İçeriğe geç

Kül ve ayna

Bölüm 1 · 2 dk okuma

Kül ve ayna

Bölüm 1

1.Bölüm Yabancı yüzler, tanıdık gölgeler

Son üç yıldır zihnim, içi boşaltılmış eski bir ev gibiydi.

​Duvarlar duruyordu, odalar duruyordu ama içeride bana ait hiçbir eşya yoktu. Geçmişim, yirmi bir yaşıma bastığım o yağmurlu gecede geçirdiğim kaza ile silinip gitmişti. Doktorlar buna "travma sonrası amnezi" dediler. Ben ise basitçe hırsızlık diyordum. Zihnim, hayatımı benden çalmıştı.

​Adım Alara. En azından kimliğimde öyle yazıyor.

​İstanbul’un arka sokaklarındaki küçük bir restorasyon atölyesinde eski tabloları tamir ederek hayatımı kazanıyordum. Çatlamış boyaları tamamlamak, zamana yenik düşmüş tuval bezlerini onarmak bana iyi geliyordu. Belki de kendi kırıklarımı tamir edemediğim için başkalarının eskilerinde şifa arıyordum.

​O gün, Galata’daki prestijli bir sanat galerisinin açılışı için davetiyem vardı. Patronum rahatsızlandığı için onun yerine gitmiştim. Şehrin elit kesimi, şampanya kadehleriyle salonu doldurmuş, duvarlardaki modern tablolar hakkında süslü cümleler kuruyordu.

​Ben ise salonun en karanlık köşesinde duran, henüz sergi kataloğunda yer almayan devasa bir tablonun önünde donup kalmış durumdaydım.

​Tablo, alevler içinde yanan görkemli bir Viktorya dönemi malikanesini tasvir ediyordu. Gökyüzü siyah ve kızıl dumanlarla kaplıydı. Ancak beni kilitleyen şey yangın değildi.

​Malikanenin ikinci katındaki kırık pencerede duran kadındı.

​Yüzü tam olarak seçilmiyordu ama üzerindeki zümrüt yeşili elbise ve boynundaki gümüş madalyon... Her gece rüyamda gördüğüm şeyin birebir aynısıydı. Nefesimin kesildiğini hissettim. Göğsüme batan o tanıdık sızı yeniden başladı.

​"Sanatçının en karanlık eseridir," dedi arkamdan gelen derin, pürüzsüz bir ses.

​Hızla arkama döndüm.

​Karşımda duran adam, siyah bir takım elbise giymişti. Keskin elmacık kemikleri, hafif kirli sakalı ve en önemlisi... gece kadar karanlık, insanı delen bakışları vardı.

​"Ruhun yangınını resmetmiş," diye devam etti adam. Bana doğru bir adım attı. Aramızdaki mesafe kısaldıkça içimde anlamlandıramadığım bir tehlike çanı çalmaya başladı. Ama aynı zamanda, garip bir şekilde, geri kaçmak istemiyordum.

​"Siz... bu tablonun sahibini tanıyor musunuz?" diye sordum, sesimin titremesini engelleyemeyerek.

​Dudaklarının kenarında belirsiz, tehlikeli bir tebessüm kıvrıldı. Eliyle tablonun sağ alt köşesindeki imzayı işaret etti.

​"Tanıyorum," dedi gözlerimin içine bakarak. "Cünkü onu ben yaptım, Alara."

​Adımı söylediğinde vücudumdan bir elektrik akımı geçti. Onu daha önce hiç görmemiştim. Ya da... gördüysem bile hatırlamıyordum.

​"Adımı nereden biliyorsunuz?" dedim, sesim bu kez bir fısıltıdan ibaretti.

​Adam bana doğru eğildi. Kokusu —sedir ağacı ve hafif bir duman kokusu— etrafımı sardı.

​"Ben senin sadece adını bilmiyorum Alara," dedi fısıltıyla. "O tablodaki yangını kimin çıkardığını da biliyorum. Ve en önemlisi... o gece o evden nasıl kaçtığımızı da."

​Nasıl buldun? Girişin temposu, merak unsuru ve karakterler arasındaki çekim senin istediğin tarzda oldu mu?

Bölüm sonu

1 yorum