Ekin Sorel’in işaret ettiği kısa eziğe eğildiğimde, Arven evinin girişinde kâğıdın kesilmiş kenarından kalkmış tek bir lif gördüm. Lif ezilmemişti; hemen altındaki yüzeyse ince bir çizgi boyunca bastırılmıştı.
“Kenarı kaldırmayın,” dedi Ekin Sorel. “Önce baktığımız şeyi birbirinden ayıralım.”
Kael Varen elini kaydın üzerinden çekti. Ekin Sorel ölçü çizimini yanıma koyup eziğin iki ucunu gösterdi. Çizimdeki tahta çukurlarına uzanan çizgilerin hiçbirini kâğıda değdirmemişti. İyi ki değdirmemişti. Az önce bulduğumuz izi ötekilerin açıklamasıymış gibi görmek istiyordum; böyle bir isteğin ölçümde yeri yoktu.
“Kesilmiş yüzeyin kendisi basılmış olabilir mi?” diye sordum.
“Olabilir. Ama önce mi kesildi, sonra mı bastırıldı, bunu buradan söyleyemem.”
Kael Varen ışığı tuttu. Işığın açısı değişince ezik belirginleşti, fakat tahtadaki iki çukurdan herhangi birine doğru uzamadı. Ekin Sorel ince bir kâğıdı kaydın altına, yalnızca zaten açık duran köşeden sürdü. Kâğıt eziğin olduğu yerde takılmadı.
“Altında bir çıkıntı arıyordum,” dedi. “Bulmadım. Bu da o sırada altında hiçbir şey olmadığı anlamına gelmez.”
Sözünü bitirmesini bekledim. Aceleyle kurulmuş bir açıklamanın ne kadar rahatlatıcı olabileceğini biliyordum. Sonra ona tutunur, uymayan her izi gözden kaçırırdık.
“Bunu bağımsız gözlemine ekle,” dedim. “Önceki ölçümün altına değil. Ne gördüğünü ve neyi çıkaramadığını ayrı yaz.”
Ekin Sorel başını sallayıp yeni bir sayfa açtı. Kael Varen ışığı sabit tuttu; ben kenarın yerini, Ekin Sorel’in tarif ettiği iki nokta arasında yeniden kontrol ettim. Ezik gerçekten kısaydı. Parmağımı biraz ilerletsem sağlam kenara geçecektim.
“Ret nüshasında aynı kesimin öteki parçası varsa...” dedim.
“Bunu henüz bilmiyoruz,” dedi Kael Varen.
Ona baktım. Sözümü kesişi sert değildi; gene de içimdeki telaşı yakalamıştı. “Biliyorum. Yalnızca oraya nasıl bakacağımızı düşünüyordum.”
“Ben de.” Işığı indirmedi. “Benden teslim imzası isterlerse, sırf kapıyı açtırmak için atmayacağım.”
Bunu daha önce kararlaştırmıştık. Şimdi elimizde belirli bir kenar vardı; imzanın bedeli de daha somut görünüyordu. Ret nüshasını görmeyi istiyordum. Kael Varen’in adını bir teslim işleminin devamına kendi elimizle bağlamayı değil.
“İmzasız, yerinde inceleme olanağını Ada Tanyel araştırıyor,” dedim. “Yoksa nüshaya bakmak için başka bir yol isteyeceğiz. Kaydı buradan çıkarmadan.”
Kael Varen ışığı bıraktı. “Bir şey daha var.”
Ekin Sorel kalemini durdurdu. Kael Varen’in yüzü, söyleyeceği şeyin izi değiştirmeyeceğini fakat benim ona bakışımı değiştirebileceğini haber veriyordu.
“Tanık kutusuna ilişkin havaleyi reddettiğim gün,” dedi, “bana nüshanın tamamlandığı söylendi. Nüshayı göstermediler. O zaman tamam denmesinin, kenarın da karşılaştırıldığı anlamına gelip gelmediğini sormadım.”
“Kim söyledi?”
“İletilen onayda ad yoktu.”
Öfkem, onun sormadığı soruya değil, bunu söylemek için beklediği yıllara yöneldi. Yine de önümdeki kâğıt o gün görmediği nüsha değildi. Onu şimdi bildiğimiz bir şeyle geçmişte yapmadığı bir inceleme için suçlayamazdım.
“Bunu kendi beyanına eklemek ister misin?” diye sordum.
“İsterim. Ama yazdığım beyanın içine sonradan sokmayacağım.”
“Yeni bir açıklama olarak yaz.”
Kael Varen başını eğdi. Kalem aramak yerine bir süre yerinden kıpırdamadı. Gözlerinin önüme bıraktığı o açıklığı, hemen bir işle doldurmak istemedim.
“Şimdi sana yaklaşmak istiyorum,” dedim. “Kaydı değil, seni düşünerek.”
Ekin Sorel çizimini ve yeni sayfasını alıp girişin öteki ucuna geçti. Ne konuştuğumuzu duymamaya çalışıyormuş gibi davranmadı; bize yalnızca yer bıraktı.
Kael Varen elini uzatmadan önce, “Ben de istiyorum,” dedi.
Aramızdaki küçük mesafeyi kapattım. Ceketinin açık yakasına tutunduğumda parmaklarımın titrediğini saklayamadım. Kael Varen beni belimden kendine çekti; yüzümü boynuna çevirdim. Bir an, ikimiz de kıpırdamadık. Kalbimin gürültüsü, söylemem gereken bir cümleyi bastırıyordu.
“Bana o gün sormadığın her sorunun cevabını borçlu değilsin,” dedim. “Ama bugün hatırladığını saklama.”
“Saklamayacağım.”
Başımı kaldırdım. “Beni öper misin?”
Dudakları önce dudaklarıma hafifçe değdi. Çekilmediğimi görünce yeniden öptü; ben de ceketini bırakmak yerine ona biraz daha sokuldum. Girişte bekleyen kâğıt, tanık, cevaplanmamış sorular yerlerindeydi. İçlerinden hiçbiri bu birkaç nefesi elimizden alamadı. Kael Varen ayrıldığında alnını şakağıma yasladı, ben de gözlerimi kapatıp onu öylece tuttum.
Sonunda geri çekilen bendim. “Yazalım,” dedim.
Ekin Sorel’e döndüğümüzde eziğin çizimini bitirmişti. Kenardaki gözlemini ne tahta çukurlarının nedeni ne de 17/04 baskısının tarihi olarak göstermişti. Kael Varen de kendi açıklaması için boş bir sayfa aldı. İlk satırı yazarken kapı vuruldu.
Ada Tanyel içeri girdiğinde kâğıdı örttüm. Bu, ondan saklamak için değildi; taşıdığı haberden önce neyi göstereceğimize birlikte karar vermek istedim. Elindeki başvuru numarasını söyledi. İtiraz kayda geçmişti. Ada Tanyel, onunla birlikte verdiği ayrı soruların henüz cevaplanmadığını, bu yüzden tanık nüshası, ses izi, iade aslı ve T17 hakkında yeni bir sonuca varmadığını da söyledi.
Ekin Sorel yeni çizimini gösterdi. Ada Tanyel kesilmiş kenardaki eziği dinlerken yüzündeki dikkat değişti.
“Bu bilgi başvuruya eklenmiş miydi?” diye sordu.
“Hayır,” dedim. “İtirazı değiştirmedik. Ekin Sorel’in gözlemi de henüz burada.”
Ada Tanyel başvuru numarasının yazılı olduğu kâğıdı ters çevirdi. Arka yüzünde kayıt biriminden aldığı kısa bir not vardı. Önce Kael Varen’e, sonra bana baktı.
“Ben itirazı teslim etmeden önce,” dedi, “aynı dosya için bir karşılaştırma isteği açılmış.”
Kutunun yerini soran önceki başvuruyu düşündüm. “Kimden?”
“Kimlik hanesini göremedim.” Ada Tanyel notu bana uzattı. “Ama istenen şey kutu değil. Kesilmiş kayıt kenarının ölçümü.”
Ekin Sorel’in kalemi sayfanın üzerinde hareketsiz kaldı. Ada Tanyel henüz dönmemişken bulduğumuz eziği, onun tuttuğu notta okuyordum. Başvuruyu yapanın bu kenarı nerede, ne zaman gördüğünü bilmiyordum.
Notu masaya bıraktım. Kael Varen yanımda duruyordu; ona uzanmadan elinin elimin yanında olduğunu gördüm. Ada Tanyel kâğıdın alt satırını gösterdi.
“Ölçümü istemekle kalmamışlar,” dedi. “Yarın kaydı teslim alacak kişi olarak Kael Varen’in adını yazmışlar.”