İçeriğe geç

KRALİÇENİN DÖNÜŞÜ

Bölüm 19 · 3 dk okuma

KRALİÇENİN DÖNÜŞÜ

Bölüm 19

Buzdan ve Zehirden Mühür

Gece yarısının zifiri karanlığı sarayın üzerine çöktüğünde, dondurucu rüzgar yüksek kulelerin pencerelerinde uğuldamaya devam ediyordu.

Ethan, loş odasında tek bir mumun cılız ışığı altında oturmuş, göğsündeki sarıkları tazeliyordu. Kaslarındaki ağrı ve taze yaranın zonklaması umurunda değildi; zihnini kemiren o şüphe, bedenindeki tüm fiziksel acılardan daha ağır basıyordu.

Tam o sırada odanın kapısı, hiçbir kilit sesi çıkarmadan, bir tüy kadar sessizce aralandı.

İçeriye giren kız, üzerinde ince, bembeyaz bir gece elbisesiyle bir masal hayaleti gibi görünüyordu. Yüzünde, çocukluğundan beri Ethan’ın ezbere bildirdiği o sığınmacı, masum ve hüzünlü ifade vardı. Elinde gümüş bir kase ve temiz bezler tutuyordu.

"Ethan..." dedi, sesi oda içindeki ipek perdeleri okşayan bir fısıltı gibi yumuşacıktı. "Saray hekimlerini geri çevirdiğini duydum. Yaraların bu kadar ağırken uyuyamayacağını biliyordum. Müsaade et, ben ilgileneyim."

Ethan kımıldamadı. Bakışlarını kızın yüzüne dikti. İçindeki gardını en üst seviyeye çıkararak başıyla hafifçe onayladı. "Gel..."

Kız yavaş adımlarla yaklaştı. Gümüş kaseyi masaya bırakıp Ethan’ın önünde diz çöktü. İnce parmakları, Ethan’ın göğsündeki kanlı sarıklara dokunduğu ilk salisede, Ethan’ın şakaklarındaki damarlar kasıldı.

Teni bir ceset kadar buz gibiydi.

Kızın parmaklarından yayılan o tekinsiz soğukluk, Ethan’ın yarasına temas ettiği an, kızın elbisesinin altından, tam göğsünün ortasındaki o gizli madalyondan gözle görülmeyen görünmez bir büyü dalgası yayıldı.

Bir an için oda sallanır gibi oldu. Ethan’ın zihninde ağır, tatlı ve uyuşturucu bir sis belirdi. Madalyondan süzülen o zihinsel zehir, Ethan’ın iradesini bir zırh gibi delip geçmeye başladı. Bakışları bulanıklaştı; zihnindeki o keskin şüphe, yerini ağır bir hülyaya ve karşı konulmaz bir çekim gücüne bıraktı.

Kız, Ethan’ın direncinin kırıldığını hissettiği an dudaklarında beliren hafif bir tebessümle öne kaydı. İpek elbisesinin kumaşı Ethan’ın dizlerine değiyordu. Parmaklarını genç adamın boynuna, oradan şakaklarına doğru kaydırdı. Cildindeki o dondurucu soğukluk, büyünün etkisiyle Ethan’a yakıcı bir arzu gibi gelmeye başlamıştı.

Kız yavaşça Ethan’ın kucağına doğru tırmandı. Dudaklarını Ethan’ın kulağına yaklaştırarak büyüleyici bir fısıltıyla fısıldadı:

"Üç yıl boyunca sadece bu anı hayal ettim... Beni ne kadar özlediğini biliyorum Ethan. Artık bitti. Ruhunu bana ver..."

Kızın dudakları Ethan’ın boynuna ve çenesine süzülürken, Ethan iradesini tamamen kaybetmiş gibiydi. Büyünün tatlı zehri kanında kaynıyordu. Güçlü kollarıyla kızın belini kavradı. Onu tek bir hamlede kucağına alarak doğruldu ve yatağa doğru yürüdü.

Kızı yumuşak kuş tüyü yatağa yatırıp üzerine çıktı. Gözleri kararmış, parmakları kızın sarı saçlarına dolanmıştı. Eğilip kızın dudaklarına hırslı, yakıcı bir buse kondurdu. Kız, tuzağının başarıyla tamamlandığını sanarak zaferle gözlerini kapattı, ellerini Ethan’ın sırtına doladı.

Ancak tam o an... Ethan’ın dudakları kızın dudaklarına dokunduğu o temas noktasında, zihninin en derin, en karanlık zindanından bir ses dalgalandı. Bu ses, büyünün uyuşturduğu bilinci yarıp geçen silik ama saf bir çığlıktı:

“Ethan... Benim güçlü şövalyem...”

O sesle birlikte, Ethan’ın sol göğsündeki yara ve altındaki gümüş kolye, imkansız, katlanılamaz bir kor gibi patladı! Kalbindeki acı öyle dehşet verici bir hal aldı ki, Ethan’ın ciğerleri hava alamayarak daraldı.

O amansız fiziksel ve ruhani acı, gözlerinin önündeki o büyülü perdeyi tek bir salisede yırtıp attı!

Ethan’ın zihni açıldı. Madalyonun illüzyonu darmadağın oldu. Üzerinde yattığı varlığın, teninden yayılan o yapay soğukluğun ve zihnine sızmaya çalışan o zehrin farkına vardığı an, bakışlarında ölümcül bir dehşet ve nefret çaktı.

Büyük bir irade gücüyle kendisini geriye doğru çekti. Yatakta doğrularak kızdan uzaklaştı. Nefes nefeseydi; şakaklarından soğuk terler süzülüyordu.

Yatakta şaşkınlıkla kendisine bakan kıza baktı. İçindeki o devasa öfkeyi ve gerçeği kavrayışını buz gibi bir sahtelikle perdelemek zorundaydı. Kalbine saplanan o acıyı bastırarak derin bir nefes aldı.

"Seni incitmek istemiyorum Elara..." dedi Ethan. Sesi kısıktı, titremesini bastırmak için dişlerini birbirine kenetlemişti. "Yeni döndün... Zindanlardan, o karanlıktan henüz çıktın. Bedenin soğuk, ruhun yorgun..."

Kızın elini tutar gibi yaptı ama parmaklarına dokunmadan geri çekildi. Yüzüne, gözlerindeki şüpheyi gizleyen hüznü ve hürmeti yerleştirdi:

"Seni her şeyden çok özledim... Üç yıl boyunca her gecem senin adınla geçti. Ama bu şekilde olmaz. Seni bu sarayda, tüm krallığın önünde kraliçem yapacağım gün hak ettiğin gibi dokunacağım sana. Sabret... Çok az kaldı."

Kız, Ethan’ın gözlerinin içine baktı. Büyünün neden tamamen işlemediğini anlayamamıştı ama Ethan’ın yüzündeki o saygılı ve korumacı ifade, kızı ikna etmişti.

Ethan arkasını dönüp pencereye doğru yürürken, parmaklarını göğsündeki kolyeye sımsıkı bastırdı. Zihninde yankılanan o tek cümle ruhunu tutuşturuyordu: “Benim güçlü şövalyem...”

Gerçek Elara bir yerlerde acı çekiyordu ve Ethan, üzerindeki bu buzdan sahteliği yok etmek için vakit kaybedemezdi.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.