İçeriğe geç

Küller ve Ay Mührü

Bölüm 23 · 3 dk okuma

Küller ve Ay Mührü

Bölüm 23

İkinci İşaret

Notun son satırından gözlerimi kaldırdığımda hâlâ Arven evinde, tanık kutusunun yanında duruyordum. Kâğıdı tutan parmaklarım titriyordu. Kael Varen masanın öbür ucunda bekliyor, Ekin Sorel ise notu değil, yüzümü izliyordu.

“İki kez,” dedim. “Aynı ek neden iki kez iade kaydına girer?”

Ekin Sorel elini uzatmadı. “Ada Tanyel üstteki karşılaştırma sütunlarını da geçirmiş. Bakabilir miyim?”

Notu masaya bıraktım. Ekin Sorel kâğıdı kendine çevirdi, iki dar sütunun arasına tırnağını koydu. Mürekkep o kadar soluktu ki az önce onları tarihin kazındığı satıra ait çizgiler sanmıştım.

“Birinci kaydın karşısında ‘halkasız’ yazıyor,” dedi. Parmağı aşağı indi. “‘Halkalı’ ikinci kaydın karşısında.”

Kutunun kenarındaki metal halkaya baktım. Koyu lif içinden geçiyordu; T17 damgası yerindeydi. Ama Ada Tanyel’in aktardığı karşılaştırma doğruysa, T17 ilk kez kayda geçtiğinde o halka orada değildi.

“Bu, halkayı kimin taktığını söylemiyor,” dedim.

“Hayır,” dedi Ekin Sorel. “Hatta iki kayıtta kutunun bizzat karşılaştırıldığını da aslını görmeden kesinleştiremeyiz. Ada Tanyel gördüğü sütunları aktarmış.”

Kael Varen’in bakışı halkadan notuma döndü. “İlk tarihin kazınması şimdi daha önemli. Halkasız kayıt, benim reddettiğim havaleden önceyse—”

“Ya da sonraysa?” diye sözünü kestim.

“İkisi de mümkün.”

Dürüst cevap buydu. Yine de içimde bir şey sertleşti. Kael Varen’in ret çentiğine benzeyen baskı, bağın üstündeki K.V. harfleri, şimdi de halkası sonradan kayda girmiş bir T17. Bütün bu izlerin ortasında onun sesini sakin duymak bana bir an dayanılmaz geldi.

“Sen o havaleyi reddettiğinde neyi engellediğini sanıyordun?”

Kael Varen gözlerini kaçırmadı. “Bana içeriğini göstermediler. Kutuyu da görmedim. Bir şeyi engellediğimi değil, görmediğim bir şeye adımı vermediğimi sandım.”

“Bunu biliyorum.” Sesim yükseldi. “Ama ret kaydını aramayı sen üstlendin. Orada ne bulursan önce bana getireceksin; bunu da biliyorum. Sormadığım şey şu: Kaydı bulduğunda kendi adını korumakla benim gerçeği öğrenmem arasında kalırsan ne yapacaksın?”

Ekin Sorel başını eğdi. Odadan çıkmadı. İyi ki çıkmadı; önümdeki notun ve kutunun yanında bir tanık daha bulunmasını istiyordum.

Kael Varen uzun süre cevap vermedi. “Sana göstereceğim,” dedi sonunda.

“Bulduklarını mı? Yoksa gösterebildiklerini mi?”

Sözcüklerim ona değdi; bunu çenesinin sıkılışından gördüm. Kael Varen masadan bir adım uzaklaştı. Bana yaklaşmak yerine aramıza boşluk koyması, söyleyeceklerini daha ağırlaştırdı.

“Bulduklarımı. Bulamadıklarımı da. Cetvelin yerini, nüshanın nerede tutulduğunu, geri alan için bir kayıt olup olmadığını. Kaydın üstünde benim adım varsa onu da saklamayacağım.” Nefes aldı. “Ama benden, o gece bilmediğim bir şeyi biliyormuşum gibi konuşmamı isteme.”

“İstemiyorum.” Notun kenarını düzelttim. “Bilmediğini söylemeni istiyorum. Özellikle de bana bakarken.”

Gözleri yüzümde kaldı. İlk kez kaç satırlık kaydı birlikte açtığımızı düşündüm; hiçbirinde bir insanın yüzüne bakmak bu kadar güç olmamıştı.

“Haklısın,” dedi. “Az önce ‘önceyse’ dedim çünkü ret kararımın bir işe yaramış olmasını istedim. Bunu kanıttan değil, kendimden çıkardım.”

Öfkem bir anda geçmedi. Fakat onun söylediği şeyin altına sığınacak bir mazeret eklememesi, nefes almama yetecek kadar yer açtı.

Ekin Sorel notun üzerine boş bir kâğıt koydu. “Ada Tanyel’in aktardığı sözcükleri aynen ayırıyorum. Halkasız, halkalı. Yorumlarını alta yazacağım. Böylece iade aslını gördüğümüzde hangisinin kayıt, hangisinin çıkarım olduğunu karıştırmayız.”

“Lifin ikinci mührün altına girdiğini de yazma,” dedim. “Hâlâ bilmiyoruz.”

“Yazmam.”

Kael Varen’e döndüm. “Halkayı yerinden oynatmayacağız. Nüshayı da gidip almayacaksın.”

“Birlikte karar verene kadar hayır.”

“İkinci mühür kapalı kalacak. Kutu ve kâğıt da benim onayım olmadan buradan çıkmayacak.”

Kael Varen başını salladı. Sözlerini şimdiye kadar defalarca sınamıştım. Bu kez, onları söylerken ne kadar yorgun göründüğünü fark ettim. Onu bağışladığım için değil; yorgunluğunun beni hâlâ ona çekmesine kızdığım için yakasına uzandım.

Kael Varen kıpırdamadı. Parmaklarım ceketinin kumaşına tutununca alçak sesle, “Kal,” dedim. “Ama bilmediğini biliyormuş gibi söyleme.”

“Kalırım.”

“Bunu da bir kanıt saymıyorum.”

“Sayma.”

Onu kendime çektim. Öpüşmemiz kısa sürdü; Kael Varen’in eli yalnızca sırtıma yerleşti, ben uzaklaşınca da çekildi. Kafamı göğsüne yasladığım bir an boyunca kalbinin hızlı atışını duydum. Sonra notun önüne dönüp Ekin Sorel’in yazdığı iki sözcüğe baktım. Kael Varen yanıma geldi, fakat kâğıda dokunmadı.

“Tanık nüshasıyla ses izini ayrı doğrulatacağız,” dedim. “İade aslındaki işaretin yönünü de kâğıttakiyle karşılaştıracağız. Ek bölümü yerleştireni, bağdaki yazıyı basanı, T17’nin iki işlemini ve kazınmış tarihi araştıracağız. Bunların hiçbirini bu not tek başına çözmüyor.”

Ekin Sorel kalemini kaldırdı. “Bir şey daha var.”

Ada Tanyel’in sütunların altına geçirdiği küçücük işareti gösterdi. İkinci kaydın, *halkalı* sözcüğünün yanındaki işaretin aynısı kutunun bağında, “Ek bölüm hazır” yazısının hemen altında soluk bir baskı olarak duruyordu. Daha önce onu harfin kuyruğu sanmıştım.

Ekin Sorel bana baktı. “İşaretin ne anlama geldiğini bilmiyorum. Ama ikinci işlemle bu yazı aynı işareti taşıyor.”

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.