Kendimi montum elimde, ayakkabılarımı giyerken buluyorum. Beni dışarı çıkmaya nasıl iknâ ettiğini hâlâ hatırlamaya çalışıyorum. O geceden sonra gerekmedikçe dışarı çıkmıyorum. Özellikle de geceleri.
Bana biraz hava almanın iyi geleceğini söylüyor.
Bana göre evde kalmak beni güvende hissettiriyor.
Dışarı ilk adımı atar atmaz bir korku kaplıyor içimi. Geri dönme isteği ile çabalarken o beni sakinleştirmeye çalışıyor. Ellerimden tutup gözlerimi kapatmamı , havayı içime çekmemi ve hiçbir şey düşünmemi söylüyor .
Bu mümkün mü?
O anî düşünmeden geçirdiğim tek bir gün bile olmadı. Ağlama, titreme ve uyku problemini aştığımı düşündüğüm zaman bu sefer de kâbuslar başlıyor ve ben her seferinde başa dönüyordum .
Yine de sakin kalmaya çalışarak dediklerini yapmaya çalışıyorum.
Aklıma sürekli "bu sefer yalnız değilim, yağmur yağmıyor, insanlar koşuşturmuyor ve o ses...o ses yok" gibi cümleleri getirerek o günü düşünmemeye çalışıyorum.
Oluşan sessizlik içerisinde gözlerimi yavaşça açıyorum. Tam havayı tekrar içime çekerken yalnız olduğumu fark ediyorum.
Gözüm kapalıyken yalnız mıydım?
İyi olmadığımı biliyor beni yalnız bırakıp gitti mi?
Oluşan panik ve korku ile etrafa bakıyorum. Arkamı döndüğüm de köşede öylece durduğunu fark ediyorum.
Bana "bunu yapabilirsin. Durma devam et. Sakın korkma, yalnız değilsin. Rüzgarın sesini dinle "diyor.
Bense hâlâ ne olduğunu anlayamadığım bir durum içerisinde, karmakarışık duygularla öylece bekliyorum.
Rüzgarın sesi...
Bir an kulağıma gelen o soğuk hava bana hiç yabancı gelmeyen bir mesaj veriyormuş oysa.
"Yine burdasın, bizimle. Bizi unutamazsın. Biz ve sırrımız sadece seninle güvende. Sakın bize ihanet etme. Sessiz kalmalıyız..."
Bana yaklaşan endişeli bir yüz ...Bu durum bana tanıdık geliyor.
Bayılmışım. Tıpkı o gün olduğu gibi.






