“Bu okulda cidden okumak zorunda mıyım? İnsanların içinde olmayı gerçekten sevmiyorum.”
kız parmağıyla ondan biraz uzakta olan çocuğu işaret etti. “Bununla aynı yerde olmayı hiç sevmiyorum.” çocuk kızın söylediğiyle, onu sinir edecek bir gülümseme kondurdu yüzüne.
“Yani benden alt sınıfta olman senin sinirini bozmuyor öğle mi?”
“Alt sınıfta olmam senden güçsüz olduğum anlamına gelmez. Hala düelloları ben kazanıyorum.”
“Dedi 13 yaşındaki minik sıçan. Ayrıca berabereyiz. Berabere...”
“Miray, Lucas bu kadar didişme yeter.” Kadın esner gibi kollarını havaya kaldırıp, koca bir gülümsemeyle konuşmaya devam etti. “Hava güneşli, kuşlar ötüyor, bugün okulunuzun ilk günü. Gülümseyin...” kadın büyük bir beklenti içinde karşısındaki çocuklara baktı.
“Ben okul sevmem.”
“Ben de güneş sevmem.” Miray sanki başındaki şapkayı daha da yüzüne çekebilirmiş gibi çekti. Lucas iç çekerek ablasına baktı. “Abla sen neden 3 yaşındaki çocukları kreşe getirir gibi bizi okula getirdin ki.”
“Ablana biraz daha saygılı davranmalısın.” Adel kınayıcı şekilde başını iki yana sallayarak konuştu.
“Çünkü, sen iki senedir bu okula gelsende Miray’ın ilk günü. Ayrıca Ly şu an görevde ve eminim aklı Miray’dadır. Onu yurda yerleştirdikten sonra gidebilirim.”
“O zaman ben gidiyorum.” Adel, arkasını gitmek için dönen kardeşinin yakasından tutup yanına çekti. “Neden bize yolu göstermiyorsun?” Yüzündeki tatlı ve tehditvari gülümsemeyle kardeşine baktı.
“Madem yolu ben gösterip sizi götüreceğim, o zaman sen niye geldin? Ayrıca kız yurdunun yolunu benden daha iyi biliyorsun.” bu sırada arkalarından onları ifadesizce dinleyen Miray lafa dahil oldu.
“Aynı soruları sorup duruyorsun! Yoksa ablandan utanıyor musun?”
Adel yalancıktan sanki alınmış gibi bir ifade takınarak Lucas’a baktı. Lucas pes der gibi ellerini kaldırıp ikisine baktı. Adel hafifçe kıkırdayıp gözünü Miraya çevirdi. Her zaman Lucas’a cevap verebilecek potansiyeli sahip Miray cevap vermektense kaçma planları yapıyordu. Tam arkasını dönüp gideceği sırada kolundan tutup onu çekiştiren Adel ile okulun içine doğru ilerlemek zorunda kalmıştı.
Bir yandan çekiştiriyor bir yandan konuşuyordu.
“Her çocuğun okula ihtiyacı vardır. Bir yerde yeni insanlarla tanışmadan, tıkılı kalarak büyüyemezsin.”
“Sizi sevmiyorum, insanları sevmiyorum...” Adel çok şaşırmış gibi bir ifade takınıp konuştu. “Ama biz seni seviyoruz. Ne yapalım?” diyerek konuştu. Sonunda okulun kızlar yurdu tarafına geçmişlerdi.
“Odanı da bulduğumuza göre ben gidiyorum sende ilk gününün keyfini çıkar.” Adel ellerini çırpıp büyük bir enerjiyle karşısındaki Miray’a baktı. Bu hareketiyle kafasındaki şapka arkaya doğru kaymıştı. Düşen şapkayı Lucas, hızla tutup ablasının başına yeniden koymuştu. “Abla sana çıkışa kadar eşlik etmemi ister misin?”
“Senin odan buraya yakın mı?”
“Yan blokta.”
“O zaman ben kendim giderim.” Adel, Lucas ve Miray’ın sırtlarına vurarak el sallayıp kızlar yurdu olan bloktan çıkmak için ilerledi.
Miray, giden Adel’in arkasından, içini saran hüzünle baktı. Lucas Miray’ın hüzünlendiğini anlamıştı.
“Bu kadar endişelenmene gerek yok. Seni yemezler merak etme. Belki de yerler.” Miray’ın ters bakışlarıyla, Lucas, Adel’in gittiği yönün tam tersi olan yöndeki merdivenlere hızla ilerlerken Miray’ın sorusuyla aniden durmuştu. “Lucas senin arkadaşların var değil mi?” Miray’ın ne diyeceğini bilsede sözünü bitirmesi için beklemişti. “Beni tanımıyormuş gibi davran.”
Lucas yüzüne koca bir gülümseme kondurarak hızlıca başını eğip kaldırdı “Hay hay leydim...” lafını bitirir bitirmez ortadan kaybolmuştu.
Miray, bu okulun mimarisini daha önce çok fazla incelesede yatakhane bölümünü hiç incelememişti. Koridor çok yüksek tavanlıydı. Duvarlarda, yerlerde, kapılarda ve tavanda el oymaları bulunuyordu. Oda kapılarının karşısında tavandan yere kadar olan pencereler yer alıyordu. Odaya girmeden önce birkaç adım pencereye doğru ilerledi. Karşısına türlü türlü çiçeklerin bulunduğu çok büyük bir bahçe bulunuyordu. Kuş sesleri ve karşısında gördüğü güzel manzarayla yüzüne ufak bir gülümseme kondurdu.
Dışarıyı yeterince inceledikten sonra pencereye arkasını dönüp oda kapısına doğru ilerledi. Önünde duran büyük kapı koluna kısa bir tereddütten sonra elini koyup aşağıya doğru bastırdı.
Bu kapıların özelliği odaların sahibinden başka kimsenin açamamasıydı.
Odaya ilk girişte krem rengi oturma gurubu ve nerdeyse tüm odayı kaplayan bitkiler dikkat çekiyordu. İçeride kimseyi görmemesiyle rahatça girip kapıyı kapattı. Odanın solunda 2, sağında 1 kapı bulunuyordu. Neyseki eşyaları ondan önce okula getirilmiş ve yerleştirilmişti. Sağdaki kapıyamı yoksa soldaki kapıyamı gideceğini düşündüğü sırada, arkasındaki dış kapıya sert bir şekilde vurulmasıyla irkilmişti. Kapının sesiyle sağ taraftaki oda kapısı aniden açılmış ve aynı anda gülerek içerden iki kız çıkmıştı. Miray onlara baktığı an ikisinin de gözlerinden parıltı çıktığını görmüş gibi olmuştu. Omuzlarının üstünde sarı ve lüle saçları, dizlerinin hemen altına gelen fırfırlı elbiseleri ve gülerek bakan bir yüzleri vardı. Elbiselerin biri mavi diğeri lilaydı. İkiz oldukları ilk bakışta anlaşılıyordu.
“Lin, sence bu yeni oda arkadaşımız mı?” mavi elbiseli kız konuşmuştu.
“Lis, o neden pelerinin kapüşonunu yüzünün yarısına kadar örtmüş? Dışarıda yağmur mu var?”
Lis, Lin’in bu söylediğiyle hızla dudaklarını bilmiyorum anlamında büzmüştü. Miray daha cevap veremeden, kapıdaki kişi ısrarla kapıyı bir kez daha çalmıştı. Lis kardeşinin yanından ayrılıp kapıya doğru ilerledi.
“Kapıyı açmak için biraz daha oyalansaydınız geri gidecektim.” içeriye kahverengi saçını arkadan sıkıca toplamış, Miray’la aynı boylarda olan bir kız girmişti. Bir elini belindeki kılıcın kabzasına diğer elini de beline koymuştu.
“Yorgunluktan ölmek üzereyim.” kılıcını belinden çıkarıp koltuğun kenarına koyduktan sonra kendini koltuğa atmıştı. “Buraya gelmek için antrenmanın ortasında kaçtım. Rex beni öldürecek.” Miray onları geride bırakıp, onların odasının tam karşısında olan oda kapısına ilerledi.
“Hey Lin Lin, yeni oda arkadaşımızın ismini sordun mu?”
“Hayır sormadım.” Miray onların konuşmasını duymuyormuş gibi yaparak odaya girdi. Kapıyı kapatıp sırtını kapıya dönerek odaya baktı. Karşısında tahmininden daha büyük bir oda vardı. Odada 2 yatak, çalışma masaları ve dolaplar bulunuyordu. Yataklar odanın iki ucuna koyulmuştu. Masalarda aralarına yerleştirilmişlerdi. Odanın hangi tarafının kendine ait olduğunu anlamak için baktığı sırada ilerideki masanın üstünde kendi adını gördü.
Hava serin olduğu halde, üstüne aldığı pelerin onu bunaltmıştı. İlk önce üstündeki pelerinden kurtularak sandalyeye attı. Hafif ensesine yapışmış turuncuya kaçan saçları onu rahatsız etmişti.
Saçını açıp tekrardan başında atkuyruğu yaptı. Bu sırada gözü masaların dayalı olduğu pencerelere takılmıştı. Bu pencereler de tavandan yere kadar uzanıyordu. Buradan nerdeyse tüm başkent ve yurdun ön bahçesini görebiliyordu. Yurt, binlerce kız öğrencinin bulunduğu bir yurttu. Bu nedenle de oldukça genişti. Kafasını oda arkadaşının yatağı olan tarafa çevirdi. Çoktan yerleşmiş gibi duruyordu. İstemesede az önce gördüğü kişilerle tanışması gerektiğini biliyordu. Üstüne siyah bir tişört ve toprak rengi pantolonla değiştirdi. Dolabının açmadığı kapağını açarak içine hızla göz gezdirdi. Hiçbir eşyasının eksik olmasını istemiyordu.
“Kılıçlar, hançerler, kitaplar... eksik yok gibi.” Odadan çıkmadan önce üstüne az öncekinden daha ince olan işlemeli pelerini geçirdi. Pelerin kısa olduğu için az önceki kadar dikkat çekici değildi. “Sadece oda arkadaşlarımla tanışmalıyım.” Derin bir nefes alarak odadan çıktı. Kapıyı açtığı anda üçü de gözlerini Miray’a dikmişlerdi. Mavi elbiseli olan “Lin” ellerini çırparak Miraya yaklaştı.
“Merhaba... Ben Lin.” konuşurken lüle saçları sallanıyordu. Kardeşi de hemen onun yanına gelip konuşmaya başlamıştı. “Ben de Lis.” az öncenin aksine kısa saçlarını arkadan toplamıştı. Miray kızların samimiyeti karşısında
kısa bir şok geçirmişti.
“Ben de Miray.”
“Ne kadar güzel bir isim.”
“Saçlarında çok güzel.”
“Gözleri de çok güzel. Hey Lin Lin onu mankenimiz yapalım mı?”
“Lis Lis onu kesinlikle mankenimiz yapmalıyız.” Miray, Lin ve Lis’le ne yapacağını düşünürken arkalarındaki hareketliliğe gözü değdi. Az önceki kız Lin ve Lis’in arkasına geçmiş ve omuzlarından onları koltuğa doğru çekiştirmişti.
“Merhaba, ben Scarlett...” Miray’a tanışmak için elini uzatmıştı. Miray elini görmemezlikten gelip direkt gözünün içine bakarak cevap verdi.
“Merhaba...” Scarlett yüzündeki gülümsemeyi hiç bozmadan elini geri çekti.
“Kahve içer misin? Şimdi demliyordum.” Miray hafifçe başını sallayarak rahat görünen tekli koltuğa kendini attı.
“Teşekkürler...”
“Rica ederim” sondaki “m”yi uzatarak dış kapının sağında kalan ufak tezgaha ilerlemişti. Miray ilk girdiğinde gözünden kaçırmış olmalıydı. “Nerden geliyorsun?” Lis hevesle Miray’ın gözlerinin içine bakıyordu.
“Kuzeyden geliyorum.”
“Lis, kuzeyde 3 şehir vardı değil mi?” Lis hızla başını salladı. Başını sallarken topladığı saçlar tokadan hafifçe çıkmıştı.
“Biz daha önce Lorin’e gitmiştik. Soğuk olsada kesinlikle muhteşem bir şehirdi.”
“Evet gerçekten güzeldir ama ben şehirden gelmiyorum.”
“Kuzeydeki köylerden geliyor olmalısın.” Miray hafifçe başını sallayarak Scarlett’i onayladı.
“Peki siz?”
“Ah kendimizi tanıtmadık. Kabalığımız için lütfen bizi affet.” Lin mahcup bir ifadesini çok kısa bir süre takınıp enerjik haline geri dönmüştü. “Biz Lanes’te doğup büyüdük.”
“Buralı olduğunuz için kesinlikle şanslısınız. Bense evime gitmek için 3 hafta yol gitmeliyim.” Scarlett elinde kahve tepsisiyle Miray’ın karşısındaki tekli koltuğa oturmuştu.
“Kotar’dan mı geliyorsun?” Miray sanki bir an için Scarlett’in gözlerinin içinin parladığını görmüştü. “Evet Kotar’dan geliyorum.”
“Orayı seviyor olmalısın.”
“Hemde çok seviyorum.” Scarlett’in konuşurken aniden gözleri duvardaki saate takılmıştı.
“Yemek zamanı geçiyor! Acele edin. Lis yine senin yüzünden yemeği kaçıracaktık. Düşündükçe kan şekerim düşüyor.”
“Ah! Kahveleri boşuna mı yaptım ben.” Scarlett elini sertçe alnına vurdu. “Tüm sevgimi katmıştım oysaki.”
“Sevgi mi?” Lis yüzünü buruşturarak scarlett’e baktı. “Sevgiyi bilmem ama suyu fazla olmuştu.” Scarlett, Lis’in bu cevabına karşılık koltuğun yanında kınında duran kılıcı alıp, Lis’in sırtına vurdu. Onlar böyle didişirken Lin aceleyle odaya ilerledi.
“Miray en fazla 1 dakikan var. Hazır mısın?”
“Ne için?”
“Tabi sen yemek yemiş olmalısın.” Scarlett, Miray’ın boş bakışlarıyla bir an duraksamıştı. “Yedin mi?”
“Hayır.” Scarlett’le Miray birkaç saniye bakıştıktan sonra, Scarlett gözlerini kısarak konuştu.
“Neden uğraştığım çocuk sayısı dörde çıkmış gibi hissediyorum.” Lin’in odadan çıkışıyla Miray Lin’e baktı. Elinde iki beyaz panço vardı.
“Ben hazırım.” Lin, Lis’in yanına geçerek saçındaki tokayı hızlıca açıp tekrardan topladı.
“Miray gelmiyor musun?” Miray tam kafasını iki yana sallayıp reddedecekken Lis söze atlamıştı.
“Tabi ki geliyor. Hadi Miray!” Miray odadakilerin onu aniden bu kadar ısrarla çağırmasına şaşırmıştı. Oturduğu yerden kalkarak onların arkasından kapıya doğru ilerledi. Yürürken arka cebine koymuş olduğu eldivenleri çıkarıp ellerine geçirdi. Arkada olsa da eldiven giymesi Lis’in dikkatini çekmişti, hava eldiven için yeterince serin değildi.
“Miray kaçıncı sınıfsın? Seni daha önce gördüğümü hatırlamıyorum.” Scarlett merakla hafif arkadan yürüyen Miray’a baktı. “Evet daha önce seni hiç görmedik.” Miray, Lin ve Lis’in aynı anda konuşmasıyla ufak bir tebessüm etmişti. “Birinci sınıfım.”
“Daha ilk senen demek. Okulla ilgili öğrenecek çok şeyin var.” Lis lafını bitirir bitirmez hafifçe kıkırdamıştı.
“Peki siz? tanıştığınıza göre ilk seneniz değil.”
“Biz hepimiz üçüncü sınıfız. Lin ve Lis moda okuyorlar. Lin tasarımcı Lis ise terzi. Giydikleri her şeyi kendileri tasarlar ve dikerler.” Miray ufak bir şaşkınlıkla ikizlere baktı. “Çok yeteneklisiniz.”
“Teşekkür ederiz. İkiz olmak bunu gerektirir.”
“Bende politika ve işletme okuyorum ama eğer iki seneye kadar tüm konuları verirsem tarım bölümüne geçiş yapmak istiyorum.”
“Sanırım yanımda 16 yaşında bir dahi duruyor.” Scarlett kıkırdayarak Miray’a baktı.
“sahiden çok çalışkanım.” Miray artık aynı hizada yürüdüğü Scarlett’in söylediğine çok ufak bir tebessüm etti.
Arkadan aniden Miray’ın yanına gelen Lis konuşmaya başladı. “Mütevazi olduğuna bakma, gerçekten zekidir. Grubun başıdır. O olmasa yemek saatlerini bile kaçırırdık.” sözünü bitirince Lin ve Lis durup sessizce alkış tuttular.
Scarlett alkış tutan iki arkadaşının yakasından tutup öne doğru ittirdi. “Ah şu çocuklar.” Lis, gülerek önümüzde duran yemekhane kapısından girdi. Yemek saatinin bitişine az kaldığı için olsa gerek, yemek sırası kısaydı. Lin, Lis ve Scarlett aralarında Miray’ın anlamadığı bir tartışmaya girmişlerdi. Konudan kopan Miray yemekhaneyi incelemek için onlardan kafasını çevirdi. Oldukça kalabalıktı. Kaşık, çatal sesleri insan sesleriyle karışıp yemekhanede yankı oluşturuyordu. Masalarda oturan öğrenciler Miray’ın içinde olmayan bir sevinçle konuşuyorlardı. Miray öğrencileri incelerken gözü tanıdık bir gözle kesişti. Edwin'nin sahte gülümsemesine karşılık tanımıyormuş gibi yapıp kafasını yeniden kızlara çevirdi. “Lin bizimkileri gördün mü?” Lin, Lis’in sorusuna kafasını sallayıp parmağıyla camın kenarındaki masalardan birini gösterdi.
“Rex gerçekten bu sefer seni öldürebilir.”
“Bakışları beni burdan üşüttü.” Lis ellerini kollarına koyup kendini sanki ısıtmak ister gibi sıvazladı. Miray hangi masadan bahsettiklerini hissettiği bakıştan anlayabiliyordu ama emin olmak için Lin’e dönüp sordu.
“Hangi masadan bahsediyorsunuz?”