İçeriğe geç

Küller Üstünde

Bölüm 10 · 3 dk okuma

Küller Üstünde

Bölüm 10

10. Bölüm- Karanlık ve Işık Arasında

O an, her şey bir yalan gibi geldi. Bütün yaşadıklarım, hislerim, Kaan’la olan bağım, bir anda anlamını yitirmişti. Kaçırıldığım o karanlık odada geçen her saniye, beynimde bir bıçak gibi izler bıraktı. Odaya dair tek hatırladığım şey, soğuk taş duvarlar ve damarlarımdan hızla akan korkuydu. Ama şimdi... şimdi buradaydım. Kaan’ın kollarında. Güvende, ama kalbimde hâlâ bir delik vardı.

Gözlerimle yerleri taradım. Kendimi henüz toparlayamamıştım. O kadar acı vardı ki içinde bulunduğum bu travma, içsel bir savaş gibi zihinimi kemiriyordu. Kaan’ın sesini duyduğumda, bir an bile olsa, bu karanlıktan kurtulmuş gibi hissettim.

“Beni tut, Kaan… Lütfen…” Bu sözler ağzımdan döküldü. Söylediklerimin ne anlama geldiğini tam olarak bilmiyordum ama şu an, onun buradayken her şeyin geçeceğine inanmak istiyordum.

Kaan’ın elleri sertti ama nazikti. İçindeki öfke ve savaş, beni sarhoş ediyordu. O an ne kadar güvendiğimi, ne kadar kırıldığımı fark ettim.

Yavaşça başımı kaldırdım. Kaan’a baktım. Gözlerinde bir öfke, bir korku vardı, ama en çok bir suçluluk vardı. Kendisini suçluyor gibiydi.

Ama ben de suçluydum. O kadar çok kez geri çekildim, ona güvenmemek için binlerce neden buldum. Ama şunu biliyordum: Kaan, bana her şeyin ötesinde bir şey veriyordu. Bunu kelimelerle açıklayamam. Ama ne olduğunu hissedebiliyordum.

Hala titriyordum, hala korkuyordum. Ama o oradaydı. Birlikte olmasak da, birlikte değilsek de, o bana bir ümit vermişti. Karanlıkta. Ve bu karanlıkta birlikte mücadele etmeye başlamıştık.

Kaan, ellerimi sıkıca tutarak beni doğrulttu. “Buradayım,” dedi, sesi derin, kararlı ve içindeki öfke ile hıçkırık arasında bir yerdeydi. “Buradayım ve sana zarar vermem. Bunu sana söyledim, unutma.”

Ve ben, ona bakarken, bir yandan da kendi içimdeki korkuyu yok etmeye çalışıyordum. Bunu başaramıyordum ama ona güvenebileceğimi, belki de nihayet güvenebileceğimi düşünmeye başladım.

Birlikte sessizce yürüdük. O kadar çok şey söylemek istedim ki, ama kelimeler boğazıma takılıp kaldı. Yavaşça odadan çıktık, Kaan’ın sıcaklık veren vücudu her adımda bana biraz daha güven veriyordu. Her şey çok karmaşıktı. Hâlâ birbirimizi anlamıyorduk belki, hâlâ ikimiz de yanlış yapıyorduk ama bir şekilde birbirimizin içindeydik, farklı bir dünyadaydık ve bir noktada birleşiyorduk.

Kaan, beni mutfağa götürdü. Gözlerim hâlâ yorulmuştu ama o, bana en basit şeyi sunmak istiyordu; biraz huzur. Kaan, mutfakta çalışıyordu, sabah kahvaltısını hazırlıyordu. Her hareketi sakin ve dikkatliydi, bana karşı daha önce görmediğim bir tür özen gösteriyordu.

Kısa bir süre sonra, masaya koyduğu kahvaltı ve sıcak ekmek kokusu her şeyi biraz olsun yumuşatıyordu. O an içimdeki karanlık bir nebze olsun kaybolmuş gibiydi. Birkaç saniye sessizce oturduktan sonra, gözlerimi Kaan’a çevirdim.

“O kadar korktum ki, Kaan…” diye fısıldadım. Gözlerim dolmuştu. “Bütün o karanlık, her şeyin kaybolmuş olduğunu hissettim. Bir başıma kalmıştım. Ama…” İçimden geçenleri ifade edemedim. Gözlerimdeki korkuyu görebiliyordu, çünkü bu kez kelimelere dökmek zorundaydım.

Kaan bir an duraksadı. Sonra gözlerime baktı ve bir gülümseme yerleşti yüzüne, ama o gülümseme hüzünlüydü. “Beni bıraktığında seni koruyamamıştım, seni tek başına bırakmak zorunda kalmıştım. Ama sana her zaman söz vermiştim, bunu asla unutma,” dedi. Sesindeki o yumuşaklık, içimde bir yerleri sarstı.

Kahvaltıyı yaparken, birden konu değişti. Sohbet etmeye başladık. İki yabancı gibi, ama bir şekilde birbirimizi tanıyorduk. Kaan, sessizdi ama nazikti. Benimle, geçmişi sorgulamadan, kendisi hakkında hiçbir şey paylaşmadan... Sadece şu an vardı. Ve ben de ona güvenmeye başlamıştım. Birlikte gülüp, birlikte sessizliğe büründüğümüz anlar, kendimi daha güçlü hissetmemi sağlıyordu.

O an ne kadar karışık olduğumuzu fark ettim. İçimdeki korku, öfke ve güven eksikliği bir arada dans ediyordu. Ama Kaan’a doğru adım attıkça, bu karmaşanın içinden bir yol çıkabileceğini düşündüm. Belki bu karanlık geceyi atlatabiliriz. Belki... belki o ve ben, aynı takımda olabilirdik.

Yavaşça kahvaltımızı bitirip, dışarıya bakarak "Sonsuza kadar güvenmem gerekmez. Ama bu anı yaşamalıyız," dedim.

Kaan bana doğru bakarak, “Bunu yapabiliriz,” dedi. Gözlerinde o karanlık ama bir o kadar da parlak bir ışık vardı.

Ve o ışık, beni tekrar hayatta tutuyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.