Işıklar Minhonun yüzüne vuruyordu; akmış makyajı artık daha da korkunc gözüküyordu. Beyaz boyanın altından gerçek teni gözüküyordu.Ağzının kenarındaki kırmızı boya dağılmıştı.
Minho mikrofonu kaldırdı.
“Bu gece.. aramızda yeni bi misafir var."Ses cızırtılı ve bozuk cıkmıstı, seyirciler alkıslamaya basladı Jısungun midesi bulnaıyordu, cünkü Minho hala ona bakıyordu. Hiç göz kırpmadan."Umarım"dedi yavaşça "kaçmaya calısmaz."Gösteri bittiğinde insanlar aceleyle dışarı çıktı.Kimse konuşmuyordu. Jısungda sirkten çıkmalıydı. Mantıklı olan buydu. Ama ayakları haraket etmedi Sanki içerde hala bitmemiş bişey vardı.Daha sonra sahnenin arkasından metal bir şeyin düsme sesi geldi. Ardından boguk bi bagırma sesi geldi. Kimse dönüp bakmadı bile. Sanki herkes duymazlıktan gelmeye alısmıs gibiydi.
Kalbi hızlanırken perde tarafına baktı. Siyah kumaş hafif aralıktı. İçeriden loş sarı ışık sızıyordu.Jısung düsünmeden yürümeye basladı. Kulisin içi sahneden daha korkunçtu.
Dar koridorlarda ağır pudra kokusu vardı; eski boya, ter ve pas karışımı mide bulandırıcı bir hava. Tavandan sarkan ampuller titriyordu. Bir yerde gramofon hâlâ dönüyordu ama müzik yavaşlamıştı şimdi. Jısung birkac adım attı ve durdu
Koridorun sonunda biri vardı.
Minho.
Sırtı dönüktü. Kırmızı ceketi omuzlarından yarıya kadar düşmüştü. Aynanın önünde oturuyordu ama makyajını silmiyordu. Sadece hareketsizce aynaya bakıyordu, gözleri Jısunga kaydı.Ufak bi sessizlik olustu.
Minho yavaşça ayağa kalktı.
Çanlı kemerindeki küçük metal parçaları hareket ettikçe ince ince ses çıkardı. Yaklaştıkça makyajının ne kadar berbat halde olduğu daha net görünüyordu; siyah boya boynuna kadar akmıştı. Jısung istemsizce geri çekildi.
Minho bunu fark etti.
Gülümsedi.
“Bak işte,” dedi alçak sesle.
“Bu daha gerçek.”