollarına çekerken kafamı omzuna yasladım.
"Bugün ki tüm desteklerin için çok teşekkür ederim güzelim. İnan bana hem bana hem diğerlerine çok destek oldun."
Kafamı kaldırıp göz göze gelmemizi sağladım.
"Rica ederim sevgilim. Merak etme ben her zaman yanınızdayım."
Bana kocaman minnet duyarak gülümserken alnımdan öptü ve gelen otobüsü görmem ile ikimizde ayaklandık. Çok az insanın olduğu otobüste ben yine cam kenarına geçtim Demir de yanıma oturdu.
Tekrar kollarına girdim. Beni nasıl yapıyor bilmiyordum ama kolları çok güvende hissettiriyordu. Sanki bir babanın kolları gibiydi.
"Yine şarkılarından mırıldanır mısın sevgilim?"
Gözlerimi kapattım yavaşça sözlerin, müziğin beni iyileştirmesine izin verdim.
Karanlığın içinde titreyen bedenim
Karanlığa ışık tutmaya çalışan o kız
Eskiden geçmiş karanlık bir çıkmazdı
Şimdi ise hafif bir rüzgar gibi geliyor
Sadece kal
Elinden tutup seni ayağa kaldırmama izin ver
Karanlığa bir yıldız çizmeme izin ver
Tüm yalanların içinde sen tek gerçeğimsin
Sadece kalbine inanmanı istiyorum
Kafamı yavaşça kaldırdım geçtiğimiz yollardaki sokak lambalarının ışığı yüzümüze vururken gözlerinin tam içine baktım. Öyle bir ışıldıyorlarda ki sanki bir yıldız gibiydiler. Dağınık alnına dökülen saçları, heyecandan elimi sıkıca kavrayan parmakları ile benim kahramanımdı. Bu şarkı sözlerinin hepsini hak ediyordu. Yavaşça alnını alnıma yasladı gözlerini kapatarak.
"Seni hak etmek için ne yaptım bilmiyorum ama iyi ki yanımdasın güzelim. İyi ki yanımdasın Ruhu Yaralı Kız."
Alınlarımızı ayırırken bir eli yanağımda yavaşça okşuyordu.
"Asıl ben senin gibi birini nasıl buldum. Acılarımı yüklenen, beni tüm yüreği ile seven, dürüst, cömert ve daha sayılabilecek çok özelliğe sahipsin Demir. İyi ki yanımdasın Peçeteli Çocuk."
İnene kadar benim başım onun omzuna yaslıyken o da benim saçlarımla bir yandan okşuyor bir yandan oynuyordu. Birkaç dakika sonra inmek için ayağa kalkarken hızlıca yanağına bir öpücük kondurdum.
Gözleri kocaman olmuş bir şekilde beş saniye ayılamazken eli yavaşça yanağına gitti. Onun bu haline gülümseyerek indim otobüsten. Şaşmış kalmış suratına bakarak kıkırdadım ve el salladım.
Resmen koşarak eve doğru hızla ilerledim. Kardeşimi ve annemi çok özlemiştim. Evin ışıkları kapalıydı o yüzden bizim odamızın camından hızlıca ama ses çıkarmayarak girdim.
Mert uykusundan sanki bir ses duymuşcasına uyandı fakat o sırada beni şaşırtacak bir şeyi gördüm. Mert ve annem birbirine sıkıca sarılmış uyuyorlardı. Gözlerim ışıldarken bu sahneye karşı genişçe gülümsedim.
Hem annem hem Mert uyandıklar an beni gördüler. Sessiz olmaya çalışarak "Sürpriz!"diyerek gülümsedim. Mert hızlıca bana doğru "Abla!" diyerek koştu onu kollarıma alırken sıkıca sarılıp kokusunu içime çektim. Annem de yanımıza gelirken ilk önce alnımdan öptü ve bizi kollarına aldı. Yavaşça ayrılırken Mert ile yatağımıza oturdum.
"Abla sen iyisin değil mi, sana bir şey olmadı?"
"Merak etme ablacım çok iyiydim. Bulut abin hasta olmuştu onu iyileştirip hemen buraya geldim."
"O iyi değil mi abla?"
"Hem de çok iyi." diyerek saçını okşadım.
Annem bizi gülümseyerek izlerken gözlerimiz buluştu.
"Sen iyisin değil mi annem?"
"İyiyim merak etme kızım." diyerek o da yanımıza oturdu.
"O adam burada mı?" diye sesizce sordum.
"Evet annecim ama çabuk sızdı. Şansımıza bu sefer yatak odasında. Kapıyı da üstüne kitledim sabaha kadar fosur fosur uyur o."
Aklıma gelen fikirle kafasını omzuma yaslayan Mert'e döndürdüm başımı.
"Mert bugün ailecek parti yapmaya ne dersin?"
Gözleri heyecanla parlarken hem anneme hem Mert'e aklıma gelen fikri açıklamaya başladım.
"Anne o adam yüzünden kilitlediğimiz yan odanın anahtarı hala sende. Gidip orayı açalım senin dikiş eşyaların, Mert'in hikaye kitapları kısacası tüm güzel şeyler orada. Bir kez olsun gidelim ve orada eğlenelim."
Eskiden o adam odayı görür görmez sizin neyinize bunlar diyip odayı kilitlemişti. Annem bu yüzden yıllarca ne dikiş yapabilmişti ne örgü. Fakat bir gün annemle gizlice o odanın anahtarını almış ve kısa sürede alabileceğimiz kadar eşyayı alıp saklamıştık. Belki de oraya tekrar girme zamanı şu andır.
Kısa sürede plan yapmış ve sesizce odadan çıkmıştık parmak ucumuzda yürürken e heyecanını hissedebiliyordum.
Odaya girer girmez kapıyı kapadık ve sessiz olmaya çalışarak kırık eski koltuğumuza oturduk. Annem ile kumaşları ve örgüleri çıkarırken Mert'te hikaye kitaplarını çıkarıyordu. Saatler boyu hikayeler okuduk, örgü ördük, kumaşlarla kendi kendimize kıyafetler yaptık. Bazen Peter Pan olduk bazen Pamuk Prenses. Kendi hikayelerimizi uydurduk, hep mutlu son yazdık son sayfaya.
Hepimiz yorulmuş bir şekilde kendimizi gülerek halıya attık. Mert anında uyuya kalırken annem onu kucağına aldı. Halıda biraz soluklandık sonra annem bu sesizliği bozdu.
"Bir avukat buldum kızım. Gidip dava açalım sonra sınavından sonra buradan kaçalım."
Sözlerine karşın kafamı hızlıca ona çevirdim. Yıllarca bu anı beklemiştim küçüklüğümden beri annemin bu kararı almasını istemiştim. Kızgınlığım, öfkem hep bundandı yıllarca ve işte şimdi dileğim gerçekleşiyordu.
Gözlerimiz buluşurken kocaman gülümsedik.
Annem beni de kollarına alırken anne sevgisinin tadını çıkardım, binlerce kez bu mutluluğumuza şükrettim.