İçeriğe geç

Krsail Anomalileri

Bölüm 4 · 13 dk okuma

Krsail Anomalileri

Bölüm 4

4. Bölüm - Siyah Kanla Dans Etti Biyoteknolojinin Elçisi

"Abartma... Yürüyerek geldim."

"Şikayet yok. Sadece komik buldum. Sana haberi dememin üstünden yarım saat geçmiş olması lazım, anlıyorsun değil mi? Hani, hiç mi aklına bir cihaz kullanmak gelmedi? Herkes o mıknatıslı kayan ayakkabılarla yürüyor burada..."

"..." Kollarımı kavuşturdum ve mantıklı argümanına cevap vermedim, "Peki o benim olmadığım birkaç saat boyunca ne yaptınız, ve o üstün yardım kimlerden geliyor?"

Sırıttı, o esnada da gözleri kısıldı, "Şimdi iş konuşuyoruz işte." dramatik bir etki yaratmak için sessiz kaldı, bense hiç merak belirtisi göstermeden devam etmesini bekledim. Nihayet başımı hafifçe yana eğdi ve seyirciyi mutlu edemediğini fark ettiğinden hemen devam etti, "Kbeitko Ren bize bizzat yardımcı olacakmış."

Farkında olmadan tuttuğum nefesi bir iç çekişle verdim, "Paradys Komisyonu'nun Baş Araştırmacı'sından mı bahsediyorsun?"

"Tam da üstüne bastın! Açıkçası, gerçekten onun gönderdiğim postamızı bizzat cevaplamasını beklemiyorduk, alt araştırmacılar yardım ederlerse eder, diye düşündük. Ama anlaşılan Sayın ve Sevgili Kbeitko Bey bu lütfu bize layık görmüş..."

Kavuşturduğum kollarımı indirdim ve biraz kaşlarımı çattım, paranoyak davranıyor olabilirdim ama haklıydım ya. Paradys güvenilecek Komisyon, Kbeitko da en masum araştırmacı değildi. "Bu işte onun bir çıkarı olmadığına emin misin?"

Sorum üzerine biraz ciddileşti, "Aslında, onu ben de düşündüm Nusia. Lakin, neden bize, Krsail'e zararlı olacak bir çıkar beslesin ki? Belki de sadece Mytholowa hakkında bilgi sahibi olmak istiyordur." bir anlığına yere baktı, "Endişeni anlıyorum. Ama sanmıyorum." diye kendisini tamamladı.

Kabul etmek istemesem de doğru söylüyordu, Paradys Komisyonu'nun her bir araştırmacısı sonsuz bir merak besliyordu. Bu yüzden, belki de, Kbeitko sadece Mytholowa'yı incelemek istiyordu. Üzerinde hiçbir deney yapmadan... Tamamen bilim etikleriyle beraber... Ona hiçbir zarar vermeden...

Hem bu paranoyaklığım ile bencil olamazdım, Katheringer da benimle çok benzer bir durum içinde bulunmuştu, ona rağmen şu anda muhtemelen Paradys'in yardımını sevinçle karşılıyordu. Çok fazla zaman geçmişti, belki Kbeitko o Facia'dan sonra o kadar da kötücül bir manyak değildi. Belki de en baştan kötücül bir manyak değildi.

İki türlü de, şikayet edemezdim ya. Bulunduğu sıkıntıdan kurtarılması gereken kişi Mytholowa'ydı, ben değil.

"Ben de anlıyorum. O zaman, plan ne?"

Tekrar gülümsedi, "Bakalım..." yavaşça odanın içerisinde yürümeye ve duvarlarda öylece asılı duran, çoğunlukla soyut sanat kullanılmış tablolara bakmaya başladı, bir yandan da jest olarak kaldırdığı işaret parmağını arada bir oynatıyordu, "Kbeitko Ren ile konuşup ona olay hakkında bilgi vereceğiz. Bir ihtimal ona yardım edeceğiz, kağıt işlerini şu anda zaten diğerleriyle onları halletmeye çalışan Naifite'e bırakacağız, eğer Wi'nin başına bir olay gelecek gibi olursa bir de o tehditi ortadan kaldırmak için Oarloch-Frede Komisyonu'na gideceğiz. Falan filan, cart curt derken Mytholowa tamamen iyileşince onu tekrar ait olduğu yere teslim edeceğiz."

Kaldırdığı parmağı çenesine koyup göz kırptı, "Al sana görev."

"Hıh." Göz devirdim, "Evet, klasik görev. Ama her neyse, daha kötü de olabilirdi."

Başını sallamakla yetindi. Ardından tamamen arkasını dönüp kapıya ilerledi. Onun peşinden geldim ve ikimiz de kartlarımızı okuduktan sonra açılan kapı aracılığıyla Paradys'e girdik.

Bu komisyonun tasarımı beni çok korkutuyordu. Yapılan duyuruların rahatsız ediciliği, duvarlarda asılı duran ve hangi gezegenden olduklarını kestiremediğim hayvan veya herhangi bir canlının hologramik modelleri, her insanın taktığı kimisi sanal, kimisi mikroskop, kimisi yapay zekânın desteklediği gözlükler, ellerinde taşıdıkları ve koştukları zaman her yere saçılan kim bilir kaçıncı derece radyoaktif sıvılar... Kalabalık, gürültü, ışık...

Yürümeye devam ederken yutkundum, Paradys Komisyonu bence kapalı kalmaya devam etmeliydi, zaten o kadar iğrenç bir Komisyon en baştan kurulmamalıydı. Kirial'ın da imajını lekeliyordu. İnsanlığımızın yüz karası olacak günahlar bu komisyonda işlenmişti. Ben ve yüzlerce yapay insan da o günahlardan biriydi. Ben ve çaresizce insan olmak için sebep bulmaya çalışan yüzlerce insan.

Cinsiyetsiz bir sesle yapılan bir duyuru daha düşüncelerimi böldü, "Büyük haber! Daha az önce %100 başarılı bir şekilde bir Felis Catus ve Canis Lupus'un yapılarını birleştiren bir canlı yaratan 00442 Numara, Sease Siixi Hanım'ı tebrik ediyoruz!" yüzümü buruşturdum. Kedi ve kurt karışımı bir canlı yaratmak mı? Yüzde yüz başarılı deme ihtiyacı duyuyorlardı, çünkü başarısız olup da bir yaratığa dönüşen, ölen, iç organları dışarıda doğan da bir sürü canlı vardı... Biyoteknolojinin garip etiği buydu.

Phaxsi'ye döndüm, o ise duyuru bitince daha da hırsla çalışmaya başlamış bir grup araştırmacıyı izliyordu, "Kötüymüş." basit yorumunu belirtmeyi ihmal etmedi, ona baktığımı farkedince başını hafifçe eğip bana baktı, "Korkma... Eminim ki başarısız bir denek deney hücresinden firar edip üstümüze saldırmaz."

Bu şakasına gülmemiştim, çünkü daha o denek kendi hücresinin camını kıramadan onu her türlü yöntemle bertaraf edeceklerini biliyordum. Sessizce yürümeye devam ettik, ıssız, sessiz bir koridora girene kadar. Bir an duraksadım. Neredeyse titreyerek başımı yana çevirdim ve yüzlerce deney odasından birine bakarken o odanın kapısı dışında diğer bütün renklerin solmasını izledim.

Gözlerim odağa dayandı, kırpılmadan sadece o kapıyı izledi. Yüksek güvenlikli bir kapı, hemen yanında gardiyan duran bir kapı. Üstünde, "Özel Denek" yazan oda. Yaşadığım deja vu inanılmazdı, sinsi bir kusma isteği damağıma kadar tırmanmıştı. Kapıya bakarken kapının içindeki insan tüplerini görür gibi oluyordum, kanı, teri, gözyaşlarını, başarısızlığı ve amaçsızlığı koklayabiliyordum. Renkler yavaşça RGB takılmış gibi hareket etmeye ve bilincimle oynamaya başladı.

"Nusia. Nusia. Nusia..." yumuşak bir sesin geldiğini farkedince aniden herşeyin karanlık olduğunu ayrımsadım. Omuzlarım hafifçe sarsılıyordu, hızlıca gözlerimi açtım ve sadece onları kırpıştırdım, önümde kapı değil de Phaxsi'nin durduğunu görünce gerçeklik algımı kaybeder gibi hissettim. Gözlerimi açtığımından beri biraz daha endişeyle bakıyordu bana, "İyi misin? Nusia? Konuş benimle."

Yerde yattığımı farkettim. Çökmüş olmalıydım, belleğine fazla yük binmiş veya donanımsal bir hatasının üstüne basılmış bir bilgisayar misali. Ben sessiz kaldıkça onun korktuğunu biliyordum ama yine de yavaş hareket ederek bir elimi başıma koyup keskin ağrıyı gözlemlemeye karar verdim.

Yanağıma bir tokat yediğimi başım yana dönünce anladım, "Cevaplasana..."

"Ha." diye pek kibar olmayan bir tepki verdim, "İyiyim." Tokatı hissetmememin sebebi onun kibarlığından mı içinde bulunduğum rüya benzeri halden mi, bilmiyordum. Phaxsi'nin yardımıyla ayağa kalktım.

Elini alnıma koyarak ateşim var mı diye kontrol etti ama cevabı söylemedi, sadece "Az önce ne oldu?" diye sordu.

Bir anda bize ilginç derece yakın gelen bir ayak sesi işittim, "Açıklayayım..." diyen gereksiz derecede sarkastik bir sesi duyunca kafamı hemen yana çevirdim. Yanımdaki de tetiklenmiş gibi pozisyon aldı.

Toplanmamış uzun yeşil saçları vardı, toksik yeşil renkteki gözleri bir bana, bir Phaxsi'ye sabitlenirken üzerinde kumaş hâlinde göğsünden aşağı sarkan DNA motifleri adımlarıyla iki yana sallanıyordu. Yeşil ve mavinin tonları onun kıyafetlerine hükmediyor gibiydi, boynunda sanki kolyeymişcesine asılı duran, gerektiğinde takılmayı bekleyen anti-radyason gaz maskesi ve kemerine asılı duran, şüpheli derecede parlak sıvı tüpleri vardı. Nihayet durduğunda tek eliyle eldivenini düzeltirken o açıklamayı yaptı, "Deneyime kurban düştünüz, canlarım."

Ben bu adamı tanıyordum ama muhtemelen Phaxsi onu daha önce hiç görmemişti, hemen önüme atılıp, "Kusura bakmayın ama buraya deneğiniz olmaya gelmedik, lütfen arkadaşımın kafasını bir milyon yapmayı bırakır mısınız?" diye tersledi karşımızdaki beyi.

Bey, giysisinin yenini düzeltmekle işini bitirdikten sonra üstünlük kurmak istercesine gülümsedi, "Ahh... Phaxsi... Ne uzun zaman oldu...!"

Ben de, o da bu karşılama sonucunda neredeyse donduk, Phaxsi'ye bir bakış attım ama o da ona öyle derin derin bakıyordu. Yutkundum, o da kısık bir sesle "Peki... Çıkaramadım. Ayrıca kendinizi tanıtmadan da böyle muamelelerde bulunmanız hoş değil." diye karşılık verdi.

Phaxsi'yi tanımlamak gerekirse, kesinlikle manipülatif olabileceği gerçeğini eş geçmezdim. Çünkü öyleydi de, uygun kişiyi bulduğu an onu evirip çevirebilir, en son da onu tamamen amacına uygun hâlde kullanmayı bitirip bir kenara atabilirdi. Ama o, kötü karakterli olmadığı için ekibimize karşı hassas bir noktası da vardı, çoğu zaman herkesi korumayı düşünerek onu yapardı, nihayetinde o da arkadaşlara ve aile olarak gördüğü takımına ihtiyaç duyuyordu. Karmaşık bir karaktere sahipti, beni sürekli bir paranoyaya düşürüyordu.

Ben onu izlerken beyefendi, sessizliği sonlandırıp konuştu,

"Evet, evet, tabii ki... Beni hatırlamaman doğal, oldukça... Her yerde resmimiz olsa bile hâlâ Paradys'e bu saygısızlığı yapanlar var... Lütfen, pek naçizane olmayan kimliğimi size tekrar aktarmama izin verin." bu davetten sonra, bir ayağını diğerinin gerisine aldı ve neredeyse 90° eğilip elleriyle mükemmel bir jest yaptı, "Adım Kbeitko Ren –Rbeitko da diyebilirsiniz– ve moleküller, genetikler ve her türlü canlının diyarı olan Paradys'in baş araştırmacılarından biriyim." derken sesinde tüylerimi diken diken eden bir sinsilik vardı.

Phaxsi donup kalır gibi oldu ama hemencecik toparlandı ve gardını indirdi, yine de önümde durmaya devam ediyordu. Omzunun arkasından ona bir bakış attım, ciddi bir duruşla Kbeitko'yu inceliyordu, "Phaxsi..." diye fısıldadım. Sessiz kaldı. Sessizlik artık garipleşiyordu, Kbeitko bile eğilmeyi bırakmıştı.

Nihayet "Kbeitko'nun bizi böyle görmeye geleceğine inanmıyorum. Endişeliyim ki, siz en iyi ihtimalle onun klonlarından falan olmalısınız."

"Ah, hayır ne münasebet..." tiz bir kıkırtı çıkardı. Ama inanmamıştım çünkü donanımcımızın iyi bir noktaya parmak bastığını biliyordum. Omzunun arkasından çekilip onun yanında yerimi aldım, Kbeitko'ya bakınca başımda eski moda haplardan gelen bir sarhoşluğu andıran garip bir ağrı hissediyordum, bu adam asitle bazın karışımı gibi tehlikeli kokuyordu zaten.

Kollarımı bir defans belirtisi niteliğinde kavuşturdum, "Gerçek Kbeitko Bey'in buradan geçenleri zehirleyecek kadar düşük güvenlik ve etikli bir deney yapacağına inanmıyorum."

Cümlemi bitirir bitirmez küçük bir nesne, mermi hızıyla Kbeitko'nun kafasına çarptı ve siyah, üstünden korkunç dumanlar çıkan kan konfeti misali etrafa saçıldı. Yüzüme sıçramaları sonucu ellerimi korkuyla gözlerime götürdüm, Phaxsi ise neredeyse tepkisiz kaldı. Kbeitko'nun bedeni ise yaklaşık üç saniye sonra tamamıyla yığıldı, ensesini gördüğümde ona isabet eden nesnenin oldukça küçük bir sıvı tüpü olduğunu anladım.

Etrafa dağılan siyah dumanların arasından buraya gelen bir silüet gördüm ve hemen gözlerimi kısıp bu eldivenini düzelten kişiye baktım, nihayet görünüşünü ayrımsayabildiğim kadar yaklaşınca bunun da az öncekiyle birebir aynı bir başka Kbeitko olduğunu anladım. Cesedin arkasına geldiğinde elini yelpazeleyerek dumanı dağıttı ve sıkılmış bir sesle, "İyice zekileşti bunlar..." diye yorumladı.

Dilimi yutmuş gibi hissediyordum o yüzden yine Phaxsi'ye kalmıştım. O da boğazını temizledi ve yüz ifadesini stabil tutmaya çalışarak konuşma denemesinde bulundu, ses tonu titremese de yüzünde siyah kanlarla oldukça ilginç duruyordu, kırmızı gözleri de hiç yardımcı olmuyordu, "Aaa... Tamam, anladım, siz Gerçek Kbeitko olmalısınız..."

Kbeitko bizi yalnız şu an farketmiş olacak ki bize bir bakış attı, ardından gülümsedi, dumanlar iyice dağılmıştı ama hepimiz toz içindeydik, kıyafetlerimizin bir kısmı da o siyah kanla lekelenmişti.

"Ah, siz gelmişsiniz. Rumlig Bistand'den, yanlış mıyım?" Derken sesinin ne kadar da az önceki klona benzediğini anladım.

Donanımcı da ben de sessiz kaldık, hâlâ şüphe doluyduk, adam durumu anlamış olacak ki hemen boğazını temizleyip daha rahatça gülümsedi ve elini göğsüne koydu, "Evet, ben gerçek Kbeitko, Rbeitko da diyebilirsiniz, ve birçok ilginç ve harika bilimin merkezi olan Paradys Komisyonu'nun baş araştırmacılarından naçizane biriyim."

O klon, gerçek olana o kadar yaklaşmıştı ki resmen öz tanıtımları bile neredeyse aynıydı. Farkında olmadan tuttuğum nefesi verdim, Kbeitko da devam etti, "Kusuruma bakmayın. Bazı klonlarım himayemde ayaklandılar. Onlarla başa çıkmak da zor... Az önce gördüğünüz numara 046 bunun örneği."

"Peki ya siyah kan?" Phaxsi sordu, Kbeitko da omuz silkip,

"Mmm... Siyah kan. Gördüğünüz üzere gençlerim, klonlar ana canlıdan ayırt edilmesi imkansız varlıklardır. O yüzden Kirial İstasyonu'nun uygulaması olarak güvenliği sağlamak açısından çekirdeği taşıyıcı yumurtaya koymadan önce çekirdekteki DNA'nın özel bir genini değiştirip kanlarının rengini siyah kılarız." kollarını iki yana açıp devam etti, "Bu sebeple de ona hokkalı bir tüp atmam sonucu fena bir beyin hasarı aldı ve siyah kanı da hepimize saçılan şey oldu."

"Hasar demek az kalır... Gücünüze hayran kaldım, cidden beyni patlamış gibi duruyor." diye alttan alttan laf sokmayı ihmal etmeden gözümün ucuyla kan revan içindeki cesede baktım. Phaxsi kıkırtısının sesi gelmesin diye dudaklarını bastırdı ama bu sefer de omuzları biraz titredi.

Kbeitko yorum yapmadı, konu kapanınca gözlerini sırayla ikimiz üzerinde gezdirdi, "Ne hoş bir çiftsiniz siz. Ah, gençlik işte..."

Çift kelimesinden dolayı irkildim, Phaxsi de sanki bir şey söyleyecekmiş de son anda vazgeçmiş gibi öksürdü, "Biz çift değiliz. Adım kısaca Phaxsi, yanımdaki de Nusia Fu."

"Hmm..." diye onaylama-düşünme karışımı bir ses çıkardı, "İlginç. İkinizin de karnının altında bağlanmış şarj aletleri var... Gerçi, şarj aleti demişken erkek olanınızın üstünde neredeyse bütün bilgisayar donanım aygıtları duruyor ama... CD, USB bellek, BIOS, sürücü, anakart... Ve bir sürü kablo."

Phaxsi hafif süklüm büklüm bir tavırla ensesini kaşıdı, "biraz öyledir... Ama moda zevkimin estetik olduğunu düşünüyorum." gülümsedi.

Kbeitko da kıkırdadı, ardından gözlerini bana çevirdi. O sırada ona onu öldürecek gibi baktığımı fark ettim ve hemen duruşumu düzelttim, Suisui bile konuştuğu kişilere az önce benim baktığım kadar ölük bakmıyordur, diye düşünmeden edemedim. Elimde değildi, sevmiyordum bu bilim insanını. Hulâsa, kendisi tavrımı görmezden geldi ve benim giyim kuşamım üstünde yorum yaptı, "Hm... Garip şekiller... Fazlaca yüzük... Pantolonunun üst kısmında klavye dövmesi var..."

"Yansıtmayı direkt oradan aktarıp klavye olarak kullanabiliyorum. Yüzükler ise daha fazla hologram yansıtıp fazlaca iş yapma kapasitemi artırmak için." diye monotonca açıkladım. Beni incelemeye devam ettiğini görünce tek elimi belime yaslayıp alaycı bir poz verdim. Muhtemelen benden en az bir milenyum büyük olan saygın bir araştırmacıya biraz daha saygı göstermeliydim ama elimde değildi işte, engel olmaya da çalışmıyordum.

"Ahh..." çıkardığı garip sese yorumsuz kalmayı tercih ettim, "Tahmin edeyim, yazılım mühendisisin sen değil mi? O kıyafetindeki piton dövmesi de yazılım dili olan Python olmalı." derken gevşeklikle işaret etti.

"Ahh..." diye aynı sesi daha duygusuz şekilde yansıttım, "Genel kültürünüz en azından onu bilmeye yetiyor demek."

"Ayıp ediyorsun, Nusiacığım," Cevapladı. Az kalsın gözlerimi devirecektim ama kendimi sakındım. Birden bire gözleri gözlerime kilitlendi. Davranışlarının değiştiğini görünce ciddileştim. O yeşil gözleri...

"Hey, hey, hey, eski moda bir aşk dizisi falan mı bu, niçin bakışıyorsunuz?" Phaxsi bizi böldü ve sonunda Kbeitko'nun girdiği transı kırdı. Evet, Phaxsi'nin gözleri bu adamınkinden daha güzel ve daha hipnoz ediciydi, bizimkininkiler kan kırmızısı olsa bile.

Kbeitko hemen toparlandı, "Dert etme canım." Phaxsi'yi cevapladıktan sonra tekrar bana döndü, "Sadece tanıdık bir manzara sezdim biraz önce... İyi iş çıkarmışım." Yüzünü elinin üstüne oturtup bir süre yere baktı. Donanımcı'nın kafası iyice karışmıştı.

"Iııh... İyi iş çıkarmıştım derken? Nusia'nın babası falan mısınız?"

Derhal bakışlarımı ona kaydırdım ve başımı şiddetle iki yana salladım, ama fazla belli etmiştik çünkü Kbeitko rahatsız olduğumu anlamış, cevapsız kalmıştı. Phaxsi endişeyle benim hayır, diye haykıran yüzüme baktı, sonra da kararsızlıkla baş araştırmacıya. Onu bu ikileme sokmak istemezdim ama bunu ona söyleyeceksem bile bunu onun, Kbeitko Ren'in önünde yapmazdım.

"Pekâlâ... Kimseye birisinin kimliğini verecek halim yok, ama eğer Nusia da kabul ederse sizi daha fazla burada değil de odamda ağırlamak isterim. Sizin göreviniz ile ilgili planları da orada konuşmaya başlarız."

"..." rahatsızlıkla saçımla oynadım. Phaxsi tek elini göğsüne koydu ve başını beni rahatlatmak istercesine iki yana salladı. Derin bir nefes aldım. Artık çok eski bir olaydı, önemsizdi, unutulmaya mahkum bir hataydı. Bu yüzden de son hüküm bunu ona, ekip arkadaşıma söylemekti, "Tamam... Öyle yapalım."

Phaxsi içtenlikle gülümsedi, Kbeitko da başıyla onayladı. Ardından arkasını dönerek bizi Paradys'in iyice içlerine kadar rehberlik etmeye başladı. Nihayet biraz daha kalabalık bir bölüme geldik ve hızlıca merdivenleri indik.

Benim açımdan pek hızlıca değildi çünkü merdivenler benim için zor bir aktivite seçeneği idi. Kirial'ın bütün gezegenlerden daha fazla gelişmiş bir teknolojisi vardı, ona rağmen kısa mesafe ışınlayıcılar, hızlı asansörler veya senin yerin 1 - 2 santimetre üstünde manyetik denge ile süzülmeni sağlayan ayakkabılar yerine bazı yerlerde merdivenleri kullanma mahzuru vardı. Bunun sebebinin tembelleşmeyi engelleyip hayatı bizim sonumuzu getirecek kadar kolay kılmamak, diye duymuştum.

Ah şu Kaptanı bir tanıyabilseydim...

Mimarisi ilginç olan bir koridoru daha geçtikten sonra büyükçe bir kapının önüne geldik ve kapı Kbeitko'nun yerine getirdiği oturum açma sonucunda hızlıca açıldı. Biz de içeri girdik. Yaptığım ilk şey etrafa bakmak oldu. Duvarlarda panolar, panolarda kusursuz anatomi çizimleri, panoların yanında ödül niteliğinde bazı kupa ve rozetler, odanın köşelerinde ve kenarlarında genellikle çekmeceler veya vitrinlerin içinde, önünde bazı bilgiler yansıtılmış nesli tükenmiş bir kaç hayvanın modelleri, çekmecelerin üzerindeki mikroskoplar, düzinelerce kağıt ve kimyasal maddeler, odanın en ortasında ise kocaman bir masa, ve üstünde kimisinin isimlerini dahi bilmediğim nesneler ve nicesi vardı, incelemek aslında eğlenceliydi.

Göz ucuyla tavana baktığımda tavandan aşağı sarkan bir tabloda bütün periyodik tablonun bulunduğunu gördüm. Bu oda aslında Kbeitko'yu nasıl hayal edebileceğinizin yansımasıydı.

Phaxsi dayanamayıp bir soru sordu, "Burada mı araştırma yapıyorsunuz, efendim?"

"Yok, hayır... Burası sadece... Anı kutum gibi birşey. Baş Araştırmacılardan olarak sorumluluğum olan kağıt işlerini falan da burada hallediyorum. Sizi burada ağırlamamayı tercih ederim, gelin kaldığım yere geçelim..."

İçime tekrar paranoya doldu ama görmezden gelmeye çalıştım. Phaxsi önüme geçerken bana gerçekliği hatırlatmak istercesine omzumu sıktı. Kbeitko'yu takip etmeye devam ettik. Artık geriye sadece Mytholowa'ya yardımcı olacak planı konuşmak kalmıştı. Ve ondan önce de Phaxsi'ye aslında olduğum şeyi açıklamak.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.