İçeriğe geç

Küllerin mirası BxB

Bölüm 1 · 4 dk okuma

Küllerin mirası BxB

Bölüm 1

1. Bölüm

3 erkek 1 kızdan oluşan bir aileydik biz. Annem bir aile meselesi yüzünden vefat etmişti. Babamla yaşıyorduk. Daha doğrusu kardeşlerim yaşıyordu. Ben yurt dışındaydım iş için. Babam yaşlanıyordu. Ailenin gelecek lideride bendim haliyle… Ben Damon. Damon Blackwood. Kendimi bildim bileli fazla sıcak bi aileydik. Alexander ve alice ikizlerdi. Biri olmadan diğeri bir hiç oluyordu. Ve… elias… ailenin en küçüğü. 21 yaşında. Hayat enerjisi hepimizinkinden çok daha yüksekti. Ne olursa olsun gülerdi. Belkide acılarını içine atıyordu bilmiyorum. Ama evin tek neşesi oydu diyebilirim. Aileme sürpriz yapacaktım boştaydı iş işlerimiz. Hafiflemişti. Fransaya dönebilirim demekti bu. Alexander ve aliceye uyumlu takım kıyafet almıştım. Eliasa ise uzun süredir istediği kamerayı aldım. Video çekmeye bayılır o.. arabaya binip hava alanına süren şoför ile beraber gidiyordum bi dal sigara yakmış hava alanına kadqe içmiştim. İndiğimde teşekkür ettim valizimi bagajdan alarak hava alanına girdim. Uçağımı beklerken babam beni arayınca merakla açtım. O beni hiç aramazdı… açtığımda ise daha korkunc bi şey duydum. “Elias öldürülmüş.. acilen bıraya gel” telefon suratıma kapandığında öyle boşluğa baktım donuk donuk… gözümden bi damla yaş aktığında hızlıca sildim. Artık amaç dahada büyüktü. Tüm duygularımı içime atarken tek bir şey düşündüm. Katili bulduğumda öldürmeyecektim. Ölüm onun ödülü olurdu. Ben onu yaşatacak, acı çektirecektim

Valiz elimdeydi, havaalanının kalabalığı etrafımda akıp gidiyordu ama hiçbir şey bana değmiyordu. Sanki camın arkasındaydım, herkes hayatın içindeydi, ben dışında.Telefonu hâlâ tutuyordum. O cümle kafamın içinde tekrar tekrar dönüyordu.“Elias öldürülmüş…”Bir adım atmadım bir süre. Ne kadar sürdü bilmiyorum. İnsan böyle anlarda zamanı hissetmiyor.Sürpriz yapacaktım. Kafamda hâlâ o vardı. Alexander ve Alice’in kıyafetleri, Elias’ın o kamerayı görünce vereceği tepki… Hepsi aynı anda çöktü. Ama yüzüm değişmedi. Değişmemeliydi. Çünkü değişirse… dağılacaktım. Yavaşça yürümeye başladım. Uçağa binmem gerekiyordu.Fransa’ya.Eve…. Elias artık orada olmayacaktı. Neşe dolu olan ev ölüm sessizliğine bürünecekti.. Ama geride bıraktığı şey bitmemişti. İçimde bir şey kırıldı ama o kırık öfkeye dönüştü. Sessiz bir öfke. Bağırmayan, ağlamayan… sadece bekleyen.. intikam ateşi ile yanıp tutuşuyordum. Uçağa bindiğimde V.İ.P alanına gittim bi yere oturdum cam kenarı olan kendi yerime. Gözlerim dolu doluydu. Ağlayamıyordum. Canım gitsede ben yapamıyordum. İçim kan ağlarken ben susuyordum. Elias… geçirdiğimiz zamanlar gözümün önünden geçip giderken gözlerim doldu. Ağlamamak çok zordu. Canımdan bir parçayı kaybetmek… çok zordu.

•••

Fransa’daki eve girdiğimde kapı normal şekilde kapandı ama içerideki hava normal değildi. Sanki ev nefes almıyordu.Valizi koridora bıraktım. Kimse al demedi, kimse “hoş geldin” demedi. Zaten bu geliş “hoş” bir geliş değildi.Bir an durdum. Evin içi… fazla düzenliydi. Elias’ın olduğu bir ev hiçbir zaman bu kadar düzenli olmazdı. Salona geçtiğimde hepsini gördüm.Alexander ve Alice yan yanaydı ama aralarında o eski bağın sıcaklığı yoktu. Sadece sessiz bir çöküş vardı. Babam koltukta oturuyordu, elleri birbirine kenetlenmişti. Hepsi bana baktı. Ama kimse konuşmadı.

Ben konuştum. Ne oldu?” Sesim düz çıktı. Duygusuz değil… kontrollüydü.Babam başını kaldırdı. Bir şey söylemek ister gibi oldu ama sustu. Sanki kelime seçse bile doğru kelime olmayacaktı. Alexander dayanamayıp konuştu: “Elias… dün gece dışarı çıktı. Geri gelmedi.”Bir saniye durdum. “Sonra?”Alice gözlerini kaçırdı. “Sabah… bulundu.”“Nasıl bulundu?”Bu kez kimse hemen cevap vermedi. Babam sonunda söyledi: “Ölü.”O kelime evin içine çarptı. Ama bende yankı yapmadı. Sanki zaten biliyormuşum gibi. Bir adım attım. Sonra bir adım daha.”Kim yaptı?”Babam başını salladı. “Bilmiyoruz.”Alexander yumruğunu sıktı. “Hiçbir iz yok. Kamera yok. Tanık yok.”Alice’in sesi titredi: “Sanki biri özellikle temizlemiş.”

O an içimde bir şey netleşti.Bu bir kavga değildi. Bu bir hata değildi. Bu bir iz bırakmadan yok etme işiydi. Valizime baktım.İçindeki kamera hâlâ oradaydı. Elias’a alınmış, hiç açılmamış bir şey. Yavaşça başımı kaldırdım. “Bundan sonra,” dedim, “bu evde kimse ‘bilmiyoruz’ demeyecek.”Duraksadım.“Çünkü bu olay bitmedi.” Gözlerim sertleşti.“Birisi Elias’ı aldıysa… ben de onu alacağım.”O an evdeki sessizlik değişti. Artık yas sessizliği değildi. Bir başlangıçtı. Ve Damon Blackwood için ilk kez bir şey netti: Bu bir kayıp değil… bir avdı.Ertesi gün geldiğinde ev hâlâ aynıydı ama ben aynı değildim. Uyumamıştım. Zaten uyku, Elias’tan sonra anlamını kaybetmişti. Takım elbisemi giydim. Düzeltmeye çalıştığım her şey gereksiz geliyordu ama alışkanlıkla yaptım. İnsan böyle günlerde bile reflekslerini bırakmıyor.Alexander ve Alice aşağıdaydı. İkisi de siyah giyinmişti ama üzerlerindeki siyah bile ağır duruyordu. Alice’in gözleri şişti, Alexander’ın yüzü sertti. Konuşmadık. Konuşacak bir şey yoktu.Araba hareket ettiğinde camdan dışarı baktım.Şehir normaldi. Bu beni rahatsız etti.Çünkü hiçbir şey olmamış gibi devam eden bir dünya, en büyük hakaretti. Cenaze alanına vardığımızda hava griydi.Tam olması gerektiği gibi. Kalabalık vardı ama kimse birbirine ait değildi. İnsanlar konuşuyordu, başsağlığı diliyordu, ama kelimeler boştu. Ben duymuyordum. Tabuta baktığımda ilk kez durdum.Elias.Gerçek değildi en azından öyle duruyordu. Sanki uyuyordu da birazdan kalkacakmış gibi.Ama kalkmayacaktı. Bunu en iyi ben biliyordum.Yanımda Alexander vardı. “Damon…” dedi kısık sesle. Cevap vermedim. Alice ağlamıyordu bile artık. Sadece bakıyordu. Babam tabuta çok uzun süre baktı. Sonra ilk kez sesini duydum: “Bu böyle olmamalıydı.”O an içimde bir şey kıpırdadı.Hayır.Bu böyle olmamalıydı değil.Bu böyle bırakılmamalıydı…. Canım yanıyordu… ağlamamak… işte bu daha zordu

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.