Levent, tabletin ışığı gözlerine yansırken arkasına yaslandı. "Gece Ressamı," diye tekrarladı, sanki tadına bakıyormuş gibi. "Sanatçı, kurbanlarını notalara, cinayet mahallerini ise bir senfoniye dönüştürüyor. Ve şimdi, Deniz, bu senfoninin adını bulduk." Deniz, genç bir heyecanla başını salladı. "Ve elimizde bir ritim kalıbı var, Başkomiserim. Duvarlardaki notasyon, 'Allegro Moderato' hızında, kırmızı boya darbelerinin yoğunluğu ise vuruşların şiddetini gösteriyor. Bu bir resim değil, bu bir partisyon." "Harika," dedi Levent. "Peki, bu partisyon neyin parçası? Ünlü bir eser mi? Yoksa katilin kendi bestesi mi?" Tam bu sırada telefon çaldı. Arayan, Levent'in eski bir dostu ve adli tıp uzmanı olan Dr. Ayşe idi. "Levent," dedi Ayşe'nin sesi, her zamanki gibi sakin ama ciddiyetle. "Toksikoloji raporu geldi. Elif Arslan'ın kanında yüksek dozda LSD izlerine rastladık. Tamamen halüsinasyon gördüğü bir anda ölmüş. Ve ölüm nedeni... Kalp durması. Boğuşma izi yoktu, çünkü boğuşmadı. İnce iplikler ise... onlar sadece süsleme. İpliklerde, kurbanın DNA'sıyla karışık, sadece sanat atölyelerinde kullanılan çok özel bir tür verniz kalıntısı var." Levent elini çenesine götürdü. "Katil, kurbanlarını zehirliyor ve onları bir 'deneyim' sırasında öldürüyor. LSD, ritim, kırmızı boya... Bu adam kendini bir besteci, bir şef olarak görüyor." yavuz yıldırım ( katil) İstanbul'un kışı, o gece bir katilin ruhunda sakladığı ateşle ısınacaktı. Yavuz, isminin aksine uysal bir görünüşe sahip, otuzlu yaşlarının ortasında, mimariden çok sanata meyyal bir adamdı. Şehrin karmaşık ritmini zihnindeki 'eserine' yediren biriydi. Elif Arslan, onun ilk 'tamamlanmış' eseriydi, bir uyandırma çağrısı. Ancak Yavuz'un planı, o akşam bir kafede tesadüfen karşılaştığı bir siluetle bozuldu. Kadın, köşede, solgun bir sarı ışık altında, küçük, siyah bir deftere hummalı bir şekilde bir şeyler çiziyordu. Saçları, o gri Ocak sabahına inat, parlak, koyu bir siyahtı. Yüzü, bir heykeltıraşın en hassas dokunuşuyla şekillenmiş gibiydi; keskin ama narin. Adı Zeynep'ti. Mimar Sinan'da iç mimarlık öğrencisiydi ama ruhu, kaligrafiye ve eski Türk sanatlarına aitti. Yavuz, onu ilk gördüğü anda hissettiği şeyin, daha önceki kurbanlarında aradığı o "mükemmel vuruş" olmadığını fark etti. Bu, bir takıntı, bir saplantı ve en önemlisi, eserinin kusurlu olmasını kabullenme isteğiydi. Zeynep, kurban değil, eseri mükemmelleştirecek, onu tamamlayacak o son nota olmalıydı. Yavuz, kahvesini yudumlarken, Zeynep'in çizim yaptığı parmaklarına odaklandı. O parmaklar, katilin zihninde, kanlı bir fırça yerine, beyaz bir sayfada, hayatın estetiğini yeniden çizecekti. Ertesi gün, Yavuz, Elif Arslan cinayetinin haberlerini okurken, artık kurbanları umursamadığını fark etti. Tek düşündüğü, Zeynep'i bulmak ve ona kendi sanatını göstermekti. Bir hediye olarak değil, bir ortaklık teklifi olarak. Karakol Karakolda, Komiser Yardımcısı Deniz, yeni bulgularla Levent'in yanına geldi. "Başkomiserim, Elif Arslan'ın telefonundan çıkan son mesajlar arasında ilginç bir detay var. Birkaç hafta önce, 'Yavuz' adında birinden bir mesaj almış. Mesajda, Elif'in bir sergi için yaptığı 'Ritüel' adlı soyut çalışmasını övüyor ve onu 'Kozmik Ritim' adını verdiği bir sanat projesine davet ediyor. Bu projede, müziğin ve resmin birleştiği, insan duygularının en saf halini tuvale yansıtmayı teklif etmiş." Levent Kara, ismin altını kırmızı kalemle çizdi. Yavuz. "Kozmik Ritim," diye fısıldadı Levent. "İşte bu, Gece Ressamı'nın adı. Deniz, hemen bu Yavuz'un kim olduğunu bulun. Elif Arslan ve kayıp diğer üç kurbanla ilişkisini sorgulayın. Katil, kurbanlarıyla tanışıyor, onlara bir 'sanat projesi' sunuyor." Levent, pencereden dışarıdaki yağmurlu İstanbul'a baktı. Bu av, bir satranç oyunu olmaktan çıkmış, bir müzik düellosuna dönüşmüştü. Ve Yavuz, en tehlikeli hamlesini yapmak üzereydi: Mükemmel eseri yaratmak yerine, ona aşık olmak.
Bölüm 2
Gece ressamı
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.