---
Kaemon’un elleri Alvara’nın beline uzandığında, nefesi boğazına takıldı. Parmakları, giysisinin kenarını bulduğunda zaman sanki durdu. O an, iki savaşçının sırtındaki zırhlar değil, kalplerindeki duvarlar da bir bir çöktü.
Giysiler usulca sıyrıldı bedenlerinden. Kaemon’un teni, Alvara’nın sıcağıyla buluştuğunda, ikisi de bir an durdu. Nefesleri birbirine karıştı. Titreyen bir ilk temas, gerçeğin sessizliğinde yankılandı.
Kaemon, dudaklarını Alvara’nın boynuna yerleştirdiğinde, onun içinden ince bir ses yükseldi — bastırılmış bir arzu, derin bir özlem.
Eller, bedenlerde yol buldu. Dudaklar, ciltte izler bıraktı. Alvara’nın tırnakları Kaemon’un sırtına hafifçe gömülürken, bir başka yakınlığa, bir başka ritme doğru sürüklendiler. Hiçbir kelimeye ihtiyaç yoktu artık.
Kaemon, Alvara’ya kendini verirken, Alvara da ona bir savaşçının cesaretiyle karşılık verdi. Sanki bedenleri çok önceden bu geceyi ezberlemişti.
Zaman çözülmüştü. Ateşin kızıllığında gölgeleri birbirine karışırken, ikisi de bir sığınak bulmuştu birbirlerinde.
Ve tam o anda…
Ağaçların karanlığında, gözleri dolu bir siluet sessizce izliyordu.
Dylan.
Sadece birkaç saniye görmüştü. Ama gördüğü, bütün geleceğini yeniden yazacak kadar güçlüydü.
---