İçeriğe geç

Küller ve Ay Mührü

Bölüm 33 · 4 dk okuma

Küller ve Ay Mührü

Bölüm 33

Teslim Muhatabı

Ada Tanyel’in parmağı, Arven evinin girişinde açık tuttuğu kaydın son satırından ayrılmadı. “Burada ‘karşılaştırma yapılmadan inceleme kararı verilmesi’ isteniyor,” dedi.

Elimdeki sorgu dökümünü biraz aşağı indirdim. Ek beyanda karşılaştırma nesnesi hanesi boştu; şimdi o boşluğun ne işe yaradığına bakıyorduk. Nesneyi göstermeden, nesne hakkında karar almak istiyorlardı.

“İnceleme kararı neyi kapsıyor?” diye sordum.

“Metin bunu söylemiyor.” Ada kâğıdı bana çevirdi. “Yer talebi ilk başvuruda. Bu satır ise ek beyanda. İkisini tek bir talep gibi işleme koydurmasına izin vermem.”

Kael Varen yanımda kımıldadı. “Ret numaram ek beyanda geçiyor mu?”

Ada başını iki yana salladı. “Görebildiğim aktarımda yok.”

“Öyleyse elimdeki numara buraya nasıl bağlanıyor, bilmiyoruz.” Sorgu dökümünün kenarını bana doğru itti. “Bunu da açıkça yazmalıyız.”

Dökümde parmağının bıraktığı yere baktım. Ret numarası vardı. Altında kendi eliyle ayırdığı üç boşluk: havale nüshasının yeri, geri alanın adı, başvurunun dayanağı. Bunların hiçbirini doldurmamıştı. Eksik satırlara bakınca ona kızmam gerektiğini düşündüm; sonra boş bırakmanın ne kadar zor olduğunu hatırladım.

“Sen önce karar vermemizi istedin,” dedim. “Şimdi verelim.”

Kael Varen yüzüme döndü. Ekin Sorel, tanık kutusunun bulunduğu odanın eşiğinde, çizimlerini göğsüne bastırmış bekliyordu. Hepimiz duyabileceğimiz kadar yakındık; yine de kararın benimle Kael Varen arasında verilmesi gerekiyordu.

“Nüshayı başvurana vermiyoruz,” dedim. “Önce birlikte bakıyoruz. Ada Tanyel’e de ancak kayıt sırasını ve yetki dayanağını araştırması için gereken bilgiyi veriyoruz. Kutunun yerini değil.”

“Ses izini de değil,” dedi Kael Varen.

“Tanık nüshasıyla ses izi bağımsız doğrulanana kadar değil.”

Ada, “Ben başvuranın kimliğine ancak yasal erişim yolu varsa bakabilirim,” dedi. “Kaydın aslına ulaşmam da bugün elimdeki aktarımla aynı şey değil. Ama ilk başvuruyla ek beyanın işlem sırasını, havale bağlantısını ve 16/04 için gösterilen dayanağı araştırabilirim. Sonucu, doğrulayamadığım yerleri de belirterek getiririm.”

“İade aslındaki işaretin yönü?” diye sordum.

“Onu aslı olmadan doğrulayamam.”

Bu kez başımı ben salladım. T17’nin iki işlemi, 17/04 kazıması ve kutunun altındaki 16/04, masada yan yana duran tarihler değildi; birbirine üstün gelmeye çalışan iddialardı. Hangisinin önce gerçekleştiğini henüz bilmiyorduk.

Kael Varen dökümü benim tuttuğum yerden açtı. Ellerimiz kâğıdın karşılıklı kenarlarındaydı. Sorgu sorularını satır satır okuduk. Ret numarasına nasıl ulaştığını, kime başvurduğunu, hangi cevabın sözlü kaldığını yazmıştı. Sözlü cevabın yanına kanıt sayılmayacağını kendisi not düşmüştü.

“Burada beni koruyacak bir şey arıyorsan,” dedi alçak sesle, “yok.”

“Ben seni aklayacak satır aramıyorum.”

“Biliyorum.”

Ama gözlerini kaldırdığında bilmenin onu rahatlatmadığını gördüm. Kağıdı aramızda tutmaya devam ederek, “Ben hâlâ senin yanımda olmanı istiyorum,” dedim. “Yanımda olmak, bilmediğini söylemene engel olmamalı.”

Kael Varen’in eli dökümün kenarından çekildi. “Bazen tam da bu yüzden söylemek gecikiyor.”

“Bir daha gecikmesin.”

Cevap vermeden önce başını eğdi. Bu sessizlik, vereceği sözden kaçtığı bir sessizlik değildi; sözün ağırlığını ölçüyordu. “Gecikirse benden istemeni beklemeyeceğim,” dedi sonunda. “Kendim söyleyeceğim.”

Dökümü kapattım. Aramızda kâğıt kalmayınca ona yaklaşmak kolaylaştı, fakat Ada hâlâ karşımızdaydı ve Ekin Sorel eşikte bekliyordu. Kael Varen’in koluna dokundum. O da yüzüme bakıp bekledi.

“Sana sarılmak istiyorum,” dedim.

“Ben de.”

Kollarına girdiğimde beni hemen kendine çekmedi. Yaklaşmayı benim bitirmeme izin verdi. Sonra sırtımdaki eli yerleşti; titrememin geçmesini bekler gibi, acele etmeden. Yanağımı omzuna dayadım. Onun nefesi saçlarımın üstünde durdu.

Bizi ayıran şey bir ses ya da bir görev hatırlatması olmadı. Başımı kaldırıp yüzüne baktım. “Kararı değiştirmeyeceğim,” dedim.

“Bunun için sarılmadım.”

Dudaklarıma değmeden önce durdu. Ben aradaki mesafeyi kapattım. Öpücük kısa değildi; yine de orada bekleyen hiçbir şeyi unutturmadı. Ayrıldığımızda Kael Varen alnını benimkine yaslamadı. Gözlerimin içine baktı ve elini sırtımdan çekmeden, geri durmam için yer bıraktı. Ben çekilmedim.

Ekin Sorel’in kâğıt çevirdiğini duydum. Kael Varen’den ayrılıp ona döndüm. “İkinci baskı ucuna yeniden baktın mı?”

“Evet.” Eşikten ayrılmadan çizimini açtı. “Noktayı harfin parçası olarak çizmiyorum. Baskı ucuyla arasında boşluk var. Kısa çentik de hâlâ kutunun yüzünde; bağın üstündeki kesikle birleştiremiyorum.” Parmağı çizginin bağa ulaştığı yerde durdu. “Bağın altındaki devamı görmeden yön söyleyemem. Lifi ikinci mührün altında sınamak için bulduğum güvenli bir yol da yok.”

“Öyleyse mühür kapalı kalacak,” dedim. “Ek bölümü yerleştiren kişiyi, yazıyı basanı ve kesiği açanı tek kişi saymayacağız.”

Ada not aldı. Kael Varen, “Ret nüshasının aslını ararken havale içeriğini de ayrı tutacağım,” dedi. “Birini bulmam ötekini kanıtlamaz.”

Ada kâğıdını toplarken son sayfayı çevirdi. Yüzündeki dikkat değişti. “Bir satır daha var,” dedi. “İlk başvuruda değil. Ek beyanın teslim bölümünde.”

“Ne yazıyor?”

Kâğıdı katlamadan bana uzattı. Karşılaştırma nesnesi hanesi boş bırakılmıştı. Teslim muhatabı hanesine ise tam ad yazılmıştı: Kael Varen.

Kael Varen yanıma geldi; adı benim gözümün önünde dururken onun kâğıda baktığını gördüm.

“Bu başvuruyu ben yapmadım,” dedi.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.