İçeriğe geç

Küllerin Ardından

Bölüm 1 · 3 dk okuma

Küllerin Ardından

Bölüm 1

Yağmurun Ardındaki Gözler

Sınırda bir sınıf öğretmenliği yapıyorsanız, hayat her zaman size güzel davranmaz. Gerektiğinde soğukkanlı olmalı, gerektiğinde ise sözünüz geçmelidir.

Ben Zeynep. Eski bir polisim. Şu anda ise öğretmenlik yapıyorum.

Polislik mesleğimde hayatımı tamamen değiştiren bir operasyona katıldım. Sonrası pek kolay olmadı. Psikolojik olarak çöktüm. Tam iki yıl boyunca ailemin evinden çıkamadım. Birçok psikologla görüştüm — tabii hepsi online’ydi. Bu süreç beni önce balkona, sonra bahçeye, ardından başka bir şehre ve şimdi buraya kadar getirdi.

Artık buradayım. Öğretmenliğimin ilk görev yerindeyim. Bu sınır kasabasında, liseli öğrencilere tarih dersi veriyorum.

Hepsiyle iyi anlaşıyorum... ta ki sınav gününe kadar.

“Evet gençler, kopya çekmek serbest. Ama ben görmediğim sürece!”

Gülümsedim. Onlarsa ellerindeki sınav kağıtlarına donup kaldılar.

“Ya bu Yusuf hoca hani bunu sormayacaktı?” diye isyan etti bir öğrenci.

Ona doğru kısa bir bakış attım, sonra sıra aralarında yavaşça yürümeye başladım.

Sorular gerçekten zor görünüyordu. Öğrencileri daha fazla strese sokmamak için öğretmen masasındaki sandalyeme geçtim. Önümdeki bir kitabı elime aldım — bir öğrencinin okuduğu fantastik bir roman. İlgi çekici bir kapak tasarımı vardı. Neredeyse beni içine çekiyordu.

Başımı hafifçe kaldırdığımda bir öğrencimle göz göze geldim. Hafifçe tebessüm ettim.

Ama bana bakan yalnızca o değildi…

Tüm sınıf, çocuksu gözlerle beni izliyordu. Sanki, "Hocam, izin verin kopya çekelim." der gibiydiler.

Sınıfta dört büyük pencere vardı. Dışarıda, camlara yapışan yağmur damlaları sanki cama işlenmiş lekeler gibi görünüyordu. Pencerelerin önündeki siyah demir korkuluklar, sınıfa kasvetli bir hava katıyordu.

Hâlâ üzerimdeki bakışları hissederken, espriyle karışık seslendim:

“Yusuf hocanızı çağırmamı ister misiniz? Belki size ipucu verir, ha?”

Öğrenciler gülerek onayladı. Ben de telefonumu çıkarıp Yusuf hocayı aradım.

Ancak açmadı.

“Neden açmıyor ki?” dedim içimden, tam o sırada dışarıdan şiddetli bir yıldırım sesi duyuldu.

O kadar yakındı ki…

Sadece tüylerim değil, saç diplerime kadar bir ürperti hissettim.

Burnuma keskin bir koku geldi. Tüm sınıf etrafa bakınırken, ne olduğunu anlamak için hızla koridora çıktım.

Çığlıklar yankılanıyordu. Öğrenciler panikle bağırıyordu:

“YANGIN VAR!”

Hızla sınıfa geri döndüm.

Kapıya yakın iki sıraya seslendim:

“Çabuk ayağa kalkın! Hemen ön kapıdan onarlı gruplar hâlinde çıkın!”

Öteki iki sıra da ayaklandı. Gözüm Hale’ye takıldı — sakin kalan nadir öğrencilerden biriydi.

“Hale, sana güveniyorum. Arkadaşlarını topla ve arka kapıdan çıkın. Sakın bir yere ayrılmayın, tamam mı?!”

Kız hemen başını salladı ve grubunu toparladı.

Sınıf tamamen boşaldığında tavandaki ahşapların arasından siyah dumanların süzüldüğünü gördüm.

Tam o anda…

“İmdat!!”

Bir ses… sınıfın içinden değil. Ama çok yakından.

Koridora hızla çıktım. Sesler kızlar tuvaletinden geliyordu. Koşarak oraya yaklaştım; ağlama sesleri gittikçe yükseliyordu. Kaç kişiydiler?

“Kızlar!” diye seslendim.

“Hocam! Çıkmıyoruz, kapı sıkı—” derlerken kapıyı bir tekmeyle açmıştım bile.

Yerde yatan bir kız, iki tane de ağlamaktan bitkin düşmüş Buse ve Gamze vardı. Şok içinde önce onlara, sonra da daha yeni fark ettiğim Seda’ya baktım.

“Çabuk arka kapıya gidin! Ben onu alacağım!”

Korkmuş bir şekilde geri çekildiler.

Hızla Seda’nın bacaklarının altından elimi geçirdim, ardından ellerimi sırtına sabitledim ve onu kucağıma aldım. Çok ağır değildi, bu yüzden hızla arka kapıya yöneldim.

Ön kapıdan feci bir duman geliyordu; öksürükler arasında, önden giden kızlar kapıyı açmış beni bekliyorlardı. Deli gibi öksürüyorduk.

Dışarı çıktığımda, bütün hocalar hızla Seda’yı elimden aldı. Ben ise hâlâ öksürmekten konuşamıyordum.

“Zeynep hocam! İyi misiniz?” diye sordular öğrencilerim.

Ben cevap verememiştim bile.

Hızla beni bir bankın üzerine oturttular. Su vermeye çalıştılar ama ben sadece derin derin nefes alıyordum.

Bir yandan da, yanarak kül olmuş okulun yarısını izliyordum. İtfaiye hâlâ gelmemiş, ambulans da yoktu.

Ta ki, gür bir ses duyana kadar:

“Alanı boşaltın! Dumandan etkilenenlerin yanında birden fazla kişi durmayacak!”

Bölüm sonu

1 yorum