"Sen Turan olmalısın"
Turan ister istemez duraksadı. Sezar cevap beklerken tek kaşını kaldırınca tufan konuştu:
"E-Evet efendim. Ben Turan."
Sezar gözlerini kapatıp gülümsedi ve bir elini Turan'ın omzuna koydu. Deri eldivenli eli Turan'ın omuz kumaşını sıktı.
"İyiymiş."
Sezar ayağa kalktı. "Tekrar teşekkür ederim genç adam." Ve odadan çıktı. Emir'in bitmek bilmeyen sinir krizlerini çözmeye çalışıyordu.
Turan ise Sezar gidince kollarını havaya kaldırıp "evvett bee!!" Diye sevindi ve biraz güldü. Ama kollarındaki ve alnındaki sızı pnu pek de güldürmedi.
Emir ise odada sezar ile tartışıyordu;
"Baba! O yoksul or**pu bana vurdu diyorum! Noye onu savunuyorsun?!"
Sezar'ın çenesi kasıldı. Yinede sakin bir ses tonunda konuştu.
"Bak, oğlum. Sırf parası yok diye herkesi yargılayamazsın. Şimdi sus ve iyileşmeyi bekle."
Emir tam Turan'a küfürler yağdıracakken sezar hızla ve sinirli bir şekilde konuştu:
"Ağzına hakîm ol Emir." Emir sustu ve bakışlarını yere çevirdi. Sonra ise kollarındaki ve bacaklarındaki bandajlara baktı. Bunların hepsi kendi eseriydi.
O gün ikisi de taburcu oldu. Turan vücudu bandajlı bir şekilde eve gidiyordu. Ama bir yandan da eve gitmeye korkuyordu.
Her akşam eve gitmeye korkuyordu...
Turan yıkık dökük ama çok güzel bir bahçesi olan bir apartmana girdi. Merdivenlerle üçüncü kata çıktı çünkü asansör her zamanki gibi bozuktu, tuşları yerinden çıkmıştı. Bina hiç de sağlam değildi.
Turan korkarak kapıyı çaldı. Kapıyı her zamanki gibi ağzı yüzü kan ve morluk içinde kalmış Beta üvey annesi annesi açtı. Arkada üvey babası sarhoş ve sinirli bir şekilde bağırıyordu.
Turan doğduğunda onu ne annesi ne de babası istemişti. O yüzden hem annesi hem de babası üvey ve betaydı.
Annesi ağlayarak "Turan! Girme içeriye! Baban yine çok içti." Diye ağlarken Tiuran'ın ister istemez gözleri doldu. Vücudu istemsizce savunmasız bir alfa kokusu çıkardı.
Turan kendi hâlini düşündü. Parası yok, gerçek bir ailesi yok, kendisini seven yok, ve yakışıklı değil.
Turan her zaman kendisinin yakışıklı olmadığını düşünmüştü. Ama aslında tam tersiydi.
Turan mecburen eve girmedi. Okul çantasıyla birlikte apartmandan çıktı. Dışarısı bir hâyli soğuktu. Hava durumları şimşekli yağmur yağacağını gösteriyordu.
Turan cebindeki son kalan parasıyla bakkala gityi ve bir simit aldı. En azından karnını doyurabilmişti. Soğuk hava ciğerlerini yakıyor, parmak uçlarını üşütüyor, burnu ve yanaklarını kızartıyordu.
O aynı akşam Emir de lüks bir partiye gitmek için şık siyah arabasıyla dışarıda arabasını normalce sürüyordu. Üzerinde takım elbise, gözlerinde şık bir güned gözlüğü vardı. Böyle bir havada güneş gözlüğü giymek ne kadar doğruydu bilinmez.
Emir kırık dökük olan mahallelerden geçerken kendi kendine mırıldandı:
"Buradaki insanlar nasıl bu kadar yoksul oluyor aklım almıyor" dedi. Kahkaha atacaktı ki, arabayla yanından geçtiği birisi gözüne tanıdık geldi.
Arabayı geri aldı ve camı aşağı indirerek Turan'ın yüzüne baktı. Turan simidini çokran yemişti, ağzının kenarında birkaç susam kalmıştı.
"Vay, vay... Kimleri görüyorum burada?"
Turan kaşlarını çattı.
"Yine ne işin var zengin p*ç kurusu?!"
Emir güneş gözlüğünü biraz aşağı indirip baktı.
"Ne oldu yinee? Gecenin bu soğuğunda seni yanlız görüyorum."
"Seni ilgilendirmez."
Turan tam gidecekken Emir onun alfa kokusunu aldı. Enigmalar alfa koksuuna fazlasıyla düşkündü;
"Gitme."
Turan durdu ve omzunun üzerinden Emir'e baktı.
"Ne?"
"Gitme dedim sana."
Turan yürümeye devam edince emir arabadan çıktı ve onun kolunu sıkıca kavrandı. Baş parmağı bandajın dokusunun üzerinden geçti.
"Bırak beni! Benimle ne işin var ki?"
Emir hiçbirşey demeden Turan'ı şık arabasının yolcu koltuğuna götürdü. Enigmalar oldukca güçlü olurdu. Turan bir anda arabaya atılınca şaşırdı ve sinirlendi.
Emir tekrar direksiyona geçti.
"Ne yapmaya çalışıyorsun sen?" Dedi Turan.
(Bu arada hergün yeni bölümler gelecek :) Takipte kalın.)