İçeriğe geç

Küllerin Fısıltısı

Bölüm 1 · 4 dk okuma

Küllerin Fısıltısı

Bölüm 1

1.Bölüm

Odanın ortasında belirmiş,sırtından gökyüzünün ağırlığı damlıyan adama baktım.Değişmişti bakışları,hemde fazlasıyla.

“Öldüğünü sanıyordum?”

Ağzımdan çıkan iki kelime ,cam kavanozda hapsolmuş ruhumunun izlerini günyüzüne sermişti.Oysa ben onları uzun zaman önce kaybettiğimi sanıyordum.

“Bende öyle.”

Tıpkı onun verebileceği gibi bir cevaptı bu.Onun…İki kelimelik soruma karşılık iki kelimelik cümlesi.Kana kan dişe diş…

Yaz gecesi esen rüzgarın getirdiği sebepsiz bir tebessüm belirdi dudaklarımda.Ama rüzgarım oydu bu gece.Elimi yavaşça ona doğru uzattığımda soğuk metalin şıngırtısı kendini hatırlatmaya yetmişti.Gözleri bileğimdeki ve kalbimdeki kelepçe arasında gidip geliyordu.Aşina olduğum o mahşerler benim maviliklerimle sönmüştü bir kez daha.Şevkat dolu mahşerleri benim soğuk maviliklerimi bastıramamıştı.Gamzeleri soldu ,şevkat dolu gözleri en son istediğim acınası hisleri yerine bıraktı.

***

Bir yıl önce

Ölen bir insan dirildiğinde yaşadığını tekrar hissedebilir mi? Yeniden doğan bir bebek, günahlarından arınabilir mi? Ne geçmişin perdesinde, ne geleceğimin ötesinde; tam şu anda tutsağım. Bütün siyahlar toplansa, grilerimin fısıltısını bastırabilir mi?

Teyzemin üzerimde gezinen yeşilliklerinde ilk defa bir şey hissedemedim o an, duygularımın artık yoldaşım olmadığı an.Küçüktüm. Küçücük bedenimden nefesimi çektiler ama teyzemi nefes olarak verdiler. Annem, babam yoktu belki ama teyzem vardı benim; bana her zaman kıvılcım olacak.Şimdi bu kıvılcım düştüğü yeri yakıp tutuşturuyordu.

“HAYIR,HAYIR,HAYIRRRRRRR!”

Ben her şeyimi dik duruşuyla ,asla boynunu eğmeyişiyle bilirdim oysa o şimdi kollarımın arasında yeni doğmuş bebek gibi hafifti.Nefesini çektikleri için miydi bu hafiflik? İçimdeki fırtına boğazımda düğümlendi,haykıramadım dünyaya.Öpsem hissedebilir miydi? Mis kokulu saçlarını okşayarak defalarca öptüm ama o yeşil harelerin buzu çözülmedi.

“Elimi hep sen tuttun,bak şimdide ben tutuyorum senin elinden.Yalvarırım ayağa kalk ,kabus gördün de…Lütfen…Lütfen beni kendinden mahrum bırakma.Yapma bize bunu.”

Sonu gelmeyen damlalar yüzümden akıp dünyayı altına almak istiyordu.Elim kalbine gitti bir ümit hissederim diye ,tanıdık vişne reçeli hissi…Yapış yapış ve bulaşıcı ağırlığı her yerde.Bütün odayı onun kıvılcımıyla yakıp kül etmişlerdi.

“YETER BAĞIRMA ARTIK!”

Vücuduma dökülen buz gibi suyla gözlerimi açtım.Su muydu daha soğuk olan vücudum mu? Ne fark eder ki ,çıkmaz bir sokakta çıkış yoktu,bu hücreden çıkış olmadığı gibi. İnsanı delirtenler varken delireni suçlu bulmak insanoğlu için ilk çağlarından beri daha kolaydı.Yeri geldi şeytanı suçlayıp acı verici ayinler içinde ,yeri geldi bir tutam rutubetli betonun içinde yok ettiler bedenimizi.

Elimde tuttuğum tavşana veya tavşana benzeyen yastığa baktım.Buraya ilk getirildiğim zamanlar soğuk metalin bileğimde oluşturduğu sızıntıyla çizmiştim onu. Tıpkı benim gibi bembeyaz günahsızdı bu tavşan ama kürküne başkasının kanları bulaşmıştı,istesede çıkaramayacağı.

“Biliyor musun tavşan,ben küçükken teyzem kitaplarıma vanilya tozu dökerdi benimde diğer çocuklar gibi kokulu kitaplarım olsun diye.Ben kitabın kendisi kokar sanardım,meğer benim her şeyimin kokusuymuş o.”

“Sonra noldu küçük hanım?”

Hayatın yorgunluğuna karşı direnen yabancı bir ses doldurdu duvarlardaki boşluğu.Hayal miydi yine bütün bunlar yoksa gerçek mi? Bu onun sesini ilk kez duyuşumdu.Onun… Sesi soğuk betonları ısıtmak istercesine sıcaktı,izin verseler sesinin yanında kıvrılır uyurdum sonsuza dek huzurla.

“Tavana bak küçük hanım ,burdayım.”

Defalarca gözlerimi dikip izlediğim tavanda ilk defa fark ettiğim bir delik vardı.Önceden de var mıydı ? Yoksa yeni mi oluşmuştu? Ne çok büyük ne çok küçük bir delikti.Kumral saçlarının bazı telleri alnına düşmüş ıslanmıştı.Kahverengi mahşerleri her yeri yakıp yıkacak kadar kendinden emin bakıyordu.Buradakilerden farklıydı,benden de farklıydı.Dudakları mahşerleriyle meydan okurcasına kıvrılmıştı.

“Kimsin sen?”

Sorum karşısında cevapsız kalmayı tercih etmişti.Ya bir cevabı yoktu ya da cevap vermemek daha kolaydı onun için.Bu beni daha da kızdıracak olsa gerek içinde bulunduğumuz bu durumda o absürt cümleyi kurup ateşi fitillemiştim.

“Deli misin nesin? Siktir git rahat bırak beni !”

İçinde bulunduğumuz mekanda kurduğum cümlenin absürtlüğünü biraz düşünmüş olsa gerek aradan geçen kısa bir süre sonra betonlara kahkası çarptı bu kez de.

“Daha çok akıllısı beni bulmuyor delisi münasip bir yerimden almıyor diyelim biz ona.”

Diyerek karşılık verdi. Dişlerimin arasından

“Küstah!” diye tıslayarak cevap vermiştim gözlerimi tavandaki deliğe dikerek.Gözleri buradaki diğer tutsak gözler gibi donuk,ruhsuz değildi.Hani bazı insanların bakışlarında zekalarının sızıntısı olur ya işte bu adamında bakışları zamanı tersine akıtabilecek güçteydi.

İnsanoğlu bir kere öldüğünde onu insan yapan hisler gider yerini hayvansal arzular doldururmuş.İnsandan daha tehlikeli bir canlı varsa o da aklıyla değil arzularıyla hareket eden bizlerdik.Şuan ki arzum o mahşerlerle savaş vermekti.İlk gözünü kaçıranın kaybedeceği bir savaş başlatmıştı.

“Beni bağışlayın fakat ikimizinde şuan konuşacak birine ihtiyacı var ,bu bariz bir şekilde ortada küçük hanım .En çok da sizin buna ihtiyacınız var.”

“Nerden küçük hanım oluyorum acaba?”

Sabrımında bir sınırı vardı yani.Ne kadar delirdiğimi öne sürselerde daha akli melekelerimin bir kısmı sağlamdı.Ve bu adam sağlam kalmaları pek istemiyormuşçasına zorluyordu onları.

“Ben gördüğümü söylerim küçük hanım.Senin gözlerindede yaralı bir kız gördüm o kadar.”

Yine kurmuştu o küstahça zehirli sözlerini.Hemde bir dudağı kıvrılıp gözlerini üzerimden çekerek.Hışımla ayağa kalkmam ,el ve ayak bileklerimdeki acıyla yarıda kalmıştı.

“Lanet olsun!”

Defalarca kabuk bağlayıp defalarca kanıyan yaralarım bu sefer daha da kötü açılmıştı.Ve bu adamın ağzından çıkan her bir kelime onları kolonya dökmüşçesine yakıyordu.

“Kendini kontrol etmeyi öğrenemezsen bu hücreden asla çıkamazsan.”

Duyduklarım karşısında benim bile içten içe şaşırdığım ölümcül bir gülümseme belirdi yüzümde.Hatta o kadar gülümsüyordum ki gamzelerimin ağrısı yoğunlaşmıştı şimdide. Neydi bu ? Akıl hastanesi adı altında ki bu hapishanenin bana uyguladığı bir test mi? Onlar benimle dalga geçiyorsa bende onlarla kedinin fareyle oynadığı gibi oynardım.

“Annen sana öğretmedi mi yabancılarla konuşmaman gerektiğini ? Kes sesini artık!”

Bölüm sonu

19 yorum