İçeriğe geç

Kuğu

Bölüm 14 · 13 dk okuma

Kuğu

Bölüm 14

Kuğu -13

Asansörün kapıları kapanıp Demir’in o çaresiz, pişmanlık dolu yüzü görüş alanımdan çıktığında, aynadaki yansımama baktım. Yanağımdan süzülen tek damla yaş kurumuştu ama içimdeki o devasa kırılmanın soğukluğu bütün bedenimi ele geçirmişti. Zemin ayaklarımın altından kayıyordu sanki. Asansör zemin kata ulaşıp kapılar açıldığında, başım dik bir şekilde holdingin o devasa, karanlık lobisinden geçtim. Döner kapıdan dışarı adım attığımda, gecenin ayazı yüzüme bir tokat gibi çarptı.

Derin bir nefes almaya çalıştım ama göğsüme oturan o ağır taş nefesimi kesti. Bir taksi çevirip arka koltuğa oturduğumda gözlerimi kapattım. Zihnimde sadece Demir’in o tek saniyelik bakışı dönüp duruyordu. 'Bilgisayarına kimse girdi mi? Kimseyle bir şey paylaştın mı?' O tek bir soru, o tek bir tereddüt... Aylar süren emeğimi, verdiğim değeri, kalbimi tek celsede silip atmıştı.

Ben onun için savaşmaya, gizlendiğimiz o gölgelerin içinde bile dimdik durmaya hazırdım. Ama o, ilk fırtınada sığınacak bir liman aramak yerine benden şüphe etmeyi seçmişti. Firuze’nin söylediği her bir kelime şimdi zihnimde bir sarmaşık gibi dolanıyordu: 'Sen onun hayatında sadece gelip geçici bir detaysın.'

Eve nasıl geldiğimi, anahtarı kilide nasıl soktuğumu bile hatırlamıyordum. Küçük salonuma girdiğimde çantamı bir kenara fırlattım. Karanlıkta, koltuğun kenarına çöküp kaldım. Sessizlik üzerime çöktükçe gözyaşlarım sonunda serbest kaldı. Ağladım. Demir’in beni ilk defa öptüğü o an için, arabada yanağımı tutan elinin sıcaklığı için, toplantıda beni savunduğundaki o boş umutlarım için... Ve en çok da kendime, ona bu kadar çabuk inandığım için ağladım.

Gece yarısına doğru telefonumun ekranı karanlığı böldü. Arayan Demir’di.

Telefon tekrar tekrar çaldı. Ardından mesajlar düşmeye başladı:

"İnci, lütfen aç."

"Aklımı kaçırmak üzereyim, böyle gitmene izin veremem."

"Sana öyle hissettirdiğim için lanet olsun bana. Senden şüphe etmedim, yemin ederim etmedim."

"Sadece bir andı, üzerimdeki baskı yüzünden ne dediğimi bilmeden konuştum. Lütfen aç ve beni bir kez olsun dinle."

Ekrana baktım. Parmağım 'yanıtla' butonunun üzerinde bir an duraksadı ama açmadım. Sadece ekranı kapatıp telefonu masanın üzerine yüzüstü bıraktım. Kelimelerin hiçbir anlamı kalmamıştı artık. Konuşmak, o bakıştaki gerçeği değiştirmeyecekti.

Ertesi sabah alarm çalmadan çok önce uyanmış, daha doğrusu gözlerimi bile kırpmamıştım. Aynadaki yüzüm solgundu ama gözlerimdeki o çocuksu, inançlı bakış gitmiş; yerine sarsılmaz bir soğukkanlılık gelmişti. Gardırobumdan siyah takımımı çıkardım. Saçlarımı sıkı bir topuz yaptım. Bu şirkete nasıl girdiysem, orada geçirdiğim her saniyeyi nasıl emeğimle hak ettiysem, yine öyle duracaktım.

Holdingin önüne geldiğimde saat sekiz buçuktu. Güneş dün sabahki gibi plazanın camlarına vuruyordu ama bu kez içimde o garip ağırlık yoktu. Sadece dümdüz, buz gibi bir kararlılık vardı.

Dördüncü kata çıkıp masama oturdum. Bilgisayarımı açtım. İlk iş olarak, şirket veri tabanına ve bilişim güvenliği paneline girdim. Eğer dün gece benim bilgisayarımdan bir veri çıkışı yapıldıysa, bunun arkasında kimin olduğunu bulmak benim namus borcumdu. Masamda bir kurban gibi oturup aklanmayı bekleyecek değildim.

Sistem kayıtlarını derinlemesine incelemeye başladım. Log dosyalarını, IP yönlendirmelerini ve dünkü erişim saatlerini tek tek taradım. Çok geçmeden karşıma çıkan detayla dudaklarımda acı bir tebessüm belirdi. Dün akşam ben toplantı salonundaki notları düzenlerken, benim oturumum açık kalan bilgisayarıma yan masadaki ortak ağ üzerinden uzak masaüstı bağlantısı (RDP) yapılmıştı. Bağlantının kurulduğu IP adresi ise doğrudan Firuze’nin dünkü toplantı öncesi kullandığı geçici yönetici katı bilgisayarına aitti.

Tüm ekran görüntülerini aldım, log dosyalarının dökümünü çıkarıp kendi kişisel belleğime kaydettim ve çıktılarını dosya haline getirdim.

Tam o sırada asansörün kapısı açıldı. Demir katı adeta yararak içeri girdi. Üzerinde dünkü takımı vardı, gömleğinin yakası hafifçe açılmıştı ve göz altları mosmordu. Bütün gece uyumadığı her halinden belliydi. Katı hızlı adımlarla geçerken gözleri doğrudan benim masama kilitlendi. Masamda olduğumu gördüğü an adımları yavaşladı. Yüzünde derin bir rahatlama ile karışık mahcubiyet belirdi. Aptal adam..

"İnci..." dedi, sesi boğuktu. Bana doğru adım attı.

Hızla ayağa kalktım. Sandalyemi geriye çekip aramızdaki mesafeyi korudum. Sesimi en nötr tona ayarlayarak konuştum.

"Günaydın Demir Bey," dedim, vurgulayarak. "Dün geceki sistem krizine dair teknik dökümleri çıkardım. Bilişim güvenlik birimine iletmeniz için masanıza bırakıyorum."

Demir sanki yüzüne soğuk su dökülmüş gibi sarsıldı. 'Demir Bey' hitabı ve arama koyduğum o aşılmaz duvar gözlerindeki pişmanlığı daha da derinleştirdi. Masanın üzerindeki dosyaya bakmadı bile, sadece gözlerimin içine baktı.

"İnci, yapma..." dedi alçak bir sesle, katın boş olmasını fırsat bilerek masama eğildi. "Lütfen dün geceyi baştan konuşalım. Odama gel. Bu konuyu konuşup, aramızda ki yanlış anlaşılmayı çözelim."

"Burada konuşulacak başka bir şey yok Demir Bey," dedim, gözlerinin içine bir milim bile kırpmadan bakarak. "Raporu incelerseniz, dün gece sizin onaylı hesabınız ve benim oturumum üzerinden yapılan transferin, yönetim katındaki 402 numaralı terminalden RDP ile sızarak yapıldığını görürsünüz. İtibarımı ve iş disiplinimi lekelemeye çalışan bu durum için resmi soruşturma talep ediyorum."

Demir dosyadaki kâğıtlara baktı, ardından tekrar bana döndü. Gözlerindeki şok ve kafa karışıklığı birbirine karışmıştı. Şifrelerin ve bağlantı detaylarının yazılı olduğu satırlara inanmaz gözlerle bakarken kaşları çatıldı.

"İnci, bu..." dedi, sesi belirsizlikle titriyordu. "Bu imkânsız. Yönetim katındaki bir bilgisayardan girilmiş olması... Sırf dünkü toplantı öncesi Firuze orayı kullandı diye oklar onu gösteriyor olamaz. Firuze böyle bir şeyi neden yapsın? Şirketin en kritik ihalesini riske atacak kadar ileri gidemez."

Yüzündeki o sarsılmaz inanç, Firuze’ye duyduğu o körü körüne güven bir kez daha gözlerimin önüne serildiğinde içimdeki son umut kırıntısı da eriyip gitti. Bana bakarken hissettiği şüpheyi, sıra Firuze’ye geldiğinde göstermiyordu bile. Onun için ilk refleks beni sorgulamak, Firuze’yi ise aklamaktı.

Acı bir tebessüm yayıldı dudaklarıma. "Biliyorum," dedim, sesimdeki buz gibi soğukkanlılık kendimi bile şaşırttı. "Sizin için benim dürüstlüğümden şüphe etmek, onun dürüstlüğünü sorgulamaktan çok daha kolay. Zaten ben de kimseden birini suçlamasını beklemiyorum. Sadece önünüze teknik verileri koyuyorum."

"Öyle demek istemedim!" diye atıldı Demir, bana doğru bir adım atarak. Araya giren masayı aşmak ister gibi eğildi. "Ben sadece... Olayın büyüklüğünü anlamaya çalışıyorum. Şirketteki bir kriz bu, kişisel bir mesele değil. Hemen hüküm vermeyelim. Ama sen ve ben—"

"Siz ve ben diye bir şey yok Demir Bey," diyerek sözünü kestim. Sesim tek bir milim bile titremedi. "Aramızda sadece bir patron ve bir çalışan ilişkisi var. Siz dün gece o sınırları, benden tek bir saniye bile olsa şüphe ederek kendi ellerinizle çizdiniz. Bilişim güvenliğinin sunduğu resmi raporu masanıza bıraktım. Gerisini nasıl yönetmek istediğiniz tamamen sizin takdiriniz."

Demir sanki yüzüne soğuk su dökülmüş gibi sarsıldı. 'Demir Bey' hitabı ve arama ördüğüm o görünmez duvar, yüzündeki o savunmacı ifadeyi bir anda söndürdü. Karşısında dünkü o kırılgan, aptal aşık veya sığınacak yer arayan kadın yoktu. Karşısında gururuyla dimdik duran bir çalışan vardı.

bir şey söylemek için dudaklarını açtı, ama verilerin soğukluğu ve aramızdaki mesafenin ağırlığı altında kelimeler boğazında tıkandı.

"Şimdi müsaadenizle," dedim, bakışlarımı bilgisayar ekranıma çevirerek. "Günlük iş akışıma dönmem gerekiyor."

Demir elimdeki dosyalara ve ardından yüzüme baktı. Gözlerinde ne diyeceğini bilemeyen bir çaresizlik vardı. Arkasını dönüp odasına doğru yürürken adımları ağır ve kararsızdı. Odasının cam kapısı kapandığında derin bir nefes aldım. Kalbim hâlâ sızlıyordu, evet. Ama bu sızı beni yıkmıyor, aksine kime ne kadar değer vermem gerektiğini bana bir kez daha öğretiyordu.

Demir odasına geçtiğinde cam kapının ardından bir süre dışarıyı, doğrudan benim masamı izlediğini biliyordum. Camın arkasından bile üzerindeki o yoğun baskıyı ve kafasındaki soru işaretlerini hissedebiliyordum. Ancak bakışlarımı bir an bile ona çevirmedim. Ekranımdaki tablolara, gelen e-postalara odaklandım. Aramıza koyduğum o buz gibi mesafe, onun adımlarını bağlamıştı.

Yaklaşık yarım saat sonra Demir odasından çıktı. Elinde dünkü ihale dosyası vardı ama yüzündeki ifade dünkünden çok farklıydı; sarsılmış ama bir şeyleri çözmeye kararlı bir adamın ciddiyeti vardı. Doğrudan koridorun sonundaki Bilişim ve Güvenlik Departmanı'na doğru yöneldi.

Olayı büyütmeden, resmi bir soruşturma açıp ortalığı ayağa kaldırmadan çaktırmadan inceletmek istiyordu. Kendi şirketinde, yanı başında dönen bu dolabı sessizce çözmeye çalışıyordu.

Yaklaşık bir saat sonra kata geri döndüğünde adımları daha da ağırdı. Yüz hatları gerilmiş, çene kemikleri belirginleşmişti. Bilişim ekibi de benim çıkardığım log kayıtlarını doğrulamış olmalıydı: Bağlantı dünkü toplantı öncesinde yönetim katındaki 402 numaralı odadan yapılmıştı. Ve o saatte o odada tek bir kişi vardı: Firuze. Hoş o kadının bu kadar aptal olduğunu düşünmüyordum. Eminim suçlayacak birini şimdiden gözüne kestirmiştir. Benim gibi...

Demir odasına girmeden önce masamın önünde durdu. Sesi dünkü hiddetinden uzaktı, tamamen alçak ve temkinli bir tonda konuştu.

"İnci, Bilişim'den dünkü sistem girişlerini detaylı bir dökümünü daha istedim. Firuze’nin bilgisayarından bir erişim görünüyor ama... Firuze o saatte yönetim katında yalnız değildi. Yanında dışarıdan gelen danışmanlar da vardı. Bir başkası onun bilgisayarını kullanmış olabilir."

Hâlâ bir açık kapı bırakmaya, ona konduramamaya çalışıyordu. İçimdeki acı bir alayla burkuldu ama bunu yüzüme yansıtmadım. Kalemimi masaya bırakıp gözlerinin içine baktım.

"Demir Bey," dedim, sesimdeki soğukluktan milim sapmadan. "Güvenlik zaafiyetinin kaynağı kim olursa olsun, bu şirketin iç disiplinini ilgilendiren bir durum. Ben bana düşen görevi yaptım ve verilerimi sundum. Sorunlu kişinin kim olduğu ya da ona ne kadar güvendiğiniz sizin yönetim tercihinizdir."

'Demir Bey' vurgusu her seferinde yüzüne bir tokat gibi çarpıyordu. Demir gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı. Benden eski İnci’yi, ona 'Demir' diyen, gözlerinin içine sıcaklıkla bakan kadını arıyordu ama o kadını dün gece oracıkta kendi elleriyle yalnız bırakmıştı.

"Sana haksızlık ettiğimi biliyorum," dedi alçak bir sesle. Masamdaki dosyayı düzeltir gibi yapıp elini elime yaklaştırdı ama ben hemen elimi klavyeye çekip mesafeyi korudum. Elini boşlukta tutamadı, geri çekti. "Bana biraz zaman ver. Bu olayı çözeyim, her şeyi düzelteceğim."

"Düzeltecek bir şey yok," dedim soğukkanlılıkla. "İş birliğimiz ve çalışma düzenimiz gayet profesyonel bir şekilde devam ediyor. Dün saat 14.00'te gerçekleşen Finans Kurulu toplantısının sunum dosyaları masanızda hazır. Başka bir talebiniz yoksa işimin başına dönüyorum."

Demir bir şey söylemek için dudaklarını açtı ama gözlerimdeki o aşılmaz duvara çarptı. Sözlerin artık bir hükmü kalmadığını anladığında başını hafifçe salladı.

"Pekala..." dedi, sesi kırgındı. "Toplantı notlarını alıp odama geçiyorum."

O gün boyunca holdingde tam bir fırtına öncesi sessizlik hâkimdi. Firuze öğleden sonra topuklu ayakkabılarının kendine güvenen sesleriyle kata giriş yaptı. Yüzünde, beni dünkü krizle ezmiş olmanın getirdiği o küstah tebessüm vardı. Masamın önünden geçerken durup bana yukarıdan bir bakış attı.

"Günaydın İnci," dedi yapmacık bir ilgiyle. "Dün geceki talihsizlikten sonra seni burada görebilmek ne güzel. Demir Bey seni henüz görevden almadı demek?"

Başımı bilgisayardan kaldırdım. Gözlerindeki o sinsi zafer sarhoşluğuna baktım. Biliyordum; Demir henüz ona tek bir kelime bile etmemişti çünkü çaktırmadan kamera kayıtlarını inceletiyordu. Firuze ise tuzağının tıkır tıkır işlediğini sanıyordu.

"Günaydın Firuze Hanım," dedim, yüzümde en ufak bir sarsıntı olmadan. "Sorumluluklarımı ve işimi gayet iyi biliyorum. Endişelenmenize gerek yok, şirket güvenliği her şeyi olması gerektiği gibi inceliyor."

Firuze hafifçe güldü, çantasını omzuna düzeltti. "Tabii, tabii... Umarım sonuçlar senin için çok üzücü olmaz," deyip Demir’in odasına doğru ilerledi.

Onun arkasından bakarken içimdeki o çocuksu kırgınlığın yerini tamamen soğuk bir güce bıraktığını hissettim. Demir ona toz konduramasa da, Firuze kendini vazgeçilmez sansa da gerçeklerin ortaya çıkmak gibi bir huyu vardı. Ve o an geldiğinde, ben sadece izleyecektim. Artık kimsenin merhametine veya inancına ihtiyacım yoktu.

....

Bilişim ekibinin kriz üzerindeki detaylı incelemesi sürerken, öğleden sonra yönetim katında hiç beklemediğim bir hareketlilik yaşandı. Katın sessizliği, Bilişim Müdürü ve Firuze’nin yan yana Demir’in odasına doğru ilerlemesiyle bozuldu. Arkalarında ise başı öne eğik, elleri titreyen yeni stajyer kız, Merve vardı.

Firuze’nin yüzünde dünkü küstah tebessümün yerini mağdur ve öfkeli bir ifade almıştı. Demir’in kapısını çalmadan içeri girdiler. Cam kapının ardından yaşanan tartışma dışarıya kadar sızıyordu. Firuze, Bilişim’in bulduğu giriş kayıtlarını arkasına alarak stajyer kızı hedefe koymuştu.

"Benim bilgisayarıma izinsiz girmiş!" diye sesini yükseltti Firuze, dışarıdan net bir şekilde duyulacak bir tonla. "Dün akşam üzeri notları getirmesi için şifremi geçici olarak vermiştim. Demek ki benim hesabımı kullanıp İnci’nin bilgisayarına sızmış ve o bilgileri dışarı aktarmış! Sırf benim adımı lekelemek için.!"

Merve gözyaşları içinde, "Demir Bey, yemin ederim ben bir şey yapmadım! Firuze Hanım bana sadece çıktı al dedi, ben hiçbir yere sızmadım!" diye yalvarıyordu ama Firuze kusursuz bir kurgu hazırlamıştı. Bilişim ekibinin önüne sunulan kanıtlar, Merve’nin dünkü sistem erişim saatleriyle birebir örtüşüyordu. İhale verilerinin dışarı sızdırılması suçu, tek bir gecede hiçbir savunma hakkı olmayan stajyerin üzerine yıkılmıştı.

Demir’in yüzündeki o ağır, karanlık ifadeyi görebiliyordum. Masasının başında buz gibi duruyordu. Daha sonrasında Merve, ağlayarak ve eşyalarını toplayarak aynı saat içinde holdingden çıkarıldı, stajı iptal edildi.

Kat tekrar sessizliğe büründüğünde, içimdeki tiksinti hissi daha da büyüdü. Masamdan kalkmadım, Demir’in bu tiyatroya nasıl göz yumduğunu izledim. Firuze’nin kurtuluş zaferini sessizce takip ettim.

....

Akşam saat altıya doğru kat boşalmaya başladı. Herkes çıktıktan sonra ben de çantamı toplayıp Bilişim'den gelen son evrakları Demir’in masasına bırakmak üzere odasına doğru yürüdüm. Cam kapının önüne geldiğimde içeriden gelen kısık ama gergin seslerle duraksadım. Kapı hafifçe aralıktı.

Demir masasının arkasında ayakta duruyordu. Yüzü tamamen gölgedeydi, çene kemikleri öfkeden birbirine kenetlenmişti. Tam karşısında ise zaferinin tadını çıkardığını sanan Firuze duruyordu.

"Demir, gördün ya işte," dedi Firuze, sesine tatlı bir ton vererek. "Stajyer kızın işiymiş. Sana söylemiştim, benim böyle bir şeyle ilgim olamaz. Artık şu konuyu kapatsak da rahat bir nefes alsak?"

Demir bir an bile tereddüt etmeden, gözlerini bir bıçak gibi Firuze’ye dikti. Sesi öyle soğuk öyle çıkıyordu ki, Firuze adım atmayı kesti.

"Bana yalan söyleme Firuze," dedi Demir, alçak ama yeri inletecek bir kararlılıkla. "Merve’nin o sisteme girecek ne bilgisi var ne de erişim yetkisi. O kızı kurban ettiğini, kayıtları kendi üzerine açtığın geçici hesaptan senin sızdırdığını biliyorum."

Firuze’nin yüzündeki o özgüvenli tebessüm bir anda dondu. "Demir... Sen ne diyorsun? Ben öyle bir—"

"Kes sesini!" diye kestip attı Demir. Masaya doğru bir adım attı, sesi öfkeyle titriyordu. "Bana stajyer tiyatrosu oynama! Her şeyi biliyorum. Kamera kayıtlarının devamını, o saatte Merve’nin nerede olduğunu kendi gözlerimle gördüm. Seni bu şirketten rezil ederek, polis eşliğinde attırmasını çok iyi bilirdim!"

Firuze panikle geriledi, gözleri büyüdü. "Demir, dinle beni..."

"Neden sustum biliyor musun?" dedi Demir, gözlerinde derin bir hayal kırıklığıyla. "Baban Halil Bey’in hatrına sustum! Yıllardır süren arkadaşlığımızın, çocukluğumuzun hatrına sustum! Seni herkesin önünde küçük düşürmek, adını bir hırsız gibi lekelemek istemedim. Sırf o aile bağları yüzünden bu rezilliği sineye çektim ve o kızı kurban etmene izin verdim!"

Firuze’nin gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı. Yalanının açığa çıkması ve Demir’in onu tamamen çözmüş olması bütün savunmasını yıkmıştı. Hıçkırarak Demir’e doğru sokuldu.

"Yemin ederim amacım şirkete zarar vermek değildi!" diye ağlamaya başladı Firuze, ellerini Demir’in ceketine doğru uzatarak. "Sadece... Sadece o kızı, İnci’yi senin yanında görmeye dayanamadım! Senin ona nasıl baktığını gördükçe çıldırdım Demir! Bir daha asla yapmayacağım, yemin ederim bir daha tek bir hata bile yapmayacağım... Lütfen affet beni, lütfen..."

Demir derin, yorgun bir nefes verdi. Yüzündeki o sert ifade hafifçe gevşer gibi oldu. Firuze’nin gözyaşları ve çaresizliği karşısında, yılların getirdiği o alışkanlıkla gözlerini kapattı.

"Tamam... Tamam, ağlama artık," dedi Demir, sesi çaresiz bir kabullenişle alçalarak. "Sakın böyle bir şeye kalkışma bir daha Firuze. İnci sadece benim çalışanım... Sırf bir çalışan yüzünden böyle çocukça kıskançlıklara girip kendini bu duruma düşürmek sana hiç yakışmıyor."

Firuze "Bir daha asla..." diye fısıldadı ve kollarını Demir’in boynuna sarıp başını onun göğsüne gömdü. Sıkıca sarıldı ona. Demir ise kollarını kaldırmadı ama onu üzerinden de itmedi, öylece durup sarılmasına izin verdi.

Tam o anda, elimdeki dosyalarla aralık kapının önünde duran ben... Bakışlarım doğrudan içeriye, o sahneye kilitlendi.

Demir’in Firuze’yi kollarının arasında tuttuğunu, onun gözyaşlarına kıyamayıp 'ağlama' dediğini ve en çok da benim için söylediği o cümleyi "İnci sadece benim çalışanım" duyduğum o an, göğsümün tam ortasına amansız bir bıçak saplandı. Bütün kemiklerim kırıldı sanki, kalbim paramparça oldu.

Ben onun gizli saklı tuttuğu gölgesiydim, korumak için sakladığını sandığım o adamın gözünde en nihayetinde sadece 'bir çalışan'dım. Firuze’nin suçu stajyere atmasını, Demir’in de buna göz yumup onu affetmesini ve beni tek bir cümleyle silip atmasını kendi kulaklarımla duymuştum.

Elimdeki dosyayı tutan parmaklarım kasıldı. Bütün dürüstlüğüm, bütün emeğim, gururum ve o adama duyduğum aşk, o odadaki sarılmanın ve o acı cümlenin altında ezilip yok oldu.

Gözlerimi o manzaradan ayırmadan bir adım geri çekildim. Yanağımdan süzülmeye başlayan tek bir sıcak damlayı silmeden arkamı döndüm ve o karanlık koridorda tek bir ses bile çıkarmadan şirketi terk ettim.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.