İçeriğe geç

Küller Üstünde

Bölüm 12 · 5 dk okuma

Küller Üstünde

Bölüm 12

12. Bölüm- Derin Sessizlik

Kaan’la sevgili olalı birkaç gün olmuştu ama içimdeki huzur beklentisi hiç gelmedi. Aksine… daha gerginim. Daha dikkatliyim. Çünkü onun hayatı sırlarla örülü. Ve ben… bu sırların tam ortasındayım.

O sabah gözünü bile kırpmamış gibiydi. Konuşmuyordu. Oysa normalde her sabah beni saçma bir espriyle karşılar, gülümsetmeden bırakmazdı. Ama şimdi… sessizliği midemde bir taş gibi oturuyordu.

"Kaan? İyi misin?"

Cevap yok. Sadece başını salladı.

Bir şey olmuştu. Ve ben, onun iç dünyasına girebildiğimi sandığım anda yine duvarlarına çarpmıştım. O an anladım. Aşk, sadece kalbe değil… sabra da ihtiyaç duyuyordu.

Öğleden sonra bir harita getirdi. Eski bir defterin arasına sıkışmış, kenarları yanmış bir şeydi. “Bu yer… geçmişte yaşananların merkezindeymiş,” dedi. “Buraya gitmemiz gerek.”

"Biz?" diye sordum.

“Sen tek başına gidersen, içeri giremezsin,” dedi kısık bir sesle. “Anahtar sende. Ama mekanizma… bende çalışıyor.”

Bu cümle bile içimde ürperti yarattı. O kadar şey biliyordu ki… ama hâlâ anlatmıyordu.

Akşam, o haritadaki yere doğru yola çıktık. Terkedilmiş bir tren istasyonunun hemen arkasında, taş bir binaydı burası. İçerisi karanlıktı. Ve sessiz. Nefes alışlarımız bile yankı yapıyordu. Tozlu bir masa, kırık camlar, ve duvarda sökülmüş bir saat.

Kaan ilerledi. Ben de peşinden.

Bir noktada durdu ve duvara eliyle dokundu.

Tık.

İçeriden bir şey döndü.

"Duydun mu?" diye sordu.

Başımı salladım.

"Orada biri var."

Birden, karanlıkta bir gölge hareket etti. Silah sesi değildi bu—ama ani, metalik bir tınlama vardı. Kalbim boğazıma tırmandı.

"Kaan?!"

"Sessiz ol," dedi. Sesi sertti, yabancı gibiydi.

"Sakın ayrılma. Birileri bizi izliyor olabilir."

Göz göze geldiğimiz an... içindeki korkuyu gördüm. Beni kaybetmekten korkuyordu. Ama daha fazlası vardı.

Kaan bir şey biliyordu. Ve bu, sadece onun geçmişiyle değil, benim geleceğimle ilgiliydi.

Bakışları bana döndü, dudaklarını hareket ettirdi.

"Bana güveniyorsun, değil mi?"

Gözlerini, o kadar dikkatle incelediğim gözlerini bu kadar yakın görmek... Benim için kolay değildi. O kadar çok şeyi saklamıştım ki, her şeyin bir anda ortaya çıkmasını istemiyordum. Ama yine de, güveniyorum demek gerektiğini düşündüm. İçimde bir his var gibiydi, belki de ona güvenebilirdim.

Ama yine de bir şeyler eksikti.

"Evet." dedim, sessizce. Sadece bir kelime, ama anlamı o kadar derindi ki...

İçimde kaybolan bir şey vardı, ama bunu ona nasıl açıklayacağımı bilmiyordum. Bir de, kalbim doğruyu söylemekte zorlansa da, kendime güveniyorum diye düşündüm. Kaan, bana güveniyordu; peki ya ben ona?

Kaan başını hafifçe eğdi, dudakları kıvrıldı ama gözlerindeki derinlik değişmedi. Bu sorunun anlamı sadece güvenle ilgili değildi. O sorunun altında başka şeyler yatıyordu.

Bir süre sessiz kaldık. Tren istasyonunun gürültüsü etrafımızı sarıyordu. Ama o an, sadece birbirimizin yüzlerine odaklanmıştık. O kadar yakın, ama yine de o kadar uzak…

Kaan derin bir nefes aldı, sonra kararlı bir şekilde konuştu:

"Bir şeyler var, değil mi? Benden sakladığın."

Bu cümle, beklediğim bir şeydi ama yine de kalbim yerinden sıçrayacak gibi oldu. Bunu hemen inkar etmek istemedim.

"Hayır," dedim, biraz daha sert bir şekilde. "Sadece..." kelimeler takıldı, ne söyleyeceğimi bilemedim.

"Sadece ne?" dedi, gözlerini benden ayırmadan. Sesinde bir kararlılık vardı. "Benden neyi saklıyorsun?"

Bir an, yüzümdeki maskeyi biraz daha araladım. Kaan’a güvenmeyi istemiştim, ona güvenmek… ama bir şeyler hala eksikti. Gözlerim onunkilerle buluştuğunda, içimdeki ses bir kez daha bağırdı: "Beni tanımıyorsun, Kaan."

Ve içimdeki belirsizlik, o sessiz boşlukla birleşti.

"Sadece..." dedim, bir adım geri çekilerek, "sadece henüz hazır değilim.

Bir an daha sessiz kaldık, yalnızca trenin garip ritmi etrafımızı sardı. Ama Kaan hala bana bakıyordu, sanki her şeyin farkındaymış gibi. O an, içimdeki tüm duvarları görmek istiyordu. Ve belki de ben, bu duvarları onun önünde son bir kez yıkmaya hazırdım.

Ama hala, bir adım daha geri gitmem gerekiyordu.

Kaan’a bakarken bir an her şeyin fazlasıyla karmaşık olduğunu düşündüm. O an, sadece bir adım geri atıp uzaklaşmak, biraz daha soluk almak istiyordum. Gözlerimdeki karmaşa her geçen saniye büyüyordu.

Fakat, tam da o anda, kulaklarımda bir gariplik fark ettim. Birkaç adım ötemizde, gölgeler içinde bir hareketlenme vardı. Herhangi birinin normalden farklı bir şekilde yürüdüğünü fark ettim. Etrafımda aniden artan sesler… Hızla kulağımın ucunda yankı yapmaya başladılar. Bir şeyler yanlış gidiyordu.

Bir an önce Kaan’a doğru döndüm, ama gözleri dehşet içinde, bir şeylerin farkına varmaya başlamıştı. Gözlerini sabitledi ve başını hafifçe eğdi, dudakları titriyordu.

"Onlar... Buradalar." Kaan’ın sesi titredi.

Benim içimdeki korku büyümeye başlarken, Kaan’a baktım ve hemen kulak kesildim. Arkadaşlarının yüzlerini tanıyordum. Onlar… kötü adamlardı.

Karanlık bir geçmişin izlerini taşıyan insanlar. Bizi takip etmişlerdi.

Bir ses, ani bir çığlık, sonra korkutucu bir gülüş duyuldu. Bir anda etrafımızı saran karanlık figürler belirmeye başladı. Üzerlerindeki siyah giysiler, eldivenler ve maskelerle her şey daha da korkutucu hale geliyordu.

Kaan, bana yaklaşmaya çalışan bir adamı fark etti ve hemen kolumdan tuttu. "Deniz, dikkat et!" dedi, ama benim içimdeki güç, kelimelere sığmayacak kadar büyüktü.

Hızla arkamı döndüm, bir adam hemen bana doğru koştu, yüzündeki ifadesi sertti. Ama ben ona yalnızca birkaç saniye verdim. Gözlerimdeki öfke, vücudumdaki gücü yeniden hissettirdi. Adımlarımı hızlandırıp ona doğru fırladım.

Görünüşe göre bu adam benimle karşılaşmayı beklemiyordu.

Düşündüğünden çok daha hızlı hareket ettim. Elleriyle vücudumu tutmaya çalıştı ama ben ondan önce güçlü bir tekme ile karın kısmına vurdum. Adam aniden yere düştü. Diğerleri şaşkın bir şekilde durakladı.

"Bunlar daha fazla olmadan uzaklaşmalı!" Kaan’ın sesi, hala paniği hissediliyordu. Ama ben, içimdeki savaşı kazanmıştım.

Yavaşça bir adım attım, ardımda Kaan vardı ama gözlerim sadece karşımdaki düşmanlardaydı. Onlara hiçbir şans tanımayacaktım.

"Siz... Burada durun." dedim, sesim soğuk ve netti. Ellerim, savaşçı bir kadının duruşuyla, vücudumu hazırlıyordu. “Beni küçümsemeyin. Bu gece sadece birine ihtiyacınız vardı… Ve o kişi ben olacağım.”

Adamlar arasında birkaç kişi birbirine baktı. Kimse hamle yapmaya cesaret edemedi. Çünkü onların karşında, sadece bir kadının değil, karanlıkla savaşmaya hazır bir savaşçının durduğunu fark ettiler.

Bir adam daha hamle yaptı, ama ben ne kadar güçlü olduğumu tekrar göstermek için aynı hızla onun üzerine fırladım. Kısa ama etkili bir dövüş, birkaç saniye içinde ona da karşılık verdim. Yerden kalkmaya çalışan adam, ne kadar zorlasalar da, artık hiçbir şey yapamayacak durumda değildi.

Kaan’ın gözlerinde şaşkınlık vardı. Ama bu kez, onun güvenini kazandığımı hissediyordum. Çünkü şimdi anlıyordu, beni sadece güvenmekle değil, güçlü olduğumu bilerek de yanımda olmalıydı.

Etrafımızdaki kötü adamlar, biraz daha temkinli bir şekilde geri çekildiler. Ama o kadar korkmadılar. Ne yazık ki, onların şiddetle yüzleşmeye hazır olduklarını biliyordum. Ve ben, buna karşılık vereceğimi çok iyi biliyordum.

“Durun!” diye bağırdı biri, karanlık bir şekilde gülümseyerek. “Siz, sadece geçici bir engelsiniz. Ama bu geceyi unutmayın.”

Bunu demek için o kadar cesur bir şekilde yaklaşsa da, karşısında beni görmek, ona büyük bir ders verecekti.

Ve bu dersin sonunu ben yazacaktım.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.