Çok üşüyordum. Deli gibi ağlıyordum.
Hava kararmıştı ve ben karanlıktan çok korkuyordum. Kıyafetlerimle ıslanmaktan nefret ederdim ama şimdi yağmurun altında, çaresizce ıslanıyordum. Tir tir titriyordum. Çaresizliğin boğucu havasıyla gözüm hiç bir şeyi görmüyordu. Sessiz çığlıklarım kulaklarımda uğulduyordu.
"Ela!?"
Ne yapacaktım?
Nereye gidecektim?
Kimden yardım istiyecektim?
Bu şehirden nasıl çıkacaktım?
Neden ben!?
"Ela!?"
Tek istediğim normal bir hayatken, neden ben!? Neden bir başkası değil de ben!?
"Kendine gel Ela!"
Ben bitmiştim. Hayatım bitmişti.
Ben adına hiçbir şey kalmamıştı artık.
"Ela bana bak güzelim. Sakin ol nefes al."
"Dokunabilir miyim sana? İncitmeyeceğim, sadece kalkmana yardım edeceğim."
Annem ve babam bana sahip çıksaydı sonum böyle mi olurdu!? Şimdi neredelerdi peki!? Ben ne yapacağımı bilemezken, bana yol göstermek için neredelerdi!? Sığınacak kimsem yoktu.
Annem ve babam vardı ama benim için yoklardı.
"Ela, kalk ısınlanma daha fazla ne olur!?"
"Beni duyuyor musun Ela? Her şey yoluna girecek?"
"Bak bana lütfen."
Kimsem yoktu!
Kimsesizdim!
Yapayalnızdım!
Tutunacak tek bir dalım bile yoktu! Ben kime, neye isyan edecektim şimdi!?
"Evimize gidiyoruz."
"İyi olacaksın. Sana söz veriyorum."
Her şey bitmişti.
Bana göre artık sonun başlangıcı olamazdı.
Ama bir mucize olacağına emindim.
Benim mucizem...
