Bazen çok düşünüyordum-hayır hayır aslında hep bunu düşünüyordum- hislerim nasıl bu kadar büyük olabilir diye. Bana bakmasa bile onun tam karşımda olduğunu bilmem dahi yetiyordu kalbimin ritmini şaşırmasına. Gittikçe azalması gereken hislerimin gün geçtikçe artması benide şaşırtıyordu. Bir kere gülmesi tüm gün mutlu olmam için yeterliydi. Benimle olmayabilirdi, beni sevmeyebilirdi, nefret bile edebilirdi, bunlar bana asla engel olamazdı. Ki zaten ilk ikisini zaten yapıyordu, benden nefret edip etmeyeceğini ise beni tanıdıkça öğrenecekti.
Allahım lütfen beni sevsin! Valla başka bir şey istemeyeceğim senden.
"Sen bitmişsin kızım." Aynaya karşı oturmuş kendi kendimle konuşuyordum.
"O küçük şey yüzünden hep. Gülmeseydi böyle olmazdı." Aynadaki yansımama bakıp kaşlarımı çattım.
"O gülerken ona bakan bendim. Bakmasaydım böyle rezil bir durumda olmazdım." Dudaklarımı büzdüm. Ağlamak üzereydim. "Niye baktım ki?!"
Uyandığım gibi onu düşünmek rutin gibi bir şey olmuştu benim için. Hele ki hemen yan odamda olduğunu bilmek beni delirtiyordu. Yanlış anlamayın asla o uyurken onu gizlice dikizleyecek biri değilim. Lütfen hemen bu saçma sapan senaryoları aklınızdan atın gitsin. Böyle şeyler asla gerçeleşmeyecek.
Geri yatağıma yatıp tavanı izlemeye başladım. Hala şaşkınlığımı üzerimden atamamıştım. Aynı gün eve yerleşeceğini nerden bilebilirdim ki. Bunu ben istemiştim.
Saat dokuza geliyordu ve iyice acıkmaya başlamıştım. Hep erken saatlerde kalkardım ama bugün daha bir erken kalmıştım. Sebebi malum.
Üzerimde pijamalarımla ayağa kalkıp kapıya yaklaştım. Acaba uyanmış mıydı? Kulağımı kapıya dayayarak sesleri dinledim. Ses yoktu. Biraz daha bekledim belkide banyodaydı. Hala ses yoktu. Rahat bir nefes alıp kapıyı açarak mutfağa gittim. Kesinlikle uyuyordu. Evde şuan çıt çıkmıyordu.
Normalde kahvaltımı, yemeğimi ve temizliği yaparken hep müzik dinlerdim ama şimdi Tekini uyandırma ihtimalimden dolayı bugün bundan vazgeçmiştim. Değerimi bilmiyordu.
Bugün benim dersim yoktu o yüzden evdeydim. Aslında Sinem ile buluşup bir şeyler yapabilirdik ama hanımefendi bugünü sevgilisi ile geçirmek istediğini o yüzden buluşamayacağımızı söyleyerek telefonu yüzüme kapatmıştı. Onur ile ikisini ayırmak istediğim en nadide zamanlardan biriydi şuan.
Tamam ikisinin ilişkisini seviyordum ama bu şekilde yüzüstü bırakılmak koyuyordu arada. Ah kalbim.
Sadece bir saatliğine Tekinin bu evin bir odasında uyuduğunu unutup kendime güzel bir kahvaltı hazırlayarak güzelce yedim. Kahvaltı yaparken, telefonumdan açtığım diziyi izlemek en çok keyif aldığım şeydi. Zamanında annem tarafından bu huyum yüzünden az azar yememişimdir. Bir kere daha keyifliydi bu şekilde.
"Tiplere bak ölürüm." Tipik bir kdrama fanıydım evet.
"Ya hayır ya!" Çocuk öpecekken kaçmak nedir ya! Resmen duygularımla oynandı burada. Çocuğun kızın arkasından attığı 'hayallerim yıktın zalımın kızı' bakışına sahiptim şuan. Ne bu nazlı nazlı hareketler. Sanırsın kendisi hiç sevmiyor.
"Allahım elime böyle bir fırsat geçerse beni böyle senaryolardan uzak tut lütfen. Kaldıramam." Kıza senden olmaz bakışları atıp ekmeğimi yumurtaya bandırdım. Tekinle ben şimdi...neyse nimet var şuan önümde.
"Günaydın."
Ağzımda kocaman bir lokmayla mutfağın kapısında dikilen kıvırcığa bakıp öksürmeye başladım. Ekmek boğazıma kaçınca önümdeki çayı kafama diktim. Bu seferde yanınca ağzımdan değişik sesler çıkmaya başlamıştı.
"Yuamdim Allaj kareymesin!" Yerimden kalkıp dolaptan hemen su çıkarıp içtim. Rezilsin Neva rezil.
"İyi misin?" Kapıda durmuş uykulu bakışlar atan Tekine kaşlarımı çatarak baktım. İnsan bir su uzatırdı. Ölüyordum az kalsın. Hemde onun yüzünden.
"Günaydın." Ona bakmamaya çalışarak tekrar yerime oturdum. Bu şekilde birden belirmesi hiç iyi değildi benim için. Ölüyordum ya aşkımdan az kalsın.
"Su ister misin?"
"Ha?" Gözlerini kırpıştırarak bana bakıp su uzatması bu kadar tatlı gelmemeliydi bana. Ben su içtikten sonra su uzatması?? Aşkımı geçtim mallığından öleceğim şimdi.
"Sağol ya." Uzattığı bardağı alıp kafama dikip masaya koydum sertçe. Şuan tam karşıma kurulmuştu. Bu şekilde mi duracaktı hep? Sadece şortla? Üstsüz? Yarı cıbıldak? Ehehehe bana uyar.
Gözlerimi telefonuma dikip arada Kıvırcığa kaçamak bakışlar atıyordum. Ortam çok garipti şuan. Beş yıldır aşkından Ferhat olduğum yarı cıbıldak adam ve karşısında doraemonlu pijimalarımla ben. Evet evet ben. Allahtan birinci kattaydık da heycandan kendimi bir yerden atmaya kalksam ölüm riskim daha azdı.
"İyi uyuyabildin mi?" Tam olarak ona bakamıyordum.
"Hı hı. Yatak rahattı. Bu arada bir sorun mu var?" Salağa yatıp rahat bir tavır takındım. Aman Allah gider üzerine bir şeyler giyer falan hiç rahatsız etmeyeyim şimdi.
"Yoo niye olsun ki?" Kaşlarını kaldırıp birden bire değişen ruh halime anlam vermeye çalıştı. Ya da çalışamadı.
"Garipsin." Gözlerimi kısarak ona baktım. Neyimi garip buldu ki şimdi. Gayet normalim ben.
"Neden öyle dedin?" Abi şakamı şuan, resmen önümüzde kahvaltı, pijamalarımla birlikte, hayatımın aşkıyla saçma sapan bir sohbete girmiştim. Bu herkese nasip olur mu? Sanmam.
"Ne bilim, rahatsız oluyor gibisin." Senden rahatsız olan ölsün be yiğidim demek istiyordum.
"Hee yok ya ne rahatsızlığı, şeydendir o şey...evde birinin olmasına alışmak zor, anlarsın ya." Saçma sapan bir gülüşde attım mı okey.
"Anladım. Umarım en yakın zamanda alışırsın. Asla rahatsızlık vermek istemem." Yarabbi ne bu düşünceli erkek halleri. Harbi atayım mı kendimi bir yerlerden onu mu istiyorsun??!
Ben tam extra incelttiğim sesimle ona cevap verecekken aniden oturduğu yerden ayağa kalkmıştı.
"Noldu? Böcek falan mı var?!" Ondan dolayı bende korkuyla ayağa kalkmış yeri kontrol ediyordum.
"Yok ondan değil, şey özür dilerim ya." Rahatlayıp tekrar yerime oturdum. Böcek yoksa bu aksiyon ne diyeydi şimdi.
"Nie özür diledin ki şimdi yiğidi-öhüğugsks." Galiba az önce ağzımla random atmıştım. Şaka değil. Az kalsın Ona yiğidim diyordum resmen. Rezil.
"Galiba bende tam alışamadım. Hemen üzerime bir şey giyip geliyorum. " Allahtan sondaki saçmalığıma fazla takılmamıştı. Durun bir dakika. Üzerine bir şey mi giyecekmiş.
"Ha...şey...evet iyi olur." Yalanına tükürim senin Neva. Böyle iyiydik aslında. Ne gerek vardı şimdi.
Tekin odasına döndüğünde hızla telefonumu alıp ekranından kendime baktım. Saçımın ve yüzümün halini görüp kusar gibi yaptım. "Yine bokumdan farkın yok. Aferin sana." Kaderime razı gelip elimle kabaran saçlarımı düzeltmeye çalıştım. Tabi ne kadar düzelirse artık.
Yumurtadan eser kalmayan tavayı masan alıp tekrar iki tane kırıp iki dakikada pişirip masaya koydum. Kullandığım bardak ve çatalıda lavaboya atıp yerine yenilerini koydum. İştahım tamamen kaçmış bir şekilde masaya oturup ellerimi çenemin altına yerleştirdim. Ben bu çocukla nasıl aynı evde yaşayacaktım. Daha ilk günden kalbim iflas bayrağını çekmişken bu yılı nasıl atlatacaktım. Allahım sen bana güç, kuvvet, dayanma gücü, biraz karşılıklı aşk birazda cıbılda- neyse bu kadar yeterli.
Kapının kapanma sesinden Tekinin geldiğini anlayıp hemen oturuşuma çeki düzen vermiştim. Görünüşüm çöpçüden farklı olabilirdi bari davranışlarım düzgün olsundu. Gittikçe kendimi aşacaktım. İyi izleyin.
"Ben hazırlardım zahmet etmeseydin hiç." Zahmet ne kelime hayatım, her zaman.
"Sadece yumurta yaptım, gerisi zaten hazırdı. Hadi afiyet olsun sana." Ben çok nazik, narin ve mütevazi bir insanmışım ya.
"Sağol." Masanın üzerine çaydanlığa uzanıp bardağına dolduruşunu ardından da içine şeker katıp karıştırışını hayran hayran izlemeye dalmışken aniden kendime gelip yüzüme hafif bir tokat geçirmiştim. Salak salak davranma, anlayıp evden kaçarsa kendimi kesin gömerim.
Bana sanki bir ucubeymişim gibi bakan Tekin ile iyice evden kaçacağına inanmıştım.
Tekrar vurdum yanağıma, sonra bir iki kezde havaya yumruk savurdum. "Sinek var sinek. Yanağıma geldi de. Hiç sevmem ben sinekleri ondan oldu yani." Hem ellerimi havaya savuruyor olmayan sineği yakalıyormus gibi yapıyor hemde Tekine açıklama yapmaya çalışıyordum. Şuan ağlasam çok mu garip kaçardı?
Pes edip yerime yerleştim. "Kaçtı pis şey." Olmayan sineği yakalayamamanın sinirini yaşarken mutfakta kısık bir kıkırtı duyulmuştu. Kıkırtı diyorum çünkü eğer başka bir ses daha olsa duyulmayacak derecede sessizdi. O anı kaçırmamak için kafamı eğdiğim yerden kaldırıp nur yüzlü kıvırcığıma baktım. O gamzeler var ya...
Yerimden kalkıp hızla mutfaktan çıktım. "Telefonum çalıyor galiba. Geliyorum hemen." O anın heyecanıyla telefonumun masada olduğunu bile unutup kendimi odama kapattım.
Harbi haksızlıktı. Bir insanın bu kadar güzel gülmesi çok büyük haksızlıktı. O gülünce hem mutlu olmam hemde acı çekmem normal miydi? Bence değildi.
