İçeriğe geç

KUĞU PRENSESİ

Bölüm 20 · 3 dk okuma

KUĞU PRENSESİ

Bölüm 20

2.0

🦢 KUĞU PRENSESİ

20. Bölüm — Damian & Amelia

> “Aşk bazen birinin elini tutmak değildi; o elin bir gün bırakılmasından korktuğunu fark etmekti.”

DAMIAN

Amelia'nın “Ben de seni sevmeye başladım,” demesinden sonra birkaç saniye boyunca hiçbir şey söyleyemedim. Hayatım boyunca bir sürü savaş görmüş, bir sürü karar vermiş, insanların kaderini değiştirecek anlaşmaların ortasında bulunmuştum ama iki kelimelik bir cümle beni ilk kez gerçekten hazırlıksız yakalamıştı. Bana bakıyordu. Ben de ona. İkimizin arasında masanın üzerinde duran açık bir kitap, pencerenin ardından içeri giren güneş ışığı ve kütüphanenin sessizliği vardı. Her şey o kadar sıradandı ki, yaşadığımız şeyin ağırlığı daha da garip geliyordu. “Bir daha söyle,” dedim. Amelia kaşlarını kaldırdı. “Neyi?” “Az önce söylediğini.” “Hayır.” “Neden?” “Bir kere söyledim.” “Ben duymak istiyorum.” “Duydun.” “Yine de.” Gülümsedi. “Çok yüzsüzsün.” “Sen de beni seviyorsun.” “Bunu yüzüme karşı kullanma.” “Kullanırım.” Başını iki yana salladı ama gülüyordu. İşte o an anladım ki belki de aşk tam olarak buydu. Büyük sözlerden çok, insanın yanında kendisi olabildiği birinin varlığıydı. Amelia'nın yanında veliaht değildim. O da sadece bir prenses değildi. İkimiz de birbirini kızdıran, birbirinin mesajını bekleyen, saçma sapan şeylere gülen iki insandık. Telefonum titredi. Amelia'nın telefonu da aynı anda titredi. İkimiz de birbirimize baktık.

Amelia: Telefonun neden titredi?

Ekrana bakıp güldüm.

Damian: Sen mesaj attın.

Amelia: Yanındayım.

Damian: Biliyorum.

Amelia: O zaman neden mesaj atıyorsun?

Damian: Çünkü böyle daha komik.

Başını kaldırıp bana baktı.

“Gerçekten çocuk gibisin.”

“Sen de bana cevap veriyorsun.”

Telefonuna tekrar baktı.

Amelia: Kötü Çocuk.

Damian: Kuğu Prensesi.

Amelia: Kibirli.

Damian: Güzel.

Amelia: Majesteleri.

Damian: Bunu özellikle seviyorum.

Amelia: Biliyorum.

Gülümsedim. Sonra telefonumu cebime koydum. “Bugün saraydan çıkalım.”

Amelia şaşkınlıkla baktı. “Nereye?”

“Bilmiyorum.”

“Sen plan yapmadan bir şey mi teklif ediyorsun?”

“Evet.”

“Kesin bir şeyler ters gidecek.”

“Ben yanındayken genelde öyle oluyor.”

“En azından farkındasın.”

Ayağa kalktı. “Peki. Gidelim.”

Onu sarayın dışına çıkardığımda hava kararmaya başlamıştı. Krallığın merkezindeki küçük kasaba her zamanki gibi kalabalıktı. İnsanlar sokaklarda dolaşıyor, dükkânların ışıkları yanıyor, uzaktan müzik sesleri geliyordu. Amelia etrafına bakarken yüzünde çocukça bir merak belirdi.

“Buraya neden geldik?”

“Çünkü bir günlüğüne prenses olmayı unutmanı istiyorum.”

Bana baktı.

“Sen de bir günlüğüne veliaht olmayı unut.”

“Memnuniyetle.”

AMELIA

Damian'ın yanında yürürken ilk kez saraydan uzakta onun nasıl biri olduğunu görüyordum. İnsanların ona selam vermesine alışkındım ama burada kimse onun kim olduğunu bilmiyordu. Bir dükkânın önünde durup vitrine baktığında sahibi ona sıradan bir müşteri gibi davranıyordu. Damian bundan hiç rahatsız olmamıştı. Hatta bundan hoşlanıyor gibiydi. “Burada kimse sana Majesteleri demiyor,” dedim.

“Bu yüzden burayı seviyorum.”

“Bunu anlayabiliyorum.”

Birlikte küçük bir pastaneye girdik. Damian iki tatlı aldı ve masaya oturdu.

“Hangisini istiyorsun?”

“Bilmiyorum.”

“İkisini de al.”

“Sen paylaşmak için mi aldın?”

“Hayır.”

“Damian!”

Gülerek tabağı bana doğru itti. “Tamam, yarısı senin.”

“Çok cömertsin.”

“Biliyorum.”

Bir süre sonra dışarı çıktık. Sokak lambaları yanmış, hava serinlemişti. Damian ellerini cebine koymuş, yanımda sessizce yürüyordu.

“Damian?”

“Efendim?”

“Mutlu musun?”

Bana baktı. “Şu an mı?”

“Evet.”

“Evet.”

“Gerçekten mi?”

“Sen yanımdasın.”

Kalbim hızlandı.

“Bunu söylemeyi nereden öğrendin?”

“Bilmiyorum. Senin yanında aklıma geliyor.”

Gülümsememi gizlemek için önüme baktım.

Sonra uzaktan müzik sesi duyuldu. Küçük bir meydanda insanlar dans ediyordu. Damian bana baktı.

“Dans?”

“Burada mı?”

“Evet.”

“İnsanlar bize bakar.”

“Bırak baksınlar.”

Elini uzattı.

Bu kez düşünmeden tuttum.

Müziğin arasına karışıp dans etmeye başladık. Ne sarayın görkemli salonu vardı ne de etrafımızda bizi izleyen konsey üyeleri. Sadece küçük bir meydan, gece ışıkları ve Damian vardı.

“Amelia.”

“Efendim?”

“Şu an prenses gibi görünmüyorsun.”

“Bu iyi mi kötü mü?”

“İyi.”

“Neye benziyorum?”

Damian gülümsedi.

“Bana âşık olmuş bir kız gibi.”

“Çok kendini beğenmişsin.”

“Yanılıyor muyum?”

Gözlerimi devirdim.

“Belki.”

“Yine o kelime.”

Gülmeye başladım.

Sonra müzik yavaşladı.

Damian'ın yüzündeki gülümseme kayboldu.

“Amelia.”

“Ne oldu?”

“Sana bir şey söylemem gerekiyor.”

“Ne?”

Bir an sustu.

“Yakında bazı şeyler değişebilir.”

İçimdeki huzur bir anda dağıldı.

“Ne demek istiyorsun?”

“Henüz anlatamam.”

“Yine mi?”

“Bana biraz güven.”

Ona baktım.

Güveniyordum.

Ama ilk kez, aşkın yalnızca güzel anlardan oluşmadığını da anlıyordum.

Bazen sevdiğin insanın yüzündeki gülümsemenin ardında senden sakladığı bir şey olduğunu bilmekti.

Ve ben, Damian'ın bana söylemediği şeyin ne olduğunu öğrenmekten korkmaya başlamıştım.

Çünkü o gece onun elini tutarken tek bir şey düşündüm:

Umarım bir gün bu eli bırakmak zorunda kalmam.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.