Ertesi gece, şehrin en yüksek kulesinin tepesinde buluştular. Alaz, siyah peleriniyle gecenin bir parçası gibi duruyordu. Lara ise cebinden gizlice getirdiği eski bir boya fırçasını çıkardı.
"Bana ne hissettirdiğini anlat," dedi Alaz. Sesi bu sefer daha yumuşaktı.
Lara, parmak uçlarıyla Alaz’ın avucuna dokundu. Alaz hafifçe irkildi ama elini çekmedi. "Mavi," dedi Lara, "Huzur demektir. Okyanusun bitmediği, gökyüzünün seni yutmadığı bir yer gibidir. Soğuktur ama üşütmez."
Alaz gözlerini kapattı. "Ben sadece siyahı biliyorum, Lara. Boşluğu ve sessizliği."
Lara, Alaz’ın elini kalbinin üzerine koydu. "O zaman hissetmeye çalış. Çünkü renkler gözle görülmez, onlar burada başlar."
Tam o sırada şehrin sirenleri acı acı çalmaya başladı. Yasaklı bir duygu, yasaklı bir temas tespit edilmişti. Muhafızlar yoldaydı. Alaz, Lara’nın elini sıkıca tuttu.
"Koşmamız gerek," dedi Alaz. "Artık sen de bir kaçaksın, kehribar kızı."