Büyük Eşleşme Töreni'nin üzerinden henüz birkaç saat geçmişti ama Solaria Akademisi'nin koridorları çoktan Aria ve Kaelen'ın adıyla çalkalanmaya başlamıştı. Şok dalgası yerini acımasız dedikodulara bırakmıştı. Taş merdivenlerden yukarı çıkarken yanından geçen üst dönem Gözü Peklerin ona attığı küçümseyici bakışlar, arkasından yapılan "Thorne soyunun sonunu getirecek zayıf halka" fısıltıları Aria'nın umurunda bile değildi. Onun zihnini meşgul eden çok daha büyük bir sorun vardı: Sol bileğindeki gümüş ay sarmalı dövmesi.
Dövme, Kaelen'ın elini tuttuğu andan beri hafifçe kabarmış, derisinin altında sanki canlı bir şey varmış gibi nabız gibi atmaya başlamıştı. Aria odasının ahşap kapısını arkasından kilitleyip sırtını kapıya yasladı. Derin bir nefes alarak çantasından dün gece çaldığı o yasaklı parşömeni çıkardı. Masanın üzerine serdiği parşömendeki antik rünler, şimşek ışığının altında adeta canlanıyordu.
“Aethel... Işığı yutan, ruhu küle çeviren gölge. O uyandığında, ateş artık yakmayacak; sadece yok edecek. Ve onu durdurabilecek tek şey, elementi besleyen değil, elementi aç bir boşluk gibi yutan mühürdür.”
Aria fısıldayarak okuduğu satırların üzerinde parmağını gezdirdi. Kehanet açıktı. Kaelen dünyayı yakacak olan o gölgeydi, Aria ise onu yutabilecek tek boşluk. Bu bir ruh bağı değil, bir panzehirdi.
"Demek karanlıkta sadece yasak kitapları değil, kehanetleri de deşifre ediyorsun."
Aria hızla arkasına döndü, eli refleks olarak masanın üzerindeki hançere gitti. Kaelen Thorne, odanın açık balkondan içeri süzülmüştü. Üzerindeki akademi ceketini tamamen çıkarmış, siyah gömleğinin kollarını dirseklerine kadar katlamıştı. Sağ kolundaki o simsiyah mühür dövmeleri, odanın loş ışığında sanki derisinin altında yürüyen zehirli sarmaşıklar gibi hareket ediyordu.
"Odamın balkonuna tırmanacak kadar delirmiş olamazsın, Thorne," dedi Aria, hançeri ona doğrultarak. Sesindeki buz gibi tona rağmen kalbi hızla çarpmaya başlamıştı. "Burası kızlar yatakhanesi. Yakalanırsan seni bile koruyamazlar."
Kaelen, hançerin keskin ucuna bakıp hafifçe gülümsedi. Hiç acele etmeden Aria’ya doğru yürüdü ve hançerin ucunu çıplak göğsünün tam üzerine, kalbinin hizasına yerleştirdi. Gümüş gözlerinde en ufak bir korku kırıntısı bile yoktu.
"Eğer beni öldürmek isteseydin, Vance, bunu sabah o salonda elimi tuttuğunda içimdeki tüm ateşi çekerek yapardın," dedi sesi tehlikeli bir fısıltıyla. "Ama yapmadın. Çünkü sen de benim kadar bu lanete zincirlisin."
Aria hançeri indirdi ama aralarındaki mesafeyi açmadı. "Ne istiyorsun Kaelen?"
"Konsey," dedi Kaelen, yüzündeki o ukala maske bir anlığına düşüp yerini katı bir ciddiyete bırakırken. "Sabahki törende olanlardan şüphelendiler. Bir Ateş kullanıcısının eşleşmesinde ışık parlaması yerine fenerlerin sönmesi... Bu onların teorilerine uymuyor. Bu gece yarısı bizi akademinin arkasındaki Yanan Orman’da, element testine tabi tutacaklar. Gücümüzü herkesin önünde kanıtlamamızı istiyorlar."
Aria’nın gözleri dehşetle büyüdü. "Eğer orada gücümüzü birleştirirsek, içindeki o siyah dumanlar herkesin gözü önünde ortaya çıkar. Benim senin gücünü emdiğimi anlarlar!"
"İşte bu yüzden buradayım," dedi Kaelen, Aria'ya doğru bir adım daha atarak. Aralarındaki mesafe o kadar azaldı ki, Aria yine o geniz yakan is kokusunu aldı. Kaelen elini uzatıp Aria’nın titreyen bileğini, o kabaran gümüş ay sarmalı dövmesini kavradı.
Tenleri birbirine değdiği an, ikisi de acıyla karışık bir nefes aldı. Ama bu kez dün geceki gibi vahşi bir patlama olmadı. Kaelen’ın kolundaki siyah mühürler sakinleşti, Aria’nın dövmesindeki o nabız atışı yavaşladı. Birbirlerini dengeliyorlardı.
"Bunu nasıl yapıyorsun?" diye sordu Kaelen, gözlerini Aria'nın kehribar gözlerinden ayırmadan. Sesi ilk kez bu kadar savunmasız ve pürüzlü çıkmıştı. "Yıllardır içimde beni diri diri yakan o cehennem, sen bana dokunduğun an sanki bir kış gecesi gibi sessizleşiyor."
Aria, bileğini onun güçlü parmaklarının arasından yavaşça çekti. "Çünkü ben bir fırça değilim, Kaelen. Ben senin o cehennemini yutan bir kara deliğim. Ama bu gece o testte, konseyin karşısında rol yapmak zorundayız. İçindeki ateşi serbest bırakacaksın, ben de onu yok etmek yerine sadece dışarıya yansıtacak kadar küçük bir kısmını emip, kalanını normal bir Yankı gibi parlatıyor gibi görüneceğim."
Kaelen, onun bu planı karşısında etkilenmiş bir şekilde tek kaşını kaldırdı. Yüzündeki o meydan okuyan, sinir bozucu tebessüm yavaşça geri geldi.
"Zoraki ortaklığımız giderek daha eğlenceli bir hal alıyor, Vance," dedi balkona doğru geri adımlarla yürürken. Gece rüzgarı siyah saçlarını dağıtırken, gitmeden önce Aria’ya son bir kez baktı. "Gece yarısı Yanan Orman'da ol. Ve sakın geç kalma. Çünkü eğer orada benim ateşimi kontrol edemezsen, tüm akademiyi birlikte yakarız."
Kaelen gecenin karanlığına karışıp gözden kaybolduğunda, Aria masanın üzerindeki parşömene baktı. Maskeler takılmıştı, roller seçilmişti. Ancak ikisi de çok iyi biliyordu ki, o ormana adım attıklarında ne o ateş kontrol edilebilecekti ne de aralarındaki o tekinsiz çekim saklanabilecekti.


