Gözlerimi ondan ayıramıyordum. Bir insan nasıl bu kadar hiçbir şey olmamış gibi davranabilirdi? Sonunda dayanamadım. “Nasıl bu kadar rahat olabiliyorsun?” dedim sertçe. Damon başını kaldırdı. Kaşını hafifçe çattı ama yüzünde hâlâ o umursamaz ifade vardı. “Ne hakkında?” dedi. O an sinirden gülmek istedim. “Ciddi olamazsın.” Sesim yükseldiğinde Alice gerildi. Alexander ise sessizce arkasına yaslandı. Damon omuz silkti. “Aidan, dün geceydi sadece.” Sadece. O kelime direkt içime oturdu. Çünkü benim için sadece değildi. Ben hâlâ onun ellerini hissedebiliyordum. Hâlâ bana baktığı anı düşünüyordum. Ve o şimdi bunu tek cümlede çöpe atıyordu. “Sadece mi?” dedim yavaşça. Damon gözlerini devirdi. “Bu kadar büyütmene gerek yok.” İçimde bir şey o an koptu. Ona doğru bir adım attım. “Sende herkes gibi kullanıp atmayı mı düşünüyordun?” dedim. Mutfağın içi tekrar sessizleşti. Damon’ın bakışları sertleşti ama geri adım atmadı. “Kendini kurban gibi göstermeyi bırak.” dedi soğuk bir sesle. Ve o an elim düşünmeden hareket etti. Tokat sesi mutfakta yankılandı. Alice ayağa kalktı. Alexander küfür ederek araya girmeye çalıştı ama ben Damon’dan gözümü ayırmıyordum. Damon yavaşça yüzünü bana çevirdi. Çenesi kasılmıştı. Gözleri artık tamamen karanlıktı. Ama umursamaz değildi. İlk defa değildi. “Bir daha bana vurma.” dedi alçak ve tehlikeli bir sesle. Nefesim titriyordu ama geri çekilmedim. “O zaman bana hiçbir şey hissettirmemişsin gibi davranmayı bırak.” dedim.
Damon’ın bakışları yüzümde sabitlendi. Çenesi hâlâ kasılıydı ama bu sefer sesindeki öfke daha keskindi. “Sanki seni zorlamışım gibi davranmayı bırak.” dedi sertçe. “Sen de istekliydin. Şimdi mağdur rolü kesme.” O an bütün hava ciğerimden çekildi sanki. Çünkü sorun bu değildi. Sorun istemem değildi. Sorun, ilk defa isteyerek birine yaklaşmış olmamdı. Ve onun bunu yüzüme vurur gibi söylemesiydi. Gözlerim doldu ama geri basmadım. Damon hâlâ bana bakıyordu. Soğuk. Sert. Sinirli. Sanki suçlu olan benmişim gibi. Elim tekrar yanağına çarptığında bu sefer kimse şaşırmadı. Tokat sesi kısa ve sertti. “Pisliksin.” dedim dişlerimin arasından. Damon bir adım üzerime gelecek gibi oldu ama kendini durdurdu. Alexander hemen araya girdi. “Tamam, yeter artık.” dedi gergin bir sesle. Ama ben artık hiçbirini dinlemiyordum. Kalbim deli gibi atıyordu. Midem bulanıyordu. Kendimden utanıyordum. Ondan daha çok kendimden nefret ediyordum. Arkamı dönüp direkt kapıya yürüdüm. Damon arkamdan hiçbir şey söylemedi. Bu daha kötüydü. Çünkü durdurmaya bile çalışmadı. Kapıyı sertçe çarpıp dışarı çıktığım anda soğuk hava yüzüme vurdu. Nefes almaya çalıştım ama göğsüm sıkışıyordu. Birkaç saniye sonra kapı tekrar açıldı. Alice hızlı adımlarla yanıma geldi. “Aidan!” dedi nefes nefese. Durmadım. Ama o kolumdan tutup beni çevirdi. “Hey, hey… sakin ol.” Gözlerimi kaçırdım. “Beni savunmak zorunda değilsin.” dedim boğuk bir sesle. Alice’in yüzü yumuşadı. “Seni savunmuyorum.” dedi sessizce. “Sadece şu an canının yandığını görüyorum.” O cümle bütün sinirimi bir anda düşürdü. Çünkü mutfağın içinde ilk defa biri gerçekten bana bakıyordu. Alice iç çekip başını iki yana salladı. “Damon bazen gerçekten berbat davranıyor.” dedi. “Ama bu senin değersiz olduğun anlamına gelmiyor.” Gözlerimi kapattım. Dudaklarım titredi. “Ben neden bu kadar etkilendim bilmiyorum.” dedim sonunda. Alice birkaç saniye sustu. Sonra yavaşça, “Biliyorsun aslında.” dedi. “Sadece kabul etmek istemiyorsun.” O an kaldırıma oturdum kafamı dizlerimin arasına gömdüm bir an sessizleştim ardından kafamı kaldırdım.. o an geçmişe dönünce sadecw ağlamaya başlamıştım… bana sarılan alice ile mırıldandım “ben ilk defa kendi isteğimle bunu yaptım. Daha çok küçüktüm. Annem babamı aldattıktan sonra babam çok yıkıldı. 12 yaşında falandım o sırada” sesim deli gibi titriyordu bende titriyordum “Aklına gelenlerin en iğrencini yaşadım ben… bir gece uyuyordum… yani uyumak zorunda kaldım… babam içeceğime bi şeyler koymus… uyandığımda yatağım kirliydi. Sadece yatağım değil bende kirliydim..” devam edemedim çok derin hıçkırdım alice iyice kendine çektiğinde nefesimi tuttum “ben 4 sene babamın eskordu oldum.” Ellerimi sıktım “sadece o değil… arkadaşlarıda yaptı… ve ben hiç bir şey yapamadım…” sırtımı sıvazladığında bi an gözlerimi silip ayağa kalktım“Sadece ilk defa kullanılmamış hissettim… ama kullanılmışım.. ömür boyu bedenimden tiksineceğim…” iç geçirdim “konuşmamızı unut… kimseye bahsetme lütfen” Hızlıca o evden uzaklaştım. Arından kendi evime döndüm. Bi şeyler hissedicek gibiyken böyle olmuştu. Ve ben kendimden iyice nefret etmiştim. Eve vardığımda kapıyı kapatır kapatmaz sırtımı kapıya yasladım. Ev sessizdi. Midem düğümlendi. Banyoya gidip aynanın karşısına geçtiğimde gözlerimi kendimden kaçırdım. Çünkü hâlâ içimde küçücük bir parça Damon’ın beni gerçekten istediğine inanmak istiyordu. Ve bu daha da can yakıyordu. Lavaboya tutunup derin bir nefes aldım ama olmadı. İçimdeki o eski his geri dönüyordu. Kirli. Kullanılmış. Kırık. Gözlerimi kapattım. Sonra yavaşça yere çöktüm. Sessizce ağlamaya başladım. Çünkü ne kadar kaçarsam kaçayım, geçmiş insanın içine bir kez yerleşince bazen tek bir cümleyle bile geri dönüyordu. Bir süre sonra ağlamam kesildi ama içimdeki ağırlık gitmedi. Sadece yorulmuştum. Sanki bütün gün koşmuşum da artık bacaklarım beni taşımıyormuş gibi. Yerde öylece otururken telefonum titredi.Ekrana baktım.Alice.Bir an açmak istemedim. Ama yine de cevap verdim.“İyi misin?” dedi direkt.Sesini duymak bile boğazımı düğümledi. “Bilmiyorum.” dedim dürüstçe. Kısa bir sessizlik oldu. Sonra Alice’in sesi biraz daha yumuşadı. “Eve gittin mi?”“Evet.”“Kapıyı kilitle.” Sanki bunu kontrol ediyormuş gibi söyledi. Küçük ama gerçek bir şeydi. “Tamam.” dedim.Bir süre daha sessiz kaldık. Sonra Alice devam etti.
“Damon… şu an hiçbir şey söylemiyor ama bu onun umursamadığı anlamına gelmiyor.”O ismi duyunca içim sıkıştı.“Ben ondan bahsetmek istemiyorum.” dedim hemen.Alice acele etmedi. “Tamam.” dedi sadece. Ama sonra ekledi: “Yine de bil… senin hissettiğin şey ‘abartı’ değil.”O cümle beni olduğum yerde tuttu. Çünkü gün boyunca bana söylenen her şeyin tam tersiydi. Telefonu kapattıktan sonra odanın içinde bir süre yürüdüm. Ama her köşe bana aynı şeyi hatırlatıyordu. Kendimi. Duvara yaslandım. Gözlerim tavana kaydı.“Ben ne yaptım?” diye fısıldadım boşluğa. Nefes alıp vermek bile zor geliyordu. Telefonum tekrar titredi. Bu sefer Alice değildi. Ekrana baktım.Damon. Bir an açmadım. Uzun süre ekrana baktım sadece. İçimde bir şey “açma” diyordu, bir şey de “ne diyecekse söylesin” diyordu. Sonunda açtım. Mesaj kısa gelmişti.“Kapıdaki olay için.”Boğazım sıkıştı. Yazdıktan sonra bile rahat mıydı yani? Cevap yazmadım.Telefonu masaya bıraktım. Ama ikinci mesaj geldi.“Böyle bitmesini istemedim.”Sinir bir anda geri geldi. O sakinliği, o umursamazlığı, sonra iki kelimeyle toparlamaya çalışması… Parmaklarım titreyerek yazdım.“Sen zaten hiçbir şeyin başlamasını istemedin.”Gönder.Bir saniye bile geçmeden cevap geldi.“Abartıyorsun.”O kelime. Aynı kelime.Bir anda içimdeki her şey patladı.Kapıyı açıp dışarı çıktım, telefon hâlâ elimdeydi. Merdivenlerden inerken yazdım. “Sorun tam olarak bu Damon.”Dışarı çıktığımda hava soğuktu ama umurumda değildi. Devam ettim:“Sen her şeyi küçümsüyorsun. İnsanları da.”Durmadım.“Ve sonra hiçbir şey olmamış gibi davranıyorsun.”Cevap gelmedi. Bir adım daha attım. Ellerim titriyordu ama bu sefer ağlamıyordum. Bu daha kötüydü. Sinirdim. Ve kırgındım. Sonunda telefon çaldı.Damon arıyordu. Bir saniye ekrana baktım. Açtım.“Ne istiyorsun?” dedim direkt. Karşıdan nefes sesi geldi önce. Sakin değildi bu sefer. Ama hâlâ kontrol etmeye çalışıyordu.“Aidan…” dedi.O isim ağzından çıkınca daha da sinirlendim.“Hayır.” dedim sertçe. “Bana o tonla konuşma.”Sessizlik. Sonra Damon’ın sesi değişti biraz.“Ben seni kullanmadım.”O kadar net söyledi ki bir an durdum. Ama sonra hemen karşılık verdim:“Öyle hissettirdin.”Yine sessizlik. Bu sefer daha uzun Ve ilk kez Damon acele etmedi.“Ben… nasıl davranmam gerektiğini bilmiyorum.” dedi daha alçak bir sesle.O an içimdeki öfke biraz kırıldı ama tamamen gitmedi. “Bu benim sorunum değil. Senin karakter yoksunluğun “dedim. Ve telefonu kapattım. Ekran karardı. Ama içimdeki şey hâlâ sönmemişti.Sadece yön değiştirmişti. Bir hafta boyunca hiçbir şey değişmedi sadece sessizlik büyüdü telefonum çaldığında artık bakmıyordum bile mesajlar ya siliniyor ya da hiç açılmıyordu Alice birkaç kez yazdı sonra o da yavaşladı sanki herkes bir adım geri çekilmişti ama Damon hiçbir şey yapmadı bu en sinir bozucu kısmıydı bir hafta sonra akşamüstü marketin önünde duruyordum elimde poşet kafam dolu değilmiş gibi yürümeye çalışıyordum soğuk hava yüzüme vururken kulaklıklarım yoktu her ses fazlasıyla netti ve sonra onu gördüm Damon kapının yanında duruyordu ne bekliyordu belli değildi ama beni görünce hareket etmedi sadece baktı ben de durdum bir an için hiçbirimiz konuşmadık sonra o ilk adımı attı “konuşmamız lazım” dedi sesi bu sefer daha farklıydı daha yorgun gülmedim kaçmadım da “geçen hafta da konuşabilirdin” dedim düz bir sesle Damon gözlerini kısa bir an kapattı sanki kendini toparlıyordu “evet” dedi “ama o zaman doğru şeyleri söyleyemezdim” o cümle beni durdurdu ilk defa “haklıymışım” demiyordu ilk defa kaçmıyordu da bir adım daha yaklaştı ama mesafeyi korudu “ben seni kullanmadım” dedi tekrar daha net içimden bir kahkaha kopacak gibi oldu ama çıkmadı “bunu bir hafta sonra mı düşünüyorsun” dedim Damon başını salladı “hayır” durdu ilk kez bakışı kaçmadı “ben o gün ne yaptığımı düşündüm” dedi “her gün” sessizlik rüzgâr bile yavaşlamış gibiydi Damon devam etti “ben bazı şeyleri yanlış söyledim yanlış davrandım” çenesini sıktı bu onun için kolay değildi belli ki “ama sana ‘abartıyorsun’ dediğim şey sana değil kendimeydi aslında” kaşlarım hafif çatıldı “ne demek bu” dedim Damon bir nefes verdi uzun kontrolsüz değil ama ağır “ben o geceyi basit tutmaya çalıştım” dedi “çünkü basit tutarsam kontrol bende kalır sanıyordum” bir an sustu sonra gözleri ilk kez direkt bana geldi “ama sende öyle olmadı” o cümle içime oturdu Damon sesi biraz daha alçalttı “sana öyle hissettirdiysem özür dilemek yetmiyor” dedi “bunu biliyorum” ilk defa “haklısın” demiyordu ama “yanlıştım” da diyordu ve bu daha gerçekti ben poşeti biraz daha sıkı tuttum “bunu neden şimdi söylüyorsun” dedim Damon’ın çenesi gerildi “çünkü seni kaybetmek istemedim” dedi bu sefer kaçmadı ne bakışını ne cümlesini sadece durdu ve ilk kez Damon kontrolü elinde tutmaya çalışmıyordu. bir an sustum çünkü kelime aramıyordum aslında sadece içimde yıllardır duran şeyin ağırlığı konuşuyordu gözlerimi Damon’dan kaçırdım poşeti elimde daha da sıktım sanki tutarsam dağılmayacakmışım gibi “ama ben hep kirli hissedeceğim” dedim sesim düşündüğümden daha kısık çıktı “yıllarca hissettiğim gibi” Damon’ın yüzü bir anda değişti o sert kontrolü gitti yerine ilk kez ne diyeceğini bilemeyen biri kaldı “Aidan…” dedi ama devam edemedi ben başımı salladım sanki onu susturmak ister gibi “hayır” dedim “bunu düzeltmeye çalışma çünkü düzelmiyor” gözlerim doldu ama izin vermemek için yukarı baktım “ben ne zaman biri bana dokunsa kendimi geri çekiyorum biliyor musun” dedim “çünkü beynim hep aynı yere gidiyor” Damon bir adım attı ama durdu bana yaklaşmadı sadece dinledi bu bile garipti “ben…” dedim nefesim titredi “ben 12 yaşındaydım Damon” kelimeyi söylerken içim parçalandı “ve ben o günden beri bedenimi kendime ait hissetmiyorum” sessizlik daha da ağırlaştı sanki çevredeki sesler bile çekilmişti Damon’ın elleri yumruk oldu ama öfke değildi bu “Aidan…” dedi bu sefer daha alçak daha kırık bir sesle “bana bak” dedi ama bakamadım “bana bak lütfen” dedi tekrar daha yumuşak bu sefer yavaşça başımı kaldırdım gözleri ilk kez o kadar ciddi ve o kadar dağılmıştı ki bir an onun da savunmasız olduğunu gördüm “ben sana ne yaptığımı bilmiyorum” dedi dürüstçe “ama seni böyle hissettiren hiçbir şeyin parçası olmak istemem” yutkundu “o geceyi savunmuyorum” dedi “kendimi de savunmuyorum” bir an durdu sonra sesi daha da düştü “ama sana dokunan şey ben olduğum için kendinden nefret etmeni istemiyorum” gözlerimden bir damla düştü hemen sildim ama o gördü Damon bir şey yapmadı sadece orada kaldı “sen kirli değilsin” dedi net bir şekilde “ben sana bunu hissettiren herkes ne yaptıysa ondan nefret ediyorum ama senden değil” o an içimde bir şey çatladı çünkü ilk defa biri bana öfkeyle değil dikkatle bakıyordu ama yine de başımı hafifçe geri çektim “bunu söylemen hiçbir şeyi geri almaz” dedim “biliyorum” dedi Damon “ama en azından seni yalnız bırakmam” ve o cümle orada öylece kaldı ne çözüyordu ne düzeltiyordu ama ilk kez kaçmıyordu iç geçirdim sadece “geçte olsa fark etmene sevindim.” Nefesimi dışarıya bıraktım geri adım attım. bir süre hiçbir şey söylemedik sadece durduk ben yere baktım o bana baktı ama o bakış artık eskisi gibi soğuk değildi daha sakin daha sabırlıydı ve bu beni daha çok huzursuz ediyordu çünkü alışık olduğum şey bağırılmak, küçümsenmek ya da yok sayılmaktı ama Damon hiçbirini yapmıyordu sadece vardı ve bu bile başımı döndürüyordu sonunda nefes aldım “ben sana güvenmiyorum” dedim tekrar sanki cümleyi netleştirmek ister gibi Damon başını salladı hemen savunmaya geçmedi “biliyorum” dedi sadece ve o kadar basit söylemesi bile içimde bir şeyi gevşetti ama aynı anda korkuttu da “ben…” dedim sonra sustum kelime bulamadım çünkü ne diyeceğimi bilmiyordum “ben sadece yoruldum” dedim en sonunda sesim çok kısık çıktı Damon gözlerini kaçırmadı “biliyorum” dedi tekrar bu sefer daha yavaş sanki beni anlamaya çalışmak yerine gerçekten anlamış gibi “ama yalnız kalmanı istemiyorum” ben başımı salladım hafif sinirle karışık bir gülüş çıktı istemsiz “herkes bunu diyor” dedim “sonra gidiyor” Damon bir an durdu bu cümle ona değdiğini gördüm ama kaçmadı “ben gitmeyeceğim demiyorum” dedi dürüstçe bu cümle beni daha da şaşırttı çünkü yalan söylemiyordu “sana söz vermeye çalışmıyorum” dedi “çünkü sözler bazen hiçbir şey ifade etmiyor” yutkundum “o zaman neden buradasın” dedim Damon bir saniye bile düşünmedi “çünkü seni görmezden gelmek istemiyorum” dedi ve sonra bir adım geri çekildi sanki beni sıkıştırmak istemiyormuş gibi “sen ne zaman hazırsan ben o zaman konuşacağım” ben gözlerimi ona diktim “ya hiç hazır olmazsam” dedim Damon hafifçe nefes verdi bu sefer gülümseme gibi bir şey vardı ama hafif “o zaman da burada olmayı deneyeceğim” dedi ve o an ilk kez onunla ilgili korkumla birlikte başka bir şey daha hissettim garip bir şekilde yalnız değildim ama bu rahatlatmak yerine beni daha çok düşündürüyordu en sonunda arkamı dönerek eve döndüm